
Çubukçu: Olması gerekendir
Deklarasyonda yer alan taleplerin "olmazsa olmazların" içinde olduğunu dile getiren Gazeteci Mete Çubukçu, "Kürt kimliğinin anayasal güvenceye alınması, anadilde eğitimin sağlanması bunlar doğal insani ve verilmesi gereken haklardır. Bu konuda artık tartışmaların sürmesi konuyu uzatmak anlamına gelir. Bunların hayata geçirilmesi gerekir. Bunların reddi de zaten sürecin kendisine aykırıdır. Demokratik özerklik meselesi ise, geniş kapsamlı tartışılabilir" dedi.
Anadilde eğitimin sağlanması ve Kürt kimliğinin anayasal güvenceye alınması taleplerin toplumun büyük bir kesim tarafından da kabul görecek talepler olduğunu belirten Çubukçu, "Sürecin, Newroz'da yapılan tarihi açıklamanın gerisine düşeceğini düşünüyorum. Tekrar silahlara dönüş noktasına geleceğini ise düşünmüyorum. Çünkü Newroz'da yapılan açıklama tarihiydi. Oradan geri dönüş olmayacaktır. Ancak sürecin beklentilerden daha uzun süreceği, yavaşlayacağı belki de sürecin ilerlemesi açısından ara formüllerle ya da yeni açılımlar arayışına girileceği kanaatindeyim" diye konuştu.
'En azından niyet beyanı'
Bunları söylerken sürecin ilerleyebilmesi açısından KCK tarafından deklare edilen taleplerin kısa süre içinde karşılanacağı görüşünde olmadığını da ifade eden Çubukçu, sert tartışmaların yaşandığı dönemde sürecin rahatlaması açısından bir takım açıklamaların yapılması gerektiğinin altını çizdi. Çubukçu, şunları ekledi: "Hükümetin bu talepleri çok kısa bir sürede karşılayabileceğini düşünmüyorum. En azından bunların bir kısmının olabileceğine dair bir niyet beyanının olması süreci daha da rahatlatacaktır. Artık ölümlerin olmadığı bir ortama alıştıktan sonra bunun tersi şeylerin yaşanacağı düşüncesi bile toplumda psikolojik olarak bozukluk ve inançsızlık yaratır. Yani eğer pratik adımların zorluğu varsa bile bunların da niyet beyanı ile açıklanması süreci rahatlatacaktır."
Katırcıoğlu: Duyarsız kalındı
Deklarasyonunda yer alan "Kürtlerin bir toplum olarak kabul edilmesinin gereği özyönetiminin, yani Demokratik Özerkliğinin kabulü" talebine işaret eden Prof. Erol Katırcıoğlu ise, hükümet tarafından açıklanan pakette bunu karşılayacak bir maddenin yer almayışı için "Yerel yönetimler ile ilgili zaten sıkıntıları olan bir ülkede yerel yönetimlere uygun adımların atılmasının tam da zamanıydı belki ama buna cesaret edemediler bugüne kadar" dedi. Katırcıoğlu, bu konudaki sözlerini şu ifadelerle sürdürdü: "En kolay yapılacak şeydi bu ama kendi seçim dengeleri içerisinde PKK'ye, Kürt siyasetine taviz vermek olarak algılanıyor. Bu aynı zamanda Kürtlerin en azından yoğun olduğu alanlarda kendi kendilerini yönetme haklarına karşı bir duyarsızlığı da ifade ediyor. KCK'nin taleplerini düşündüğümde bana da sorulsa, ben de benzer şeyleri söylerdim."
'Öcalan doğru söyledi'
Hükümet tarafından hazırlanan ve açıklanmadan önce çözüm sürecine katkı sunacağı beklentilerinin oluştuğu 'demokratikleşme paketi'ne de değinen Katırcıoğlu, "Abdullah Öcalan bence doğru söyledi. Bu paketin Kürtlerle bir alakası yok. Sürecin koşulları ile ilgili herhangi bir şey yoktu. Herhangi bir dönemde açıklanmış olsaydı benim bir itirazım olmazdı pakete ama Türkiye'nin güneydoğusu yanıyor. Suriye olayı var. Alevi sorunu var. Suriye'de Kürtlerin yaşadığı gelişmeler var. Daha cesur adımlar gerekli diye düşünüyorum. Hükümet her zaman yaptığı gibi seçim dengelerine yönelik adımlar atmış" dedi.
