
Süresiz-dönüşümsüz açlık grevleri Şakran Cezaevi’nde 47, Sincan Cezaevi’nde 39, Menemen Cezaevi’nde 27, Van Cezaevi’nde 25, Çorum’da 24. gününe ulaştı. Ermenek, Siirt, Osmaniye, Giresun ve Bolu’da da sürüyor. Edirne Cezaevi’nde 36. gününde sona erdiği açıklandı. Bütün PKK ve PAJK’lı tutsakların açlık grevi ise 19. gününde.
Açlık grevi eyleminin 47. gününe girdiği Şakran Cezaevi’ndeki tutsaklardan Abdurrahman Yıldırım, ailesiyle yaptığı telefon görüşmesinde durumlarını anlattı. Şakran’da hak ihlallerinin artarak devam ettiğine dikkat çeken Yıldırım, arkadaşlarının açlık grevine başlamalarının iki temel nedeninin olduğunu söyledi:
* Öcalan üzerindeki tecrit,
* Hem tutsaklar hem de halk üzerinde artan baskılara dikkat çekmek.
Yıldırım, eylemin kararlılıkla sürdürüldüğünü vurguladı. Sağlık durumlarına işaret eden Yıldırım, şunları aktardı: “Her geçen gün durumları kötüye gidiyor. Genel olarak cezaevi koşulları da iyi değil. Açlık grevleri baskılara karşı başlatıldı. Ortak alan ve gazeteler yasaklandı. Dışarıdaki siyasetin etkisi içeriye de yansıyor. Hemen hemen bütün alanda tecridi ağırlaştırıyorlar. Açlık grevindeki arkadaşlarımızın bizim yanımıza gelmelerine izin verilmiyor. Açlık grevinde bulunan tutsakların yanına tüm giriş çıkışlar denetim altına alınmış. Giriş çıkışlarda yaka kartı zorunluluğu konuldu.”
Cezaevindeki koşulların her geçen gün daha da kötüleştiğini ifade eden Yıldırım, “Arkadaşlarımızın talebine şiddetle cevap veriyorlar. Her geçen gün koşulları daha da kötüleşiyor. Ama ne olursa olsun, bizler ne içerde ne de dışarıda onur kırıcı durumları kabul ettik. Bundan sonra da kabul etmeyeceğiz” diye konuştu.
Hastaneye giden arkadaşlarının zorla çıplak aramaya maruz kaldığını belirten Yıldırım, uygulamayı kabul etmeyen arkadaşlarının ise cezaya maruz bırakıldıklarını söyledi. Yaşadıkları zor koşullara rağmen arkadaşlarının eylemini sürdürme kararlılığında olduğunu yineleyen Yıldırım, “Önemli olan Önderliğin durumudur. Açlık grevine giren arkadaşlar özellikle onun için açlık grevine girdiler. Yine dışarıdaki ve içerdeki durum için girdiler. Arkadaşlar kararlıdır” şeklinde konuştu.
Talepleri yerine getirilinceye kadar arkadaşlarının eylemini sürdüreceğinin altını çizen Yıldırım, “Önderliğin durumu düzelmeyene kadar dışarıdaki ve içerdeki baskı ve zulme son vermedikleri sürece açlık grevi sonlanmayacaktır. 5 günlük dönüşümlü açlık grevimiz de devam ediyor. O da devam edecek” dedi.
HDP’li vekil görüştürülmedi
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Muş Milletvekili ve TBMM İnsan Hakları Komisyonu Üyesi Burcu Çelik Özkan, Aliağa Şakran Cezaevi, Sincan Kadın Kapalı Cezaevi, Tekirdağ T1 Cezaevi ve Van T Tipi cezaevlerinde açlık grevinde olan tutukluların durumunun her geçen kötüye gittiğini ve acilen kamuoyu oluşturulmadığı takdirde hapishanelerde ölümlerin olabileceği uyarısını tekrarladı.
