Toplumsal, siyasal ve sosyal olarak kendisini ifade imkânı bulamayan, görülmeyen, dinlenilmeyen ve dikkate alınmayan ötekilerin seslerini duyurma ve taleplerini görünür kılma çabaları her defasında iktidarlar tarafından başka güçlerle ilişkilendirildi. Taksim Gezi Parkı direnişinde de bir kez daha bu yaklaşım tekrar etti. İşin en başında eylemciler, Türk başbakanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından ‘çapulcu’ suçlaması ile itham edildi. Yine ‘Türkiye ve AKP’nin gelişmesini hazmedemeyenlerin bazı güçlerin tezgâhı’ olarak değerlendirmek, 90 yıllık Cumhuriyetin gerçeği haline gelen tekçi zihniyete dayalı mantığın tezahürüdür. Her talep, mücadele ve kendini ifade etme tavrı, her defasından başka kötü amaçlı güçlerle neden bağlantılandırılır, anlaşılmaya muhtaçtır. Aslında tekçi zihniyetin şekillendirdiği siyasi erki iyi tanıyanlar ve analiz edenler açısından anlaşılır bir durumdur. Çünkü Türkiye’de iktidara gelen tüm siyasi erklerin iktidar olma ve hükümet olmayı sürdürebilmenin neredeyse tek kalıcı güvencesi tekçilik oldu. Bu tekçi tutumdan geriye atılacak her adım neredeyse Türklüğün yok oluşu, ulus devletinin yıkılışı ve Türkiye’nin parçalanması ile eş anlamlı olacağı kurgusuna dayandırıldı. Bu kurgu ırkçılık, milliyetçilik ve faşizmin zemini haline getirildi.
AKP, iktidarının ilk yıllarında söz konusu zihniyeti aşma iddiasını çok fazla dillendirdi. Ama çok kısa bir süre sonra böyle olmadığı ve olmayacağı anlaşıldı. AKP’nin de bu zihniyetin bir başka kulvardan, yeni bir versiyonu, tezahürü olduğu anlaşıldı. Türk siyaset erki AKP ile son yıllarda daha belirginlik kazanan ideolojik kutuplaşmalar üzerinden karşıtlaşma ve birbirini alt etmeye dönük bir siyasi kültür ve gelenek ile yönetilmeye çalışılıyor. Bu yönetme biçimi kendi dışındakini yok sayma, görmeme ve sindirme tutumu içinde oldu, oluyor. AKP de böylesi bir siyasi gelenek, amaç ve hedef üzerinden çok daha pervasız bir pratik içinde oldu. Taksim Gezi Parkı direnişi somutunda isyan edilen ve direnilen bu gerçekliktir. Çok haklı ve yerinde olan bir talebe yanıtın şiddet, saldırı ve sindirmeye amacı üzerinden gelişmesi başka güçlerin bu sürece müdahil olması mümkün hale getirdi. Ulusalcı ve bazı ırkçı kesimlerin bu direnişi kendi lehine dönüştürme çabaları da bu temelde gelişti. Yine farklı ulusal ve uluslararası güçlerin de bu direnişi ve eylemleri sahiplenmesi bu durumla bağlantılıdır.
Direnişi en başında itibaren anlamaktan uzak bir tutum sergileyen AKP iktidarı bu durumdan da birinci dereceden sorumludur. Toplum olarak ekolojik, demokratik ve cinsiyet özgürlükçü temelde yaşamak isteyenlerin taleplerine demokratik tahammüller çerçevesinde gerekli yanıtlar verilmiş olsa, bu gün karşı karşıya olunan manzaralar ortaya çıkmazdı. Yine farklı amaç ve çaba üzerinden bu zemini kullanmak isteyenlere de fırsat sunulmamış olurdu. Türkiye’yi yönetenlerin Taksim Gezi Parkı Direnişi somutunda 90 yıllık bu zihniyet ve yapılanmayı gözden geçirmesi hem Türkiye’nin ve hem de kendi hayırlarına olur.
En başından itibaren bu direnişe öncülük eden gençlerin ve kadınların eylemi amacına denk yürütme ısrarları önemlidir. Bu eylemin amacı özgür, demokratik ve ötekilerin olmadığı bir Türkiye yaratmaktır. Tüm kimliklerin, farklıkların ve renklerin bir arada yaşayacağı bir gelecek yaratmak bölmek, parçalamak değil, tam tersi birlikte yaşamaya hizmet eder.
ÖZÜR VE DÜZELTME: Geçen bir görsel mülakatta Türkiye Kadın Hareketinin mevcut durumunu değerlendirirken, mevcut durumu marjinal olarak ifade etmem yanlış ve gerçeği tam karşılamayan bir ifade olmuştur. Türkiye’deki kadın hareketi olması gereken nokta da olmasa da, önemli bir geçmiş ve bu gün de önemli bulduğum bir mücadele çabası içerisindedir. Bu tespit gerçeği tam ifade etmemiş ve üslup olarak da anlayış ve düşüncemi yadsıyan bir durumdur. Özür diliyor ve düzeltiyorum. Herhangi bir eleştiri ve değerlendirme ulaşmamış olsa da, kendim düzeltme ihtiyacı duydum. Mücadele gerekçem ve amacım açısından bu açıklamayı gerekli gördüm.
Taksim Gezi direnişini doğru okumak