Türk devleti Kürtler üzerinde özellikle 90 yıldır görülmedik zulüm uyguluyor. Bu 90 yılda neler yaşandığı biliniyor. Bu zulüm yeni koşullarda sürdürülüyor, ama hala bazıları Kürtlerin özgürlük ve demokrasi mücadelesini dış destekli olarak değerlendiriyor. Kürtleri zulme karşı direnecek onurlu bir halk olarak görmüyorlar. Kürt direnişinin dış destekli olduğu söylemleri ister devlet ve hükümetten gelsin, ister kendine yazar aydın diyenlerden gelsin; anlamı: Kürt sorunu yoktur. Zaten Türk başbakanı ağzındaki baklayı çıkarmış; Kürt sorunu kalmamıştır diyerek gerçek zihniyeti ve niyeti ortaya koymuştur.
Devlet ve hükümeti bir yana bırakalım; demokrat ve aydın bir gazeteci olarak bilinen Mehmet Ali Birand’ın söylediklerine bakalım. Mehmet Ali Birand’ın söylediklerine bakılırsa PKK Suriye ve İran’dan aldığı destekle çıtayı yükselterek aşırı taleplerde bulunmaya başlamış; olmayacak hayallere kapılmıştır. Hatta fırsattan istifade Birleşik Kürdistan’ı kurmak istemektedir. PKK bu nedenle çözüme yanaşmıyormuş, çözümden kaçıyormuş, giderek sertleşiyormuş. Masa başında konuşmak, bir şeyler söylemek için konuşmak buna denir.
Mehmet Ali Birand’a soralım: Türk devleti hangi çözüm projesi ortaya koymuş da PKK reddetmiş! PKK 2005 yılından beri ne söylüyorsa bugün de aynı şeyi söylüyor. Oslo görüşmelerinde de devletin bir projesi olmamıştır. Bu süreçte bir proje ortaya koyan Kürt Halk Önderidir. PKK bu protokolleri resmi organlarında onaylamış, ama başbakan reddetmiştir. Çünkü kibir küpü olan Tayyip Erdoğan 2011 seçimlerinden sonra artık her şeyi istediği gibi yapacağına inanmıştır. Bu nedenle ne Kürt Halk Önderi’nin ne de PKK’nin makul ve mütevazı isteklerine yanıt vermiştir. Sorun PKK’nin çıtayı yükseltmesi ve aşırı talepler istemesinden değil, AKP Hükümetinin dört yıl süren görüşmelerden sonra ortaya çıkan protokolleri kabul etmemesinden çıkmıştır.
Direnişin yükselmesi de AKP’nin politikaları sonucudur. AKP geçen yıldan bu yana PKK’yi bitirdik, bitireceğiz demiyor muydu? Kazanvadisi’nde 36 gerillanın tedbirsizlik sonucu yasak silahlarla vurulmasından sonra “belleri kırıldı” deyip kış boyu imha operasyonlarıyla gerillayı bitireceğini söyleyen bu hükümet ve sözcüleri değil miydi? Başbakan’ın kılavuz kargaları her gün PKK’nin bir daha belini doğrultamayacağını söylemiyorlar mıydı? AKP Hükümetinin politikaları bu değil miydi? PKK’nin suçu buna boyun eğmemek ve direnmek midir? Buna karşı direneceğini PKK çok önceden ilan etmemiş midir? AKP’nin bu bitirme politikasına yakın zamana kadar İran da katılmıştı. Ama İran da sonuç alamadı; ağır kayıplar verdi. Sonradan da bir ateşkes durumu ortaya çıktı.
Türkiye-Suriye kavgasını da PKK başlatmadı. Daha 1 yıl öncesine kadar Suriye’yle birlikte PKK düşmanlığı yapan kendileriydi. Türkiye ABD isteğiyle Suriye ve İran politikasını değiştirdi. Bunların PKK ile ne alakası var? PKK’yle alakası, PKK’yi daha kolay tasfiye etmek için ABD’nin gönüllü taşeronu olmasıdır. PKK’nin Türkiye ile savaşı yeni başlamadı ki! PKK önceden de Türkiye ile bir mücadele içindeydi. AKP Hükümeti kendisine sunulan bütün fırsatlara rağmen çözüm için adım atmayıp PKK’nin kendisinin çözümsüz politikalarına karşı direneceğini ortaya koyunca “güvenlikçi politika” denen ezme saldırılarını arttırdı. Zaten hiçbir zaman saldırılarını bırakmamıştı, ama seçimden sonra daha da arttırdı.
