En dibe vurduğumuzu hissettiğimiz anlarda; bazı bakışlar, sözler, duruşlar ve bazı eylemler; ışık huzmeleri düşürürler karanlıklarımıza… Bu ışık huzmelerini düşürenler büyük emekçiler, fedakârlardır. Ömrümüzün güvenliği için bize ufuk olanlardır. Soluksuz kaldığımızı hissettiğimiz anda bize bahar nefesi soluyanlardır. Adım atacak takati bulamadığımızda bize dirayet ve cesaret aşılayanlardır; değil yürümekten vazgeçmek bir özgürlük maratoncusu olabileceğimizin inancını ruhumuza, zihnimize nakşedenlerdir. Uçurumun kenarından düşeceğimiz an’lara odaklanmışken, bizi uçurumun kıyılarında kanatlandıranlardır. Havanın, iklimin, suların, kuşların ve kelebeklerin, rengarenk çiçeklerin bile bize umutsuz ve hain baktıklarını, düşman kesildiklerini hissettiğimiz karamsar anların zehrini alıp götüren; içimize umut güneşi olup doğanlardır. Dost eli olup uzananlardır yalnızlığımıza. 

Çağımızda ya da binlerce yıl önce yaşamış olabilirler. Yanıbaşımızda ya da çok uzağımızda olabilirler. Tek bir kişi, bir grup ya da milyonlar olabilirler. Anlı şanlı ya da isimsiz kahraman olabilirler. Çok yaşlı, gencecik, çocuk, kadın-erkek, hermafrodit olabilirler. Doğanın ve toplumsal doğanın çeşitliliği kadar zengin olabilirler. Zamanın ve mekânın, hatta an’ların özgünlüklerine göre sürekli artabilirler. Zulümle "en dilsiz doğa" kılınan insanın, hiç beklenmedik ve umulmadık anlarda ve yerlerde sınırsız ve süresiz dile gelişleridir. 

Kimdir onlar? 

"...Adaleti gerçekleştirme görevi bizzat adaletin peşine düşen insana ait olacaktır. Adaletin yerini bulması için gerekli her türlü anlam ve eylemi geliştirebilecek olan insandır. Tabii “Adalet arıyorum” diyen insanlar bu göreve talip olabilecekleri gibi, bunun gereklerine uygun olarak kendilerini anlamlı, örgütlü ve eylemli kılmalıdırlar" diyen ve sözlerine göre yaşadığı için İmralı tabutluğunda tutulan Rêber Apo’dur.

Gülüşlerini, sevgi dolu enerjilerini yere değdirmememiz, sonsuz bir bahar gibi göğümüzde taşımamız şartı ile bizlere emanet eden Helîn’dir, Nalîn’dir, Rozerîn’dir.

"Benim bedenim bu iplerden sarkarken bile ayaklarım düşmanlarımın başından daha yüksekte olacaktır’’ diyen Qazî Muhammed’dir. 

"Kelebeklerin bile çocuklardan daha uzun yaşadığı bir coğrafyada size hangi şiiri yazayım" diyen Ahmed Arif’dir. 

Afganistan’da açılan ve dünyanın ilk kadın TV’si olan Zan Tv’dir.

Doğan her kız çocuğunun onuruna 111 ağaç diken, kızlar okulu bitirmeden ve 18 yaşına gelmeden evlenmeyecekler diye sözleşme imzalayan Hindistan’ın Rajasthan eyaletinin Piplantri köyüdür.

KHK ile görevlerinden ihraç edilen ve işlerine dönebilmek için; 75 gündür açlık grevindeyken gözaltına alınan Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’dır.

Dersim’de hava saldırısında yaşamını yitiren DHKP’li oğlunun kemiklerini almak için 88 gün açlık grevi yapan ve başaran Kemal Gün’dür.

O kadar çoklar ki… Önemli olan, gönül gözümüzü onlara açabilmektir. Önemli olan, onların hayatlarımıza bahşettiklerinin kıymetini bilebilmektir. Önemli olan, onların bize aşıladıkları direngenliği bizim birbirimize aşılayabilmeyi öğrenmemizdir. Önemli olan, onlardan beslenmeye niyet etmek ve adım atmaktır. Önemli olan, hayatı karartan faşizmin zulmüne teslim olmadan, sonuna kadar özgür yaşam aşkından vazgeçmemektir. Önemli olan, hayal kırıklıklarına yenik düşüp, halkların özgür düşünce-özgür eylem alanı olan siyaseti, egemenlere terk etmemektir. Hayatlarımıza ufuk açanları, hayatlarımıza soluk olanları hayal kırıklığına uğratmamak için yola devam etmektir. Ömürlerinin baharında toprağa düşenleri, ömürlerinin baharını mücadeleye adayıp ömürlerinin olgunlaşan verimiyle toprağı besleyenleri gücendirmemektir, önemli olan!

İnsanların her dönemde çok zor olan yaşamlarını bir nebze olsun rahatlatabilmek, ilerletebilmek için tarihi dönemeçlerde özne olmayı başaranlara verebileceğimiz en anlamlı yanıtı vermeliyiz. İçinde yaşadığımız zamanın, mekânın ve iklimin tarihi dönemeçlerinde tarihi özneler olmalıyız. İnsanı, doğayı, tüm ezilenleri ve farklı kimlikleri nesneleştiren ve yaşamın hücrelerine kadar sızan iktidara inat; yaşamın hücrelerine, kılcal damarlarına, atom altı parçacıklarına nüfuz eden direniş özneleri olmalıyız.