15 Ağustos Eruh Baskını eyleminin 30. yılına girerken büyük, tarihi eylemin üç komutanını arkadaşlarından dinledik. Böylesine büyük, etkili bir eylemi kimler yaptı? Nasıl bir kişiliğe sahiptiler? Bu eylemin komutanlarının yaşamlarından çeşitli kesitleri arkadaşlarından dinledik.



Mahsum Korkmaz’la ilk görüşme...

Cafer ENGİZEK: 1985-86 kışıydı. Erdal(Mustafa Yöndem) arkadaş yanımıza gelmişti. Agit arkadaş Uludere’nin Hedriş Köyü civarındaydı. Erdal arkadaş, Agit arkadaşı görmesi gerekiyordu. O’nun yerine gitmemi söyledi. Bu sayede Agit arkadaşı görme şansım oldu. Küçük bir grupla Hedriş Köyü civarında kalıyordu. Gabar’a geçecekti. İlk gördüğünde bana hemen “yalnız mı geldin” diye sordu. Yalnız gitmek mümkün değildi. Ben “yok” dedim. İki arkadaşla birlikte geldiğimi söyledim. Bir gece birkaç saat sohbet ettik. Hazırlıkları tartıştık. Ayrılmak zorundaydık.
İnsan Agit arkadaşı görünce moral buluyordu. Agit arkadaşın her zaman hazırlıkları vardı. Hedriş çevresinde de hazırlık yapmışlardı. Bedran arkadaşla birlikte sığınak yapmışlardı. Agit ve Bedran arkadaşların yaptıkları sığınakta sonraki kış bir gruba eğitim verdim. Öyle sürekli kendisini savaşa hazırlayan bir pozisyonu vardı. Depolar, sığınaklar… Örneğin Besta’da herkes sığınak olmaz diyordu. Erdal arkadaş sığınak yapmıştı. ‘Bu ülkede üslenme olmaz, Güneye çekilelim’ diyenler vardı. Çünkü ilişki düşmanın eline geçiyor. Erzak da olmuyor. Agit arkadaşın bu durumu aşmak için çabası çok yoğundu.  Bir de düşmana dönük algısı çok netti. “Düşman ne ki. Biz üstüne yürür darbeler, zorlar gelişme sağlarız” diyordu. Hem umutluydu, hem de bu umudu plan programa döküp somutta umut yaratan pratiğin sahibiydi.

Zagroslarda buluşma

Kızıl SİNAN: Agit arkadaşla 1980’in sonlarında tanıştım. Lübnan’dan döndüğümüz zaman Irak KDP’si ile bir anlaşmamız vardı. Agit arkadaş İran tarafında bulunan bir kamptan sorumluydu. Agit ve Mehmet Karasungur arkadaşlar, güçlerimiz ülkeye döndüklerinde onları Kuzey sınırlarına yerleştireceklerdi. Ben Agit arkadaşı İran tarafındaki Şino köyünde gördüm.
O zamanlar Agit arkadaşın ismi sayılı isimler arasından geçiyordu. Gözlüklü Ali (Abdullah Ekinci), Agit ve Karasungur arkadaştan sürekli söz ederdi. Askerlik ve komutanlığından övgüyle bahsederlerdi.
Ülkeye ilk yerleşecek olan grubun içindeydik. Agit arkadaş ülkeye nasıl yerleşeceğiz, nasıl hareket edeceğiz hususlarında bir toplantı yaptı. Suriye’den çıktığımız zaman grubun başından bazı olaylar geçmişti. Kuryemizi kaybetmiştik ve kuryesiz gelmek zorunda kaldığımızdan çok zorluk yaşamıştık. Uzun yürüyüşten ve açlıktan dolayı çok yorulmuştuk. O zaman arkadaşlar biraz dinlenmek istediler. Özel bir yaklaşım isteniyordu. Bunun üzerine Agit arkadaş var olan imkanlar, bir PKK militanının gerçeği ve Kürdistan’da hangi koşullar altında devrimcilik, gerillacılık yapılacak noktalarında bir tartışma yürüttü bizimle. O zaman Agit arkadaş kendini terbiye etme ve eğitmenin önemine değiniyor, iradeyi güçlendirmemiz gerektiğini anlattı.