PKK’nin direnişi AKP’nin tasfiye politikalarına karşı gelişmektedir. Bu direnişi PKK’nin Suriye ve İran’la ilişkilenmesine bağlamak büyük bir yalandır. Bu iddianın hiçbir gerçek yanı yoktur. Eğer İran ve Suriye ittifakının bozulmasının Türkiye’ye getirdiği sıkıntılar varsa onu da biz bilemeyiz. PKK Kürt halkının özgürlüğü için direnmektedir. Bu direnişi de Kürt halkından aldığı destekle 30-40 yıldır sürmektedir. Bugün yine Kürt halkından aldığı destekle önderliğe özgürlük, Kürdistan’a özgürlük demektedir. Kürt Halk Önderini 14 aydır tehdit ve şantaj altında tutan Türkiye’dir. PKK tüm kongre ve toplantılarında “önderliğe yaklaşım savaş ve barış gerekçesidir” dememiş midir? Kim bir örgüte liderinin bu yaklaşım altında tutulmasına sessiz kal diyebilir? Liderine sahip çıkamayan bir örgüt zaten örgüt olamaz. Her şeyden önce kendi varlık nedenini inkar etmiş olur. Kaldı ki bu önderlik bir örgüt liderliğini aşmış, bir halkın ve ulusun önderi haline gelmiştir. Böyle bir önderin şantaj ve tehdit altında tutulması tabii ki başlı başına bir direniş nedenidir.
PKK Türkiye’ye sen Suriye’de şimdi sıkıntı içindesin, şimdi sana karşı savaşmayacağım mı diyecektir? Yapılan değerlendirmeler gülünçtür. Neredeyse Türkiye Suriye ile savaş içindeyken PKK’ye “direnme, tasfiye saldırılarına boyun eğ” denilmek isteniyor. Yani Türk devletinin kış boyu yürüttüğü imha saldırılarına ses çıkarma, bu saldırılar devam etsin, bıçağın altına boynunu uzat deniyor. Kusura bakılmasın, ama kimse PKK’den bunu bekleyemez.
PKK’nin İran ve Suriye’ye dayanarak direniş yürüttüğü iddiaları temelsizdir, yalandır. Objektif siyasi ortam dışında tek bir delil gösterilemez. Aksine İran ve Suriye hala eski Kürt politikalarında ısrar etmektedir. Gerillanın yürüttüğü direniş ve gösterdiği performans 30 yıllık büyük tecrübenin ve fedailiğin sonucudur.
Türk devletinin, basının işi gücü demagojidir, yalandır. PKK’nin özgürlük mücadelesini gölgelemek için her gün yeni bir yalan üretilmektedir. Daha 5-6 ay öncesine kadar bu PKK neden Suriye ile savaşmıyor denilmiyor muydu? Şimdi Batı Kürdistan Kürtleri özerklik ilan edince “orada PKK var, biz kabul etmeyiz” diye yaygara koparılıyor. Suriye rejimi kabul etmeden nasıl Demokratik Özerklik ilan edersiniz, diyor. Açıkça Suriye’nin eskisi gibi Kürt karşıtı despot bir rejim olması arzulanıyor. Aslında Türkiye Suriye’de Esad’ın gidip yerine kendisine yakın, eskisi gibi başka bir despot rejimin gelmesini istiyordu. Ama bu olmadı. Şimdi eski Suriye’nin dağılıp yerine demokratik bir Suriye’nin gelmesinden korkmaktadır. Bu nedenle Suriye’nin temel demokrasi dinamiği olacak Kürtlerin demokratik siyasi bir güç, demokratik toplum haline gelmesi istenmiyor. Bu nedenle Kürtlerin birliğine de, demokratik özerkliğine de karşı çıkıyorlar. Kürtlere karşı hala Suriye gericiliğinden medet uman bizzat Türkiye’dir.
AKP yandaşlarının, daha doğrusu tüm kültürel soykırımcıların ileri sürdüğü PKK’nin aşırı taleplerde bulunduğu iddiası da külliyen yalandır. Mehmet Ali Birand da kültürel soykırımcıların yürüttüğü psikolojik savaş ortamında bunu tekrarlıyor. Herkes de biliyor ki PKK Demokratik Özerklik istiyor. Bunu da 2005 yılından beri savunmaktadır. Ne azını ne de fazlasını. Kürtlerin kendi kendini yönetme hakkını istemesi en doğal haktır. Günümüz demokrasisinin, gerçek demokrasinin de gereğidir. PKK, bu hak bana verilsin demiyor; Kürtlerin buna hakkı vardır diyor. Örgütlenme ve düşünce özgürlüğü temelinde Kürt halkı kimden yana olursa o siyasi güçler Kürt toplumunun içinde etkin olurlar. Bunun karşı çıkılacak bir yanı yoktur. Aksine her demokratın böyle olmasını savunması gerekir. Kürt Özgürlük Hareketi AKP gibi barajlar, kayıtlar kuyutlar koymuyor. Herkes seçime katılabilir. Düşünce ve örgütlenme özgürlüğü çerçevesinde toplum köyde, mahallede ve her yerde kendi yönetimlerini özgür seçimlerle belirler. Birileri iktidar olsun, ağa olsun, yönetim ayrıcalığına sahip olsun istenmiyor. İktidar değil, halkların kendi kendini yönetmesi (yani demokrasi) gerçekleşsin isteniyor.
