Abraham Maslo
Bir süredir ‘terörün finansmanı yasası’ adı altında belli tartışmalar yürütülüyor. Türkiye devleti yetkilileri bu sayede, teröre yurt içi ve yurt dışında destek sağladıkları iddia edilen kişilerin mal varlıklarına el koyabilmeyi planlıyorlar. Bu bağlamda da uluslararası düzenlemelere gitmeyi dolayısıyla, Avrupa ve ABD’nin desteği ile Kürt politikalarının genişletilmesi düşünülüyor.
Aslına bakılacak olunursa, bu yasa ile zaten var olan inkar ve imha politikalarına yasal bir kılıf getirilmek isteniyor. Tabi talancılık olgusu güçlendirilerek bu yasaya ekleniyor. Ancak talancılık kavramı Türkiye siyasetini dizayn edenlerin, pek yabancısı olmadığı bir kavram. Daha öncesinde Rum ve Ermeni soykırımlarında ve hemen arkasında yaptıkları tecrübeler bu bağlamda incelenmeye değer.
Türk devlet yetkililerinin bugünlerde bu talancılık tercübelerini Kürt halkı üzerinde gerçekleştirmeyi planlamaları ve sanki yeni bir yöntemmiş gibi tartışmaları ise sadece bir kendini tekrarlama olayıdır.
Ancak Avrupa ülkelerinin ve ABD’nin de bu uygulamalarda Türkiye’yi pek aratmamaları üzücü bir durum. Ayrıca bugün hala sonuçlanmamış olan ve başlı başına Avrupa’nın demokrasi rezaleti diye nitelendirilebilecek, ROJ TV davası ya da ABD’nin bazı Kürt siyasetçilerinin banka hesaplarını dondurması, bu uygulamaların yakın dönemde yurt dışında yaşanan örnekleridir. Dolayısıyla, Kürt halkına ve onun kurumlarına karşı uygulanan bu tür örnekleri artık Avrupa çapında da arttırmak, mümkün.
Türkiye’ye baktığımızda ise terör suçları kapsamında cezaevlerinde ne kadar Kürt gazetecinin, aydının, siyasetçinin, belediye başkanın ve milletvekilinin bulunduğu biliniyor. Hala hergün onlarca Kürt terör yasaları kapsamıda göz altına alınıyor ya da tutuklanıyor. Fakat bütün bu yöntemlerle devlet hızını alamamış olmalı ki, şimdi bir de bu kişilerin mal varlıklarına el koyma yoluna başvuruyor.
‘Teröre finansman yasası’ kapsamında suç teşkil eden propaganda faaliyetleri konusunda da mal varlıklarına el koyabilmeyi amaçlıyor. Bilindiği gibi propaganda faaliyetleri yürüttükleri gerekçesiyle Kürt halkının tüm basın ve yayın kurumlarına karşı zaten sürekli bir saldırı mevcut.
Üstelik, Kürdistan’da yürütülen tüm kirli savaş yöntemlerinin başarısız kaldığı, yani beklenen sonuçların alınamadığı, artık Türkiye’de de büyük bir kesim tarafından kabul ediliyor. Ancak buna rağmen savaş zihniyetini benimsemiş olanlar, hala Kürt halkının kazanımlarını en minimum düzeye indirgeme konusunda ısrarlı gibi görünüyor.
Fakat bütün bu yapılmak istenen uygulamalar sonuçsuz kalacaktır. Eğer haksız olduğunuzu biliyor ve buna rağmen bir kavgaya giriyorsanız, o kavgayı daha başlamadan kaybettiğinizi de biliyorsunuz demektir. Bu anlamda da artık Türkiye devlet yetkililerinin içerde veya dışarda bu tür yasalar ve uygulamalar kapsamında verdikleri sözler, yaptıkları pazarlıklar, sonuçsuz kalmaya mahkumdur.
Nitekim bu tür yasalar ile hesaplanan Kürt halkının tüm yaşamsal alanlarda yani kültürel, ekonomik, siyasi ve özsavunma v.b. gibi alanlarda, edinebileceği kazanımların önüne geçmektir. Kürt halkını yaşadıkları topraklardan göç ettirmek istenmesi ve bunun ekonomik alana müdahale ederek yapmaya çalışması ise çok kirli pazarlıkların işaretçisidir.
Ancak bu kirli pazarlıklar Kürt halkının onurlu direnişi karşısında ve Kürt Özgürlük Hareketi sayesinde şimdiye kadar olduğu gibi deşifre edilecek ve sonuçsuz bırakılacaktır. Netice itibariye Kürt halkına karşı uygulanan bu potansiyel terörist uygulamalarına son verilmesi doğrultusunda bulunduğumuz her yerde bir bütün olarak, eylemliliklerimiz yükseltmemiz ve sesimizi duyurabilmemiz gerekmektedir.