
1 Eylül 1939'da Adolf Hitler'in orduları Polonya'dan başlayarak Avrupa'nın dört bir yanını işgal etti. Henüz iki yıl bile dolmadan Belçika, Hollanda, Danimarka, Norveç, Fransa, Yunanistan ve daha birçok yer Faişist Nazi ordusu tarafından işgal edildi. Bütün dünya, Alman savaş makinasının gücü karşısında şaşkınlık ve korku içindeydi. Nazi ordusu için asıl hedef ve en büyük rakip sosyalizm ve SSCB'ydi. 1941 Haziranı ayında Almanya imzaladığı saldırmazlık anlaşmasını hiçe sayarak SSCB topraklarını işgale girişti. İlk 6 ay geniş Sovyet topraklarının büyük bir kısmı işgal edildi. Naziler yaptıkları yoğun propagandalarla da Sovyetlerin sonunun yaklaştığını dünyaya duyurmaktan geri durmadı. Amaçları, güneyi uzunlamasına ele geçirip Kafkas petrollerine ulaşmaktı. Yollarının üzerinde orta büyüklükte olan Stalingrad bulunuyordu. Stalingrad Hitler için iki yönden çok önemliydi. Birincisi, Sovyet liderinin adını taşımasıydı. İkinci önemli faktör de stratejik öneme sahip olmasıydı.
İtalyan, Romen, Macar kuvvetleriyle takviye edilmiş Nazi ordusu 1942'ün Eylül ayında 1 buçuk milyon asker, panzeri topu, uçağı ve on binlerce savaş makinasıyla büyük bir ateş gücüne sahipti. Tüm askeri dezavantaja rağmen Sovyet Savunma Komitesi halkın şehri terk etmemesi kararını almıştı. 1 buçuk milyonluk orduya karşı, on binlerle ifade edilen Bolşevik Parti üyesi halk arasında örgütlenme yapıyordu. Şehrin düşmesi durumunda yapılacak Nazi katliamının bilincinde olan halk ''Volga ırmağından öte yer yok'' şiarıyla kenetlenmişti. Naziler önce hava saldırılarıyla ve tüm ağır silahlarla şehri yakıp yıktılar. Ele geçirmek üzere harekete geçtiklerinde dış mahallelerden başlayarak her metre için çok sayıda kayıp verdiler. Stalingrad'ın büyük bölümü ele geçirildi ama fabrikalar bölgesi başta olmak üzere birçok bölgeye giremediler. Gittikçe zayıflıyor gibi görünse de direniş kırılamadı. Tüm halkın katılımıyla oluşan Kızıl Ordu 19 Kasım'da karşı saldırıya geçti. Tarih 2 Şubat 1943'ü gösterdiğinde Naziler yenilerek, başlarındaki general ve subaylarıyla teslim oldu. Beş buçuk ay süren kuşatma ve onca imkana rağmen Stalingrad faşizme mezar oldu…
Yıl 2014 ve tarih tekerrür ediyor Kobanê'de! Kapitalist hegemonik güçlerin Kürt halkını teslim almak için uygulamaya koyduğu sayısız imha ve kültürel soykırım politikaları sonuç vermedi. Şimdiye kadar alışılagelen yöntemlerle sonuç alamayan sömürgeci güçler son bir umutla ve kirli hesaplar üzerine faşizmin kılıç artığı IŞİD çetelerini tarih sahnesine çıkardılar.
Son bir-iki yılda hegemonik güçlerin her türlü desteğiyle (siyasi, ekonomik vb.) iyice güçlenen IŞİD çeteleri Suriye'de Rakka, Cerablus, Til Ebyad vb. yerleri işgal ettiler. Sayısız katliamda bulunan bu insanlık düşmanı çetelerin en korkusuz rakibi Demokratik Sosyalizm ve Kürdistan'dı. Bu doğrultuda Musul ve Şengal'de sayısız katliam yapan bu çete örgütü aldığı tüm destekle sayısız tank, top, güze ve sayısız askeri gücüyle 15 Eylül 2014 tarihinde tekrardan Kobanê işgaline yöneldi. Daha önce başarılı olamadıkları için bu sefer tüm güçleriyle yöneldiler. İki yönden Kobanê çok önemliydi. Birincisi; Cizîrê ve Efrîn kantonları arasında stratejik öneme sahip olması, Rojava Direnişi'ne ilk kapıyı açması. İkinci önemli faktöre ise Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın PKK'nin kuruluşu öncesi özgürlük tohumlarını attığı ilk Rojava şehri olması.
Kobanê'ye yönelik uzun süre devam eden kuşatma ve ağır ambargo ardından Türk devleti ve bazı bölge devletlerinin desteklediği IŞİD, işgal ve Kürtsüzleştirme planının startını verdi. Güney, batı ve doğudan tüm güçleriyle ve ağır silahlarıyla Kobanê'yi bombardımana tuttular. Günlerce kesintisiz devam eden saldırılara rağmen, halkın ve YPG/YPJ güçlerinin kilitlendiği tek nokta; ''Kobanê özgürdür, özgür kalacak'' düşüncesiydi. Kararlılığın en somut ifadesi olan bu sözler, Kobanê'nin şiarı oldu. Ağır bombardıman sonucu iştahları kabaran çeteler şehrin kenar mahallelerinden kente saldırdı ve beklemedikleri sonuçlarla karşılaşarak ağır kayıplar verdi.
Özgürlük savaşçılarının direnişleri faşist çeteleri hayal kırıklığına, hüsrana uğrattı. Savaş koşullarının tüm eşitsizliğine rağmen saldırılar püskürtüldü. IŞİD ve destekçilerinin Kobanê hesapları tutmadı. Aylardır süren direniş ardından, artık Kobanêliler ve Kobanê'ye gönül verenlerin dillerinden eksik etmediği ''Kobanê düşmedi ve düşmeyecek'' sözü bir slogandan ibaret değil. Eşsiz bir irade ve direnişle bununun her gün daha da somutlaşarak gerçekleştirildiğine tanık oluyoruz.
Direniş, bir kentin kaderini değiştirdi. Kobanê'deki direniş sadece Rojava'yı, Kürdistan'ın dört bir yanını değil, tüm dünyayı sarstı ve belki de direnenlerin dahi tahmin etmediği bir etki yarattı. Bugün ''Kobanê düşmeyecek'' sözü daha büyük çoğunluk, inanç ve kararlıkla sayısı daha da artan kitlelerce dile getiriliyor.
Başta IŞİD'e destek veren Türk devleti ve diğer güçlerin göremedikleri bir şey var; bir savaşta belirleyici olan teknoloji değil, insandır. Hele bu insan kendi toprağı ve halkının özgürlüğü ve hakikat için savaşıyorsa, bedeli ağır olsa da bu savaşın zaferini er ya da geç görecektir. Kobanê'de tarih tekerrür ederken, tekerrürün sonucu da elbette değişmeyecek, halkın, haklının zaferi olacak: Kobanê düşmeyecek…
Siirt E Tipi Kapalı Cezaevi