Gerger: Temelindeki taleplerdir
Yazar Haluk Gerger ise konuya başka bir açıdan yaklaşarak Kürt sorununun temelinde zaten KCK'nin açıkladığı taleplerin karşılanmamasının yattığına dikkat çekti. "Çok açık bir biçimde çözümün ve barışın formülü de bu taleplerin karşılanmasını içeriyor. Talepler doğal, haklı ve meşru taleplerdir. Türkiye er geç bu talepleri karşılamak zorunda kalacak. Çünkü bölgesel ve uluslararası düzen de değişiyor. Devlet, bu talepleri kesinlikle kabul etmek zorunda kalacak" diyen Gerger, o açıdan yanlıştan ne kadar çabuk dönülürse, o kadar az bedel ödenmiş olacağı uyarısında bulundu. Gerger, Kürt kimliğini tanımak zorunda kalan devletin bu tanımayı anayasal güvenceye almasının demokratikleşme açısından yol açıcı olacağını da söyledi.
'Özerklik herkes içindir'
Gerger, "Demokratik Özerklik" talebine ilişkin ise, "Millet olmaktan kaynaklanan hakların başında öz yönetim geliyor. Halkların kendi kurumlarını işletmesi, kendi kültürüne sahip çıkıp, geliştirmesi gibi öz yönetim unsurları içeren sistemin olması lazım. Bu uluslararası hukukun da kabul ettiği bir haktır" diye konuştu. Öz yönetim biçimlerinin halkların kendi özel siyaseti ve özelliğine göre farklı ele alınabileceğinin meşruluğunu dile getiren Gerger, "Kürtler kendi özyönetim doğal ve meşru haklarını, bugün kendi siyaseti aracılığıyla özerklik olarak ifade ediyorlar. Bu aslında diğer milletler için de muazzam bir şanstır. Bu uzatılan bir kardeşlik elidir" dedi. Gerger, anadil talebine ilişkin yaptığı değerlendirmede de, anadilin hiçbir tartışmaya konu olmadan verilmesi gereken bir hak olduğunu vurguladı.
Türkiye'de var olan toplumsal sorunun "hükümete bırakılmayacak kadar" önemli bir mesele olduğu kaydeden Gerger, şunları ekledi: "Hükümetin toplumsal sorunu çözme konusunda önderlik yapmak istemediği ortada. Bu sefer de öyle olacak. Bu talepler dillendirilmeli. Bu taleplerin içi doldurularak toplumsal tabana sokulmalı. Yoksa devleti ve hükümeti başka yolla etkilemek kolay olmayacak."
Sönmez: İdari reform şart
KCK deklarasyonu için "Yasal ve anayasal bir kimlik talebi en doğal beklentilerden biri. Anadilde eğitim talebi de son derece insani bir talep" yorumunda bulunan Ekonomist Mustafa Sönmez, Demokratik Özerklik talebine ilişkin "İdari reform, Türkiye'de geç kalmış ve demokratikleşmenin şartlarından biridir. Yönetim Türkiye'de çok aşırı merkezileşmiş durumda. Yetkilerin yerele devredilmesi gerekli. Dünya pratiklerinde yapılan budur" diye konuştu. Yereli güçlendirmenin önemine vurgu yapan Sönmez, "Bütün kültürlerin adil gelişmesi için sorunları yerelden çözmek gereklidir. Bunun Türkiye'nin geneline formüle edilmesi gerekir. İspanya gibi çok kültürlü ülkelerde demokratikleşme bu şekilde sağlanmıştır" dedi.
DİHA/ANKARA
Talepler gündeme alınsın
İHD Genel Başkanı Türkdoğan ve MAZLUMDER Genel Başkanı Ünsal, KCK deklarasyonunda yer alan taleplerin bir an önce kabul edilmesini istedi.
