“Hiç kimseye kötülük etmedim. Yakınlarımı bahtsızlığa sürüklemedim. Gerçek evinde alçaklık etmedim. Kimseyi gücünün dışında çalıştırmadım. Benim yüzümden kimse korku duymadı, yoksulluk çekmedi, acı çekmedi, bahtsız olmadı. Tanrıların kötü gördükleri şeyleri hiçbir zaman yapmadım. Kimseyi aç bırakmadım. Kölelere kötü muamele ettirmedim. Kimseye gözyaşı döktürmedim. Kimseyi öldürmedim. Kimsenin kahpece öldürülmesini emretmedim. Kimseye yalan söylemedim. Hiçbir utandırıcı davranışta bulunmadım. Yiyecekleri pahalı ve eksik satmadım. Terazinin dirhemi üzerine hiçbir zaman elimi bastırmadım. Teraziyle tartarken hiçbir zaman hile yapmadım. Süt çocuklarının ağzından sütü uzaklaştırmadım. Hayvanları çalmadım. Tanrı’nın kuşlarını ağ kurup avlamadım. Ölmüş balığı tutmadım. Hiçbir arkın suyunu başka yöne çevirmedim. Ben temizim, temizim, temizim…”

Bu sözler en az yirmi beş yüzyıl önce söylendi. Mısırlıların meşhur “Ölüler” kitabında geçiyor. Yukarı aldığım paragraf ölümden sonra Oziris’in muhakemesinde okunmuş ve kitaba aktarılmış. Eski Mısır’da ölümden sonra yaşama inanılırdı ve bu dünyadaki sınavı başarı ile vermek önemliydi. Tanrı Oziris önüne bir terazi alır, bir kefesine dirhem diğerine de hakikat koyarmış. Ölülerin açıklamalarını buna göre tartarmış. Hayatın hesabı doğru verilirse cennet kazanılırmış…

Şimdi eski Mısır’ı bırakıp bugüne gelelim. Oziris’in terazisini önümüze alalım ve malum şahsın hakikatini hatırlayalım. Kötülük etmediği kimse neredeyse kalmadı. Hatta kolektif kötülükte kurucu öznelliği daima aktiftir. Bu yönü ile bırakın yakın çevresini koca bir ülkeyi bugün bahtsızlığın tam ortasına sürüklemiş durumda. Gerçekliğe, hakikate alçaklık etmek, onu evinde boğmak tek hakikati olmuş durumda. Kontra düşünceleri ile tiranlık sevdasını yaşamsallaştırmak için her saniye sığındığı şey korku politikalarıdır. Azdırılmış başkanlık kompleksi yüzünden milyonlar acı çekiyor, ölüyor. Kafa üstü bataklığa giden ekonomik veriler binlerin yoksulluğunu derinleştirmekle kalmıyor, işsizler ordusuna her gün yenilerini katıyor. Onun döneminde aç kalanların, anasını alıp gidenlerin, açlıktan intihar edenlerin sayısı bilinmiyor. Kendisi ve tebası dışında herkes ona hizmet etmekle mükellef görüldüğü için kölelerin omuzlarında yükselen krallık özentileri ile inşa ettirdiği sarayında kaç kişiye kötü muamele ettiği de bilinmiyor. 

Yaşamdan teslimiyet ve biatı anladığı için kana doymuyor. Sürekli baş istiyor. Anne karnındaki bebeklerden, seksen yaşına gelmiş yaşlılardan oluşan geniş bir aralıkta kıymadığı, öldürmediği insan kalmadı. Kurdistan ve Kürt nefreti o kadar büyük ki bodrumlarda yakıyor. Halen öldürme ve bunun karşılığında yargılanmama emirleri veriyor. Ülkenin her ilinde gözyaşı döktürdüğü bir aile var. Ve yine bu ülkenin her ilinde, kasabasında, köyünde yer alan bireylere yalan söylüyor. Söylemeye devam ediyor. 

Yalan onun oksijenidir. Kan onun enerjisidir. Eğer yaşamda ahlak ve erdemin karşısına yerleştirilecek şeylerden biri utanç ise utancın dibini boylamış ender insanlardandır. Utandırıcı davranışları ile dondurduğu ahlakı ile vicdanını yitireli çok zaman etti. Onu iyi tanıyanlar, yıkımın, katliamların mimarı olarak terazilerin üzerine, gerçekleri örtbas ve tersyüz etmek için elini nasıl bastırdığını da iyi bilirler. Adaletin terazisini bozmak, yasanın şiddet lüksünden faydalanmak bildiği tek hukuk maddesi. Hayata dair tüm alçaklıklar ve yozlaşmalar dizgesi yetmiyormuş gibi hırsızlık işine de girdi. Yaşamları çalmak yetmedi ve kutu kutu para çalmaya başladı. 

Yetimin hakkına, süt içen bebeğin ekmeğine göz dikti. Ölüleri bile rahat bırakmadı. Kimse onun ölü nefretini unutmayacak. Taşınan naaşa sıktığı gaz ve suyu halen soluyoruz. O suyun sıcaklığı; Hacı Lokmanların, Ekin Wanların üşüyen bedeni hala canlı, hala bellekte taptaze. Adına her gün siyaset yaptığı, son temsilcisi olarak kendini dayattığı dinin kurallarına dair tek bir doğrusu yok…

Gerçekten bu nasıl rezil bir yaşam? Kirlisin, kirlisin, kirlisin diye bağırmaktan ve onun gerçekliğini dile getirmekten başka ne denilebilir? Temizim diyebilecek son insan bu malum şahıstır. 

Mısırlılar, yaşamın sınavını başarı ile vermeyenleri öldükten sonra yeniden öldürürlermiş. Sonsuza dek yok ederlermiş. Bu hali ile daha şimdiden sınavı kaybedenlere ne demeli?