Hasan Cemal yıllık Hac ziyaretini gerçekleştirmiş. Hac derken Mekke’yi kastetmiyoruz. Kastettiğimiz Güney Kürdistan ve tavaf edilenler de onyıllarca Kürdistan dağlarında ellerinde silahlarla dolaşan Kürt yöneticileri ve günümüzün vazgeçilmez Ortadoğu aktörleri; Kak Mesud ve Mam Celal. Geçen yıl Temmuz ayına kadar yapacağı açıklamalar dört gözle beklenen ve Türk basınının manşetlerinden düşmeyen diğer aktör Öcalan ise total izolasyonda.
Buna rağmen ama görüşme konusu tecritteki bu aktör ve örgütü PKK. Otuz yılın değişmez gündem maddesi, Türk basınının, devletinin, kabine ve Milli Güvenlik Kurulu’nun vazgeçilmez konuları.
Irak Devletbaşkanı Celal Talabani, Hasan Cemal’e “PKK silah bırakmak için bana geldi” demiş ve önemli açıklamalarda bulunarak Türk basın ve devletince iddia edilenleri tersyüz etmiş.
16 Kasım tarihinde Milliyet’te yayınlanan konuya ilişkin bölüm aynen şöyle: “Geçen yıl Eylül ayındaki Birleşmiş Milletler Genel Kurulu sırasında Tayyip Erdoğan’la buluştuk. Kendisine dedim ki:
‘PKK bana geldi. Silah bırakmaya hazır olduğunu söyledi, (Bunu söylerken, bana doğru eğildi, ‘silah bırakmak’tan söz ediyorum, ‘ateşkes’ten değil dedi. Hasan Cemal). Bunun için iki koşulu vardı. Biri genel af, öteki anayasadaki vatandaşlık tarifinin yeniden yapılması ve Türk sözcüğünün çıkarılması...’
Erdoğan genel affın kolay olmadığını, kamuoyunun buna hazır olmadığını söyledi. Bu arada bir noktaya değindi. Kendisinin milliyetçi değil Müslüman olduğunu belirtti ve ‘Herkes benim kardeşim’ dedi.
Ben de o zaman Hazreti Muhammed’i örnek alabileceğini söyledim. Mekke’yi zapt ettiği zaman herkesi nasıl serbest bıraktığını anlattım Hazreti Peygamber’in...
Genel af olmayacaksa, dağdakiler ineceklerse, nereye inecekler, hapishaneye mi diye sordum ve bunun gerçekçi olamayacağını söyledim.”
Mam Celal’ın söyledikleri bunlar. Bunlar Erdoğan tarafından da okunacağı hesaba katılarak edilmiş laflar. Öyle laf olsun diye ortaya söylenmemiş, yer ve zaman belirtilerek dile getirilmiş. Ayrıca Mam Celal söylenenler konusunda ikna ve söyleyenlerin niyetine kani olmamış olsa böylesi riskli bir konuda elini maşa olmadan ateşe yaklaştırmaz.
Peki Türk devleti, Erdoğan ve hınk deyicileri ne diyorlar, ne istiyorlar? “PKK silah bıraksın, ondan sonra herşeyi konuşuruz” demiyorlar mı?
O halde silah bıraksın diye ikidebir çağrıda bulunulan PKK, böylesi bir adıma hazır olduğu halde bunu elinin tersiyle iten kim? Siyasal tutsakların azad edilmesine bile hazır olmayan, bunun kapısını kapalı tutan biri Kürt sorununu nasıl çözecek? Hani yeni Anayasa hazırlanacak ve Kürtlerin kimi haklarına kapı aralanacaktı?
Bu açıklamalar bir kez daha gösteriyor ki Türk devleti ve Erdoğan sorunun çözümünden Kürtlerin ve onun siyasal öncüsü PKK’nin kendisini inkarını, tüm değer ve haklardan el çekmesini anlıyorlar.
Tutsakların özgürlüğü ve yurttaşlık tanımlaması gibi oldukça sınırlı taleplere bile kapıları kapalı tutan TC’dir. Erdoğan’ın “PKK silah bıraksın” yollu çağrıları ise olsa olsa kendi mahallesindeki arzuhalcilerle hınk deyicilerden oluşan koroya boş teneke ile akord girişimidir.
Mam Celal devam ediyor: “Diyalog kapısını bir tek adam açabilir, Öcalan... Ve ancak hapishanedeki o adam, Abdullah Öcalan dağdakileri indirebilir” diyerek bir yol haritası öneriyor:
“1- Öcalan’ın hapishane koşullarının iyileştirilmesi... (Bu konuda birinci aşamada iyileştirme, ikincide ev hapsi, üçüncüde af diyor ve bu aşamaların yol haritası sürecinde zaman içinde geçileceğini söylüyor.) 2- Gerçek bir ateşkes. 3- PKK’lı militanların Türkiye sınırları dışına çıkmaları. 4- Yeni vatandaşlık tanımı. 5- Genel af.”
Bu yol haritası eksik. Bu yol haritası belki dün için bir anlam ifade edebilirdi. Ne var ki bugün artık yetmez. Bunlara ulusların kendi kaderilerini belirleme hakkı kapsamında yer alan çözümlerden biriyle (özerklik, federasyon, ayrılma hakkı), Kürtçe’nin eğitim ve kamusal tüm alanlarda kullanımını da eklemek gerekir.
Mam Celal de bilir ki sadece anayasada vatandaşlık tanımının değişmesi yetmez. Öyle olmuş olsaydı Talabani, Irak anayasasında Arap ve Kürt halklarına vurgu yapılmasına, hatta Kürdistan’a otonomi tanınması ve Kürtçenin tüm kamusal alanlarda kullanılmasına rağmen otuzyedi yıl önce silah kuşanıp dağa çıkma ihtiyacı duymazdı?
Talabani’nin ifşaatları da gösteriyor ki masayı deviren PKK değil, bizzat Erdoğan’ın kendisidir!
msahin1@web.de
Talabani: Dağdakiler nereye insin?