"Ego sum, quisum." Torah(Çıkış 3:14) (1)
Yazarlar, insanın doğasını ve kendileri dışındaki dünyayı edebiyat nesnesi olarak algıladıkları zaman mutlaka gerçeğin dışına çıkar ve maskesini yanına alırlar. Maskeler taktığı kahramanlarını kılıktan kılığa ve ete kemiğe büründürürler. Maske yazara inanılmaz bir özgürlük alanı da sağlar. Ve hiçbir edebiyat eseri maskesiz değildir. Çünkü maske ve oyun yazarın varolma sebebidir. Yazarlar hiçbir şeyi ciddiye almadığı kadar yazma eylemini ciddiye alırlar.
Vergilius, üstesinden gelinmezse hepimizin sonunun cehennem olduğunu söyler. Vergilius, bunu insanın kendi cehennemi olan bilinçdışı için söyler. Örselenmeler karşısında duyguların ve düşüncelerin bastırıldığı bu "Kenan kuyusu”(2) tüm yaşam boyunca insanın içini deştikçe kişilikte yarılmalar olur. Bundan sonra ise kişi bu yarılmaların içinde maskelerle dolaşır.
İşte edebiyat burada önem kazanır ve yaratılan kahramanlar bu yarılmaların can bulması sözcüklerle dile getirilmesidir. Yazarların ve yarattığı her bir kahramanın maskesi düştükçe, onların geriye ittikleri duyguları olan; öfke, korku, kızgınlık, üzüntü ve sevgi trajik bir şekilde ortaya çıkar. Böylece Kenan kuyusu yavaş yavaş boşalır ve insana kendi cehennemi ile baş etmesi için bir umut ışığı oluverir. Karanlık ve aydınlık, oyun ve gerçek arasındaki bu geçişi keşfettikleri için yazarlar bu hayatın en şanslı kişileridir.
Yazarlar, "Ben, Ben olanım” demek için de neşteri ve çekici önce kendi ruhlarını deşmek ve tabularını parçalamak için kullanmışlardır bugüne kadar. Musa, Sina dağında ısrarla sormuştu tanrısına "kavmim senin kim olduğunu sorduğunda onlara ne söyleyeyim?” diye. Tanrı ona şöyle söylemesini buyurmuştu "Ben, Ben olanım.” Bunu da kavmine böyle söyle. Bu maskesiz yüz tanrının yüzüydü.
Hamlet ise Ophelia’ya; "Tanrı size bir yüz vermiş, siz kendinize bir tane daha yapıyorsunuz.” demişti. Belki de bu W. Shakespeare’in yüzüne taktığı maskeden kurtulma isteğiydi. Çünkü yazarlar çoğu zaman bilinç dışındaki düşüncelerini yarattığı kahramanlarına söyletir. Ya da Goethe gibi kendi yapamadıkları şeyi kahramanları vasıtasıyla gerçekleştirirler. Tıpkı Genç Werther’in intiharı gibi. Goethe, intiharın eşiğindeyken Genç Werther yetişmiş ve yaratıcısının yerine intihar etmişti.
Bu oyun ve gerçeklik arasındaki sınırda yazar kendi maskesini kahramanlarının maskeleri ile değiştirir bazen. Bunu kişiliği yarıldığı ve içindeki uçurum derinleştiği için yaparlar. Bu yarılmanın bir tarafı oyun bir tarafı gerçekliktir artık. Sakat kalmış bu yaralı ruhun önünde artık muazzam bir düş dünyası da vardır.
İşte oyuna dalan ve cezası yalnızlık olan yazar bundan sonra maskeler takarak hayatta kalmaya çalışır. Maskesi onun neredeyse uzvuna dönüşür. Artık gerçeklik de yazılmaya başlandığı anda yazar tarafından değiştirilmiştir, kendine karşı vicdanı ve içtenliği kaybolmuştur. Modern insanın yüzüne taktığı maskeler ise çoğalmıştır. Tanrı’nın buyruğu olan; "Ben, ben olanım” cesareti yok olmuştur. Çünkü Tanrıyı öldürüp kendini Tanrı yapmıştır yazar.
Sanırım maskesini ençok kullanan yazar F.M.Dostoyevski’dir. Onun kumarbazı, katili ve şehvet düşkünü kahramanları aynı zamanda onun örselenmiş ve yarılmış kişiliğinin parçalarıdır. Üç kahraman da gerçeklikten uzaklaşmış Süper Ego’nun ve İd’in kölesi olmuştur. Raskolnikov katil, Karamazov baba şehvet düşkünü ve yüksek tabakadan Aleksey İvaneviç kumarbazdır. Bu kahramanların hayatları öylesine trajiktir ki roman boyunca maskenin arkasındaki yüzü merak eder okurlar.
Bu üç yüz Dostoyevski’nin gerçek ve maskesiz yüzüdür. Onun sakat kalmış ve yarılmış ruhundaki günahın, şehvetin açık resmidir. O da Goethe gibi bu maskeleri kendi cehenneminden çıkartmış kahramanlarına giydirmiş bu duyguları onlarla yaşamış ve onun için hayatta kalmayı becermiştir.
Benim çok beğendiğim yazarlardan Puşkin ise öykülerinde ve şiirlerinde kullandığı maskeyi "Gizli Günce” sinde çıkarıp atmış ve bir yazarın çırılçıplakta yazabileceğini maskeye bazen gerek duyulmayacağını göstermiştir. Tabii maskeli edebiyata alışkın olan okurlar ve eleştirmenler neye uğradığını şaşırmışlardır maskesiz edebiyat karşısında.
Kafka’nın, "Dava” romanındaki kahramanı ise hiç görmeyeceği maskeler tarafından suçlanmış, yargılanmış ve ölüme yollanmıştır. Sormadan edemediğim acaba "Dava’nın kahramanın bu trajik sonu olmasaydı ya da Kafka kendi cehennemi olan bilinçdışı ile bu sayede başa çıkmasaydı ne olurdu? Ya da babası ile aşamadığı çatışmasında, yazdığı "Yargı” öyküsündeki gibi kahramanına tek bir buyrukla intiharı uygun görmeseydi ne olurdu acaba? Yine modernitenin çöküşünü anlattığı Dönüşüm adlı eserindeki kahramanı Gregor Samsa’nın modern insanın çöküşüne lanet okuyarak böcek olarak yaşamı seçmesi gibi.
Sonuç olarak insanın yüzünün silindiği her yerde onun cehennemi olan "Kenan kuyusu” hemen devreye giriyor ve onu bir şekilde hayata bağlıyor. Ama yazarın ruhundaki şizoid dünya var olmaya ve "Kenan kuyusu” olan bu kolektif kabus kaynamaya devam ediyor. Yazar ise tanrının yüzü ve kendi maskesi arasında Cehennem ve Araf arasında bu kuyudan yara alarak hayatta kalmaya çalışıyor. Kısacası varolma sebebim edebiyata maske çok yakışıyor.
(1) Ben, ben olanım.
(2) Yusuf'un kardeş kıskançlığı yüzünden atıldığı kuyu.
Cennet BİLEK