ANF'ye konuşan İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan, KCK'nin deklarasyonunda yer alan taleplere dikkati çekerek, "Kürt sorunu zaten başka şekilde çözülemez" dedi. "Bu talepleri destekliyoruz. Bir halkın kimliğinin tanınması, kültürünün yaşatılması insan hakkıdır. Anadilinde eğitim ve öğretim hakkı da hem bireysel hem topluluk hakkıdır" diyen Türkdoğan, yönetime katılma hakkının da uluslararası sözleşmeler bağlamında yer aldığını belirtti. Türkdoğan, şöyle konuştu: "Halkların kendi geleceğini tayin etmesi, yerel yönetimlerin yetkilerinin artırılması ya da ademi merkeziyetçilik, Kürt sorununun çözümü noktasında mutlaka ele alınması gereken hususlar. Bu deklarasyonda belirtilen hususlara Türk devletinin hiç düşünmeden 'evet' demesi lazım. Bu, zaten uluslararası sözleşmelerin dayattığı bir zorunluluk. Kürt siyaseti uluslararası belgelerde yer alan düzenlemeleri istiyorsa, aslında burada Türkiye'nin ne kadar anti demokratik olduğunun görülmesi lazım. Hala darbe anayasası ile yönetilen, evrensel sözleşmeleri kabul etmeyen bir ülke."
KCK deklarasyonuna
karşı çıkanlara Türkiye'nin de taraf olduğu, özellikle Birleşmiş
Milletler'in (BM) sözleşmelerine bakmalarını öneren Türkdoğan, "Türkiye
hem bu sözleşmelere taraf durumunda hem de yerine getirmiyor; Kürt
sorunu üzerine dile getirilen konularda kaçamak davranıyor. KCK
deklarasyonunda dile getirilenlerin zaten doğal hak olduğu için yerine
getirilmesi gerekir. Deklarasyonda ortaya konan durum Kürt sorunundaki
30-40 yılın özetlenmiş hali. Hükümet bu talepleri bir an önce, bu
süreçte yerine getirmeli" dedi.
Türkdoğan, çatışmasızlığın
devam etmesini önemsediklerini belirterek, şunları ekledi:
"Çatışmasızlık mutlaka devam etmeli. Operasyon yetkisi il valilerine
verildi. Çatışmasızlığın devam etmesi için, hükümetin operasyonlar
noktasında adım atmaması lazım. Savaş tezkeresi dediğimiz; Suriye ve
Irak tezkereleri için yetki kullanılmaması lazım."
Kürtler ile eşit görmüyor
ANF'ye
konuşan, İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (MAZLUMDER)
Genel Başkanı Ahmet Faruk Ünsal da KCK deklarasyonunda yer alan
talepleri desteklediklerini ifade ederek, 'demokratikleşme paketi'ni de
bu talepler yerine getirilmediği için eksik bulduklarını kaydetti.
Ünsal, "Hükümetin hazırladığı paketin hem anadilde eğitime resmi
okullarda hak tanınması hem de ademi merkeziyetçilikle ilgili bir madde
içermemesi eksiklikti. Bu, eşitlik meselesinde halen Türkiye devletinin
zihnini netleştirmediğini ortaya koyuyor" dedi.
Kürt
meselesini eşitlik meselesi olarak gördüklerinin altını çizen Ünsal,
"Kendisini Kürtlerle eşit görmediği sürece Türkiye siyasal aklının Kürt
meselesini çözmede aciz kalacağını düşünüyoruz. Bu eşitliğin en temeli
olan anadil meselesi de halledilememiş durumda. Temel mesele çünkü
kimlik, kültür dil üzerinden yürüyor. İkincisi de; ademi
merkeziyetçilik. Bunun da desteklenmesi gerekmekte" diye konuştu.
Hükümetin,
Kürt sorununun çözümüyle ilgili eksik bulunan, talep edilen hususları
gündemine almasını isteyen Ünsal, KCK tarafından da belirtilen üç ana
talebin kabulü için katkı sunmaya çalışacaklarını bildirdi.