PKK’nin kendi tekelinde bir iktidar alanı istediği söylemleri de büyük yalandır. PKK iktidarı lanetliyor. Devleti, iktidarı toplum ve demokrasi düşmanı gören bir harekettir. Proletarya diktatörlüğü gibi kavramları da anlayışları da demokrasi karşıtı, toplum karşıtı olarak görmektedir. Toplum sisteminde demokratik merkeziyetçiliği değil, demokratik konfederalizmi savunmaktadır. Yani PKK kendine iktidar alanı açmak için değil, Kürt toplumunun siyasal egemenlik ve sömürgecilikten kurtulması için –tabii ki kültürel soykırımdan- kendi kendini yönetmesini, yani Demokratik Özerklik’i savunmaktadır. Mehmet Ali Birand’ın söylediği gibi talep yükseltmesi yoktur. Çünkü Demokratik Özerklik’i bazı aydınların söylediği gibi “aza razı olmak” olarak görmemektedir. Özgür ve demokratik yaşamın azı-çoğu yoktur. İktidar ve devleti de çoğu istemek olarak görmemektedir. Hatta ne kadar çok devlet o kadar az özgürlük, ne kadar az devlet o kadar çok özgürlük denklemine inanmaktadır. Zaten Kürt Halk Önderi “devlet ve iktidarı altın tepside de sunsanız kabul etmem” demiştir.
Kürt halkının direnişi de, gerillanın direnişi de özgürlük ve demokrasi içindir. Devlet için savaşılmıyor, ama mevcut Türk devlet sistemiyle de yaşanmak istenmiyor. Mevcut siyasi, sosyal, ekonomik, kültürel ve eğitim sisteminden kopmak isteniyor. Zaten KCK de bu sistemden kopun, bu sistemle yaşamayı kabul etmeyin, kendi demokratik ve özgürlükçü sisteminizi kurun, çağrısı yapmıştır. Tabii özgürlüğü ya da kendi kendini yönetmeyi devlet olarak algılayanlar bunu anlayamaz. Kürtler kendi özgürlük ve demokratik sistemlerini kurmak ve bunun içinde yaşamak istiyorlar. Buna devlet değil demokrasi denmektedir.
Kuşkusuz Kürtler eski Ortadoğu statükosunda köleydiler; yok olmayla karşı karşıyaydılar. Bu nedenle yeni kurulacak Ortadoğu düzeninde statüsüz kalmak istemiyorlar. Bu nedenle direniyor ve mücadele ediyorlar. Kürtler açısından bundan doğal ne olabilir? Türk devleti ise eski statükolar yıkılıp yenileri kurulurken bunun da 20.yüzyılda olduğu gibi Kürtlerin üzerinde siyasi egemenlik ve kültürel soykırım sürdürecek nitelikte olmasını istiyor. Kürtlerin statüsüz kalacağı yeni statükoda Kürtleri tümden Türkleştirmeyi ve ortadan kaldırmayı arzuluyor. Bu nedenle Ortadoğu’da ABD’nin terkisine binmiştir. ABD politikasına uyarsam aldığım destekle Kürtleri statükosuz bırakırım hesabı içindedir. Bu nedenle Libya saldırısının içine balıklama atlamış, Libya’ya saldırının üssü olmuştur. Şimdi de Suriye’ye karşı yürütülen saldırının üssü durumundadır. Amaç, Kürtlere karşı yürüttüğü soykırım savaşında ABD’nin desteğini almaktır. 2003’te ABD’nin istediğini tam yapamadık, bu nedenle Güney Kürdistan federasyonu oluştu; şimdi ABD’nin yanında yer almalıyım ki yeni Kürdistanlar ortaya çıkmasın düşüncesiyle hareket etmektedir. Yani Ortadoğu’daki savaş ortamından yararlanıp Kürtleri soykırım sistemi içinde tutmak isteyen kendisidir. ABD’nin bölgedeki taşeronu olarak Ortadoğu’da yaşanan savaşlardan yararlanmak istiyor. Yararlanmak isterken esas düşündüğü de Kürtleri statüsüz bırakmaktır.
AKP hem 2011 seçimlerinden aldığı sonuçla Kürt politikasında tamamen katı bir çözümsüzlük çizgisinde ısrar etmeye yönelmiş, bu amacına da Ortadoğu’da ABD’nin taşeronu olursa ulaşacağına inanmıştır. Kimin bölgedeki savaştan istifade ederek uğursuz ve kötü emeller peşinde olduğu açıktır. Mehmet Ali Birand gibileri psikolojik savaş altında konuşacaklarına, bu gerçeği görmelidirler.
Kendisi, şimdiki durum 1990’lı yıllardan daha da kötüdür demiyor mu? Bu kötülüğü yaratan AKP politikaları değil midir? Mehmet Ali Birand’a soralım: hangi faşist lider açıktan “kadın da olsa, çocuk da olsa gereğini yaparız”, hangi faşist lider açıkça “yargıya emir verdim, gerekeni yapacaktır” der. Başbakanın bu zihniyeti her şeyi ayan beyan ortaya koymuyor mu?
Talep yüksekliği değil kültürel soykırımda ısrar vardır