Çıkartılan Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile cezaevi yönetimine sınırsız yetkilerin verildiğini, cezaevi görevlilerinin de bu yetkilerin arkasına sığınarak tüm işkence yöntemlerini uyguladığını söyleyen Özkan, çözüm noktasında hiçbir şey yapılmadığında cezaevlerinin birer ölüm evine döndüğünü gördüklerini dile getirdi. Önceki gün Şakran Cezaevi yetkilileri ile yaptığı görüşmeyi aktaran Özkan, cezaevi görevlilerin tutumlarının tamamen uzlaşmaz olduğunu, tutuklular ile görüşme isteklerinin reddedildiğini dile getirdi. Cezaevinde yaşanan hak ihlallerini müdüre sorduklarını; ancak önlerine toz pembe bir tablo konulduğunu dile getiren Özkan, tutsaklar ile görüşme talepleri kabul görmediği için cezaevi ile görüşmeye son vermek zorunda kaldıklarını ifade etti.
Rakam değil insan

İHD İzmir Şubesi, “Daha kaç insanın ölümü karşısında sessiz kalacaksınız. Size rakamlardan değil insandan bahsediyoruz” dedi.
İzmir Şubesi hasta tutsakların durumuna ve cezaevlerinde devam eden açlık grevlerine ilişkin Konak eski Sümerbank önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamaya, HDP yöneticileri, Barış Anneleri Meclisi, açlık grevinde bulunanların yakınları ve çok sayıda kişi katıldı. “Susma, Suça Ortak Olma Ölüyorlar” pankartının açıldığı açıklamada basın metnini okuyan İHD Şube Yöneticisi Ahmet Çiçek, Şakran Cezaevi’ndeki açlık grevinin kritik aşamada olduğunu söyledi.
Çiçek, tutsaklarda açlık grevine bağlı olarak mide bulantısı, baş dönmesi, göz kararması, mide krampı, ışığa bakamama, aşırı koku alma ve buna bağlı olarak kusma hissi, güçsüzlük, görüşlere başkasının yardımıyla çıkabilme, bazılarında yatağa bağımlı kalma gibi fiziksel yitimlerin baş gösterdiğini söyledi.
“Bundan sonraki her an kritik eşik demektir” diyen Çiçek, şunları vurguladı: “Ailelerden, avukatlardan gelen bilgiler ve gazete haberlerine göre açlık grevindeki mahpuslara gerekli tıbbi hassasiyet gösterilmemektedir. Baskı yapıldığı; tehdit ve düşmanca bir dilin kullanıldığını öğrendik. Buradan yetkilileri uyarıyoruz: Mahpuslara Malta Protokolü, İstanbul Sözleşmesi gibi Türkiye’nin de imzaladığı sözleşmeler çerçevesinde yaklaşılsın, aksi durumda oluşacak en ufak olumsuzluğun sorumluları cezaevi yönetimleri, savcılık ve cezaevi hekimliğidir. Buradan tekrar hükümete sesleniyoruz. Daha kaç insanın ölümü karşısında sessiz kalacaksınız. Size rakamlardan değil insandan bahsediyoruz.”
Talepleri, çıkış yoludur
İHD İskenderun Şube Başkanı Coşkun Selçuk, cezaevlerinde başlatılan açlık grevi taleplerinin Türkiye’nin içine girdiği çıkmazdan çıkış için bir yol gösterdiğini ifade etti.
Cezaevlerindeki taleplerin duyulması gerektiğini kaydeden İnsan Hakları Derneği İskenderun Şube Başkanı Coşkun Selçuk, İskenderun M Tipi Kapalı Cezaevinde tahliye edileceği gün yaşamını yitiren 65 yaşındaki Mehmet Yıldızbakan’ı hatırlattı.Bir hasta tutsağın daha yaşamını yitirmesine göz yumulmaması gerektiğini belirten Selçuk, açlık grevlerinin de ölüm sınırına dayandığını ifade etti. Cezaevlerinde ciddi hak ihlallerinin yaşandığını, tutsakların yaşanan hak ihlalleri karşısında insani talepleri olduğunu kaydeden Selçuk, “Cezaevleri OHAL ve darbe dönemlerinde hukukun ilk askıya alındığı yerler olmuştur. Taleplerin insani olduğu da ortadadır. Öyle kin ve intikam duygularıyla yaklaşıp insanların yok edilmesini, ortadan kaldırılmasını seyredemeyiz” diye konuştu.
