1990'larla birlikte özel savaş politikalarının devreye konulduğu Kürt coğrafyasında yaşanan katliamların birçoğu aydınlanmayı bekliyor. 21 yıldır gün yüzüne çıkarılmayı bekleyen bir katliam da Şîvesor'da yaşandı.
Rojava'nın çeşitli kentlerinden PKK'ye katılmak için yola çıkan 7'si kadın 30 genç sınırı geçerek, Cudi Dağı üzerinden Güney Kürdistan'a geçmek istedi. Gençlere Şırnak'ın İdil ilçesi nüfusuna kayıtlı PKK'li Mühittin Tatlı (Serhat Çavreş) eşlik ediyordu. Yola çıkan 31 kişinin tamamı silahsız ve sivil kıyafetliydi.

Askerler silahsız infaz etti

Silopi'ye bağlı Şîvesor Köyü'ne yaklaşık 5 kilometre kala önceden gençlerin geçeceğini öğrenen askerler tarafından yollara pusu kuruldu ve yakın mesafede uzun namlulu silahlarla ateş açılmaya başlandı. Sağ olarak yakalanabilecek olan silahsız gençler silahlarla taranarak infaz edildi. Katliam, medyaya "31 PKK'li çatışmada öldürüldü" şeklinde servis edildi.

Köylüler defnetti

Katliamın tanıkları ise yıllardır travmasını yaşadıkları olayı ilk kez anlattı. 31 gencin cenazelerini alarak dini vecibelerini yerine getirdikten sonra defneden tanıklar, yaşadıklarının ilk günkü gibi taze olduğunu söyledi. Tanıklar, Şîvesor'un yaklaşık 200 metre yakınında 27 genci defnettiklerini, diğer 4 genci ise Xezayî (Doruklu) Köyü'nde toprağa verdiklerini anlattı.

'Cenazeler paramparçaydı'

Katledilen gençleri toprağa veren görgü tanıklarından Osman Kunur, 8 Kasım 1993 tarihinde Rojava'dan gelen 31 kişiye askerler tarafından pusu kurulduğunu söyledi. Cenazeleri defnedenler arasında yer alan Kunur, şunları anlattı: "Gece saat 24.00 gibiydi sanırım pusu attılar ve otomatik silahlarla taradılar. 31 arkadaşı şehit ettiler. Biz de köydeydik, gelen silah seslerini duyuyorduk. Kötü bir şey olduğunu anladık. Aradan 3-4 saat geçti, askerler köye geldiler ve bize 'gelin bu cenazeleri bir yerde defnedin. Köylüler korkuyordu, biz de'eğer bize karışmayacaksanız gelip onları alacağız' dedik, kabul ettiler. Ben ile amcam araçları aldık ve olay yerine gittik. Yakın mesafeden taramıştılar, cesetleri paramparça olmuştu. Cesetleri kaldırmaya çalıştığımızda toplamakta zorlanıyorduk."

'Sivil oldukları biliniyordu'

"Askerler onların sivil olduğunu çok iyi biliyordu, buna rağmen infaz ettiler" diyen Kunur, "31 kişiydiler, bunlardan 7'si kadın arkadaşlardı. Ama biz köye 27 cenazeyi götürdük. Bütün dini vecibelerini yerine getirdik, onları kefenledik ve buraya defin ettik. Bunlardan 4'ü sanırım yaralıydılar ve köye yetişmeden onlar da şehit düştüler. Onlar Doruklu (Xezayî) köyünde defnedildi" şeklinde aktardı.

Köy boşalıncaya kadar bombaladılar

Olaydan bir ay sonra PKK'ye yardım ettikleri gerekçesiyle askerlerin baskılara maruz kaldıklarını dile getiren Kunur, "Bize ya korucu olursunuz ya da köyü boşaltın, diyorlardı. Biz de kabul etmiyorduk ve sürekli BOTAŞ'tan tank topla köyü vurmaya başladılar. Bu aylarca sürdü. Ta ki biz 1994 yılında köyü boşaltıncaya kadar" şeklinde konuştu.

'Hepsi sivil ve silahsızdı'
Olay gecesi köyde olan 65 yaşındaki Hülya Kunur ise yaşamını yitiren 7 kadının cenazesini yıkadı. Kunur'un anlatımları ise şöyle: "Gece yarısı traktör ve kamyonetle bu güzel çocukların cenazelerini getirmişler. Gelip bize '7 kadın arkadaş var onları yıkamak gerekiyor' dediler, ben ve iki kadın gittik onları yıkamaya. Cesetlerinde çok sayıda kurşun vardı. Birçok kişinin elleri ve kolları kurşunlardan dolayı kopmuştu. Paramparça oldukları için yıkamak da zorlanıyorduk. Yıkadık, kefenledik, bütün dini vecibeleri yerine getirdikten sonra onları defnettik. Ertesi gün katledildikleri yere gittiğimizde manzara korkunçtu. Bu çocukların hepsi sivil ve silahsızdı."



ERDOÐAN ALTAN/VELAT ÖZER/DİHA/ŞIRNAK