Büyük etkisinin sebebi...
Gürcan BOTÎ: O, PKK’nin ideolojisini kendi yaşam ve pratiği ile gerçekleştiren bir gerilla komutanıydı. O’nun komutanlığı selvi boyu, iri yarı yapısı ya da sağlıklı, güçlü her koşula dayanıklı olan bünyesinden kaynaklanmıyordu. Hatta fiziki bakımdan gerilla için dezavantaj olabilecek rahatsızlıkları da vardı. Agit arkadaş düztabandı ve ilaç kullanmasını gerekli kılan hastalıkları vardı. O’nun büyük komutanlık özelliği güçlü iradesi, sade ve mütevazi yaşamı, yoldaşlık ve fedakarlıkla yarattığı güçlü etkisindeydi. Agit arkadaş ortamda, yaşamda her an hepimizle birlikteydi. Bizimle içli-dışlıydı. O’nun konumundan ve kendi geleneksel düzeyimizden dolayı biz kendisine mesafeli dururduk. Fakat o bunu görmezden gelir, her an aramızda olur, her şeyini ve her şeyimizi paylaşırdı.
Hepimizin üzerinde kesin ve etkili bir otoriteydi. Fakat asla egemen değildi. Agit arkadaşın yetki algılaması ve kullanımı kesinlikle kendindeki egemenlik olgusunu örgütlemeye ve uygulamaya yönelik değildi. Kendisiyle aramıza mesafe koymazdı. Yüreğinin kapısı her an hepimize açıktı. Bunu derinden hissederdik. Yaşamda her türlü özel işini kendisi yapardı. Özellikle bu konuda çok titizdi. İçimizden biri kendi özel işlerini diğerine yükleyip, yaptırmaya kalkıştığında Agit arkadaş bundan büyük bir tiksinti ve öfke duyardı.

Her yer eğitim sahasıydı

Agit arkadaş vazgeçilmez alışkanlıklarımızdan biri olan ateşbaşı sohbetlerini her zaman bir eğitim ortamı olarak değerlendirirdi. Eğitim ve tartışmanın yanı sıra bu sohbetlerde kendinden, kişisel geçmişinden, özel yaşamından da örnekler verirdi. Kendi coşku, heyecan ve korkularını gizlemeden bizle paylaşırdı. Çok içten bir gülüşe ve insanı ilk anda saran dostane bir sıcaklığa sahipti.

Sınırda başlayan yoldaşlık...

Cafer ENGİZEK: Erdal’ı (Mustafa Yöndem) 1986’da Haftanin-Uludere hattında tanıdım. Botan-Behdinan konferansı vardı. O konferansın sonuçlarını aktarıyordu. Yine 1987’de de birlikte kaldık. Bestler’e kadar birlikte gittik. Şehadetine kadar birlikteydik. Daha öncesinde tanımıyordum. İsmen duymuştum. Hemşehrimdi. Ama tanışma imkanımız olmamıştı. Erdal arkadaşın ilk göze çarpan özelliği çok düzenli oluşuydu. Serxwebûn gazetesinde yayınlanmış bir fotoğrafta da çok net görünüyor. Kefiyesini bağlamış, elinde bir kalem, yazı yazıyor. O fotoğrafta da yansıyan aydın, düzenli, disiplinli bir gerilla komutanıydı. İlk tanıştığımız toplantı sürecinde tartışmaları arkadaşlara kavratmak için çok çaba harcıyordu. Çok disiplinli yaklaşıyordu.

Çok disiplinliydi

Birlikte Botan’a gittik. Biz Haftanin Sinaht’tan yola çıktık. Yürüyüş kollarına çok dikkat ederdi. O zaman da hudut çok sıkı tutuluyordu. Hudutta çıkacak herhangi bir çatışmada kurtulmak mümkün olmuyordu. Göze çarpan birkaç özelliği, mesela bir matarