Taraf olmanın siyaseti kavramsal olarak dönem dönem kafaların karışmasına neden olur. Zor koşullarda beliren siyasetçi nereye varmak istiyor sorusunu da beraberinde getirir. Doğal olarak her düşüncenin referansları farklı olur ve bu farklar yer yer birbiriyle çatışır/çatışmak zorunda. İdare etmek siyaset mekanizmasında ileriye dönük kaybolmanın detaylarını da bağrında taşır.
Oysa siyasette idare etmek bir çıkmazdır. O çıkmaza bir sözle başlarsınız, referanslarınızı sunarsınız ve o sunum siyasetçinin durduğu yerin zeminini ele verir ve varmak istediği nokta durduğu zemine rağmen farkını hemen belli eder. Beslendiği, kendisini var eden ortamın hayalleriyle çelişmeye başlar. İşte bu çelişkiler bir noktada dillenmiyorsa idare etmenin tam ortasında duruyoruz demektir. Ve de siyaset çıkmazında kafa kaşıyoruz da diyebiliriz.
***
-Siyasi geleneğimiz demokratik kültürün olgunluğuna yabancı diyenler oldukça fazladır.- Bir noktada doğru olabilir fakat Kürtleri ve mücadelelerini her hangi bir mücadele gibi değerlendirirsek bu söylem pek yerinde görünmüyor demektir. Otuz yılı aşkın bir devrimci kültür var ve bu kültür radikal eksenli gelişti, zorün rolü önemsendi. Devrimci zor kaçınılmaz bir gereksinim olarak tüm değerleri şekillendirdi. Doğru olan da buydu.
Olumlu yaklaşımlar kutsandı. Olumsuz yaklaşımlar eleştirildi ve yenilenmek adına birçok yol denendi. Siyaset bilmi zaten böyle bir şeydir. Aksi durumda var olmanın sınırına varamazdık. Tüm bu değerleri bağrında taşıyan anlayış varken, zıttımızı aramıza sokan anlayış nedir peki? İdeolojik ve sınıfsal duruşun netliği kaçınılmaz bir zorunluluksa ve sonra gerekçeler bularak bu kişilikler böyleydi, böyle olabilirdi diye izaha geçmek ne kadar doğru? Bir örgütte çizgi, düşünce sadakati kalmamışsa sızmaların varmak istediği yer, sundukları referansların arka cehpesine bakmak lazımdır.
***
Güçlü olmak bir cazibe yaratır. Çeker; kendini yaşatmak isteyeni… Yani o kadar kirlenmiş kişilikler var ki siz bunları düşünce sistematiğinize göre ayıklamıyorsanız an gelir başınıza bela olurlar ki olana da çok tanık olduk. Acaba diye sorarak, bu kişilikleri vekil yapmazsanız, nereye giderler ya da sizin değerlerinizi savunur pozisiyonda dururlar mı? Siyasette güven düşüncede başlar, sizinle aynı değer yargılarda düşünmeyen size ne kadar faydalı olur? Tüm düşüncelerin aynı çatıda buluşması demokratik bir yaklaşım olabilir, her rengin kendisini ifade ettiği bir çatı çok güzel, fakat çatının, birlikteliğin de etik bir yaklaşımı olur. İşte etik olma durumu geleceğe dair yeni sözler söylemenin planlanmasında ortak olmadır. Senin hayallerine ters ve hatta bu geri olan olgulara karşı savaşmış bir özgürlük hareketi çok daha seçici olmak durumundadır. Çünkü siyaset gericilere bırakılmayacak kadar önemli bir yoldur. Söylem budur ama pratik başka biçimde kendini gösteriyor ne yazık ki.
***
Çok zor bir halk gerçekliğimiz olduğunun bilinci ile her zaman olumsuz ögelerden yola çıkarak kararlar almak böylesi güçlü hayelleri olan bir örgütün işi olabilir mi? Sosyalist olacaksız ve şeriyatı savunanlarla siyeset yapacaksınız, bu iki çelişki yan yana dönüştürmek istediğiniz halkın kafasını karıştırıyor. Siyasette her yolu denemeye çalışmak aslında başa dönmektir.
***
Net olmaktan söz edenler, Ortadoğu’daki çatışmaların özüne bakarlarsa dinin ortaya çıkardığı kaosun resmi ile karşılaşırlar. Bir boğazlaşma var, mezhepler birbirine girmiş... Saygı, sevgi kalmamış... İnsan beyni yiyen canavarlar çoğalmış ve çoğalmakta. Şimdi; tüm bunlar ceryan ederken, birileri çıkar şunu söylerse: “Demokrat Müslümanlar’ı dışarıda tutan hiçbir güç, Türkiye’de, Ortadoğu’da iktidar olamaz.” Sanki tutmak isteyen varmış gibi bir atmosferle karşı karşıyayız. Bu söylem aslında, AKP’nin vardığı yerin yarattığı ruhtur. Sözde AKP, kendini ileri demokrasinin temsil gücü sayıyor. AKP zaten bir itifaklar birliği değil midir? İçinde her kesimden bulabilirsiniz. Kendine solcuyum diyen bile var. Şimdi böylesi bir örnek varken ve baş belası bir seyir içinde ilerlerken, her telden düşünceleri bir araya getirmek hangi aklın karı… İktidar olmak ya da ana muhalefet olmak mıdır mesele? Bu mudur bunca verilen bedel?
***
Ve yine Ortadoğu’da din adına müslümanlar birbirini aşağılıyor. Şimdi böylesi bir referans, şu koşullarda söylenecek şey miydir? Çelişkiler derken bundan söz ediyorum... Yan yana olmak ama birbirini benimsememek adına, birlikte yürümek ne garip şey… Dinin toplumsal yankısı bizi bu güne kadar nereye götürdü-getirdi? Tüm acılarımızın, bir araya gelmememizin ana unsurlarını temsil ederken böylesi bir referansla, özgürlük hareketine ‘ayar verme’ cesurca! İlginç de… Sayın siyasetçimiz çatının aynı yolun yolcuları tarafından oluşması gerektiğinden bi habersiz sanırım.
***
Emel farklı olunca içinde bulunduğu gücün söylemlerinin tam tersi söylemlerle ortaya çıkmak; ben sana katılmıyorum, sol değerlerinden vazgeç, muhafazakarlaş... Türkiyeli solculardan da zaten hayır yok (HDK) ve biz Kürtler zaten dinci bir halkız, ona göre örgütlenme yaratmak durumundayız diyor. Kürtleri ve kadınlarını aritmetik düşüncelerle izaha kalkmak ya da tarif etmek aslında otuz yıldır süren mücadelelerini de anlamamak olur. Çok tahlihsiz, idelojik bir deklem olarak kendi düşüncesini dayatmaktır. Emeğin temel sahipleri sola dair çağrılarla ve yıllardır oluşturmak istedikleri çatının terini dökerken, çıkıp dini referanslar sunmak ideolojik bir çatışmanın belirtisidir. Son olarak birileri islam partisi önerisi ile karşımıza çıkarsa ve de seçimlere bununla girelim derse şaşmayalım.
degirmenci.y@gmail.com
Taraf olmanın sınırı nerede başlar nerede biter!