7 Haziran seçimleri sonrasında istediği sonucu elde edemeyen Erdoğan ve AKP diğer planlarını uygulamaya koydu. Bu planın ön hazırlıkları MGK toplantıları ve Meclis'te onaylanan "İç Güvenlik Yasası“ ile yapıldı. Toplumsal muhalefeti bastırıp, Kürdistan’da savaşı üst boyutlara çıkartmayı hedefleyen AKP,  bunun için her türlü katliam ve vahşetten kaçınmıyor. Bu savaşı  tek başına iktidar olmanın hesabıyla boyutlandırıyor. 1 Kasım'daki erken seçimde her türlü hileye başvurarak HDP’yi devre dışı bırakacakmayı amaçlıyor. Bunu başaramadıkları takdirde olağanüstü hal uygulamasını yaygınlaştırarak, Saray darbesiyle yollarına devam edecekler. Bu planı bozabilecek tek bir yol var. Sokak… Edirne’den Ardahan’a milyonların alanlara çıkarak irademize ipotek koymak isteyenlere, Saray'ın saltanatı için ülkeyi kan gölüne çevirmek isteyenlere "Size savaş yaptırmayacağız“ deme iradesini ortaya koymalı,  "Barış hemen şimdi" talebini haykırmalı. 

Türkiye'nin bugün yaşadığı durum, 1929–1932 yıllarında Almanya’nın içinde bulunduğu hatırlatıyor. 12 Eylül Askeri diktatörlüğüne karşı yapamadığımız birliği, 1990’larda Kürdistan’da yürütülen kirli savaşa karşı Fırat’ın batısında veremediğimiz desteği bugün gercekleştirmekle karşı karşıyayız. Hepimizin ortak gelecegi için omuz omuza direnmemiz bir zorunluluktur.

Orduyu, polisi, MİT’i, yasamayı, yürütmeyi, yargıyı ve medyayı kendi çıkarları doğrultusunda dizayn eden Erdoğan ve AKP şimdi başkanlık hayallerini suya düşüren HDP’yi parlamento dışı bırakıp, AKP’yi Kürdistan’da sıfırlayan Kürtlere infaz, baskı, OHAL yasaları ve her türlü hukuk dışı uygulamayla padişahlığını ilan etmek istiyor. Rize’deki konuşmasında bu amacınıdile getiren Erdoğan, açıkça Türkiye'deki yönetim sistemini keyfince değiştirdiğini ilan ederek, yasaların da kendisine göre değiştirilmesi gerektiğini söyledi. Ayrıca "Biz kimin hangi mezhepten olduğunu ve nerelerde oturduğunu biliyoruz" diyerek, başta Aleviler olmak üzere bütün farklı inançlara da gözdağı vermeyi ihmal etmedi.

Hergün asker, gerilla ve sivil ölümleri haber başlıklarını oluşturuyorsa, Kürdistan’ın kasaba ve şehirleri bombalanıp yakılıyorsa, ormanlar topçu ateşleriyle yok ediliyorsa, devrimciler ve seçilmiş parti yöneticileri, belediye eşbaşkanları uyduruk sebeplerle tutuklanıyorsa, gerillaların cesetlerine evrensel savaş hukuku da çiğnenerek vahşet uygulanıyorsa bu ortamda sağlıklı bir seçim olabilir mi? Kürdistan’ın tamamına yakınında OHAL uygulamaları varken sağlıklı bir seçim olabilir mi? 

Adım adım diktatörlüğünü pekiştiren Erdoğan 7 Haziran'da aldığı yenilgiye karşı B ve C planlarını uyguluyor. Kürt ve Türk halkı bu savaşta evlatlarını yitirdikçe, Erdoğan'a öfke artıyor. Bunu asker ailelerinin tepkileri ve Kürdistan'daki durumda net olarak gösteriyor. Kamuoyu araştırmaları ve anketler de AKP’nin oylarının düştüğünü belirtiyor. Bütün bunlara rağmen seçimi niye istiyor? Bu koşullarda yapılacak bir seçimde hile yapmayı, oyları çalmayı, güvenliği bahane ederek sandıklara el koymayı hedeflediği görülüyor. Erdoğan'ın son olarak yaptığı açıklamada, "Seçimler 7 Haziran gibi olmayacak" demesi de daha çok hile yapmaya çalışacaklarının ilanıdır. İpotek altına aldığı YSK'nın  1 Kasım'da yapılmasını kararlaştırdığı seçimlerle bir kez daha irademize ipotek konulmak istenecek, halkın tercihi çalınmak istenecek.  

Peki Bu kirli plana ve hilelere bizler ne yapmalıyız? Bütün toplumsal muhalefet kesimlerinin, HDP ile birlikte hareket ederek Edirne’den Ardahan’a Gezi ruhuyla sokağa çıkması gerek. CHP ve Haziran Hareketi ve demokrasi güçleri de buna karşı kendilerini sorumlu görmeli. Yine başta devrimciler, sosyalistler olmak üzere bütün emek örgütleri fabrikalarda, atölyelerde, mahalelerde örgütlemeli, seçim çalışmalarında görev üstlenmeli. Bu seçim AKP'nin savaşına karşı halkların barış talebinin seçimi olacak. Savaşa ve faşizme karşı hayatı durdurup, alanları doldurabilirsek başarabilir, haramilerin saltanatına son verebiliriz. Bu bir hayal degil, bugün geçmişe oranla daha güçlü ve daha örgütlüyüz. Milyonların desteğini almış ve bütün muhalefet kesimlerinin temsil edildiği HDP var, halklaşmış bir Kürdistan Özgürlük Hareketi var. Barış isteyen tüm kesimlerin de desteğiyle seçimlerde barışın zaferini kazanmamız hayal değil. 

Sokakta barış isterken, Erdoğan ve ekibinden de hesap soracağız. Madencilerimiz, işçişerimizin katillerinden hesap soracağız. Bizler barışı düşmanlaştırılmak istenen halklarımızla, inançlarımızla gerçekleştireceğiz. Barışın önündeki engel ve savaşın müsebbibi olan haramilerin ve katillerin saltanatına son verme kararlılığı ile sokakları doldurmalıyız.

Tarih bizleri sokağa çağırıyor.