Tutsakların taleplerinin yerine getirilmesi için İHD olarak üstlerine düşen görevi yerine getirmeye çalıştıklarını ifade eden Selçuk, şunları söyledi: “İnsan haklarına ve hukuka uygun talepler dile getirilmektedir. Öcalan ile görüş yapılması yönündeki talep hukuk çerçevesinde çözülecek bir talep olduğu gibi kişiye özel hukukun uygulanmaması gerekliliğine dikkat çekilmektedir. 2012 yılında yapılan açlık grevlerinde de tutuklu ve hükümlülerin taleplerinden biri buydu ve talebin kabul edilmesinin ardından Türkiye’nin nasıl bir sürece girdiği herkes tarafından görülen bir şeydir. 2012 yılında kabul edilen bu talep barışa kapı aralamış ve Türkiye 3 yıla yakın bir süre yaşanan çatışmasızlık süreci boyunca çocuklarını yitirmemiştir. İnsanlar haksızlık ve hukuksuzluklara karşı bedenlerini ölüme yatırarak çıkmazlardan çıkılması için bir yol gösteriyor. Açlık grevleri her zaman bu ülkenin cezaevlerinin utancı olmuştur. Ancak her zaman da bu ülkede yeni bir sürecin başlamasına vesile olmuştur.”
Gebze Kapalı Kadın Cezaevi’nde tutulan ve 2009 yılında Öcalan’ın çağrısıyla Habur Sınır Kapısı’ndan Türkiye’ye gelen, daha sonra tutuklanan Barış Grubu üyelerinden Elif Yıldız Uludağ’ın ablası Fatma Yıldız da açlık grevlerine dikkat çekti. 2012’deki açlık grevlerine dikkat çeken Yıldız, şunları söyledi: “Başlatılan açlık grevleri ile cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlüler hukuksuzluklara ve savaşa karşı tavırlarını ortaya koymuş ve direnmeye başlamışlardır. 2012 yılında da aynı talepler değil miydi? O zaman ne oldu. Türkiye ne kaybetti. Cezaevlerinin talepleri kabul edilince Türkiye mi kaybetti? Hayır. Aksine Türkiye kazandı. Bugün toplumun büyük kesiminin haykırdığı talepleri, zorla susturulmak istenen toplumun taleplerini cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlüler bedenlerini ölüme yatırarak haykırıyor. Bu ülkenin çocukları için yapıyorlar. Bu ülkenin gelecek nesillerine daha güzel bir ülke bırakmak için yapıyor, bunun için direniyorlar. Ve inanıyorum ki direnmeye de devam edecekler. Bunun için bu ülkenin tüm kesimleri yönünü cezaevlerindeki açlık grevlerine çevirmelidir.”
Haftada 11 defa imza

Kürkçüler Cezaevi’nden tahliye edildiği gün aynı dosyadan tekrar gözaltına Hakan Ergün, tahliye edildiği dava ve serbest bırakıldığı soruşturma kapsamında haftada 11 imza atacağını belirterek, “Bir şekilde ceza içinde ceza verilmek isteniliyor” dedi.
Azadiya Welat ve Özgür Gündem gazetelerinin dağıtımcısı Hakan Ergün, Adana 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 28 Mart günü görülen duruşmada 8 aylık tutukluluk süresinin ardından tahliye edildiği cezaevi kapısında tekrar gözaltına alınmıştı. Ergün, tutuklanma talebiyle sevk edildiği mahkeme tarafından adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Cezaevinde olduğu sırada evine baskın yapılarak ailesine psikolojik baskı yapıldığını söyleyen Ergün, 28 Mart’ta tahliye edildiği sırada polislerin cezaevine gelerek kendisini gözaltına aldığını anımsattı. Hem kendisinin hem de cezaevi önünde bekleyen ailesinin mağdur edildiğini kaydeden Ergün, gözaltı gerekçesinin kendisine söylenmediğini ve tutulduğu Emniyet’te 3 günün sonunda gözaltı gerekçesini öğrendiğini aktardı.
Ergün, şöyle devam etti: “Açılan soruşturma 8 aydır tutuklu olduğum dava dosyasının aynısı. Cezaevinde yatmama rağmen aynı dosyayla karşı karşıya kalmak ironik bir durum. Her iki soruşturmada da sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterildi. İki dosyadan adli kontrol aldım. 4 gün boyunca imza atma karşılığında yargılandığım davadan tahliye edildim. Gözaltına alındığım soruşturmadan ise haftada 7 gün boyunca imza atmam karşılığında serbest bırakıldım. 7 gün boyunca toplamda 11 imza atacağım. Bir nevi psikolojik baskı uygulanmak isteniliyor. Bir şekilde ceza içinde ceza verilmek isteniliyor.”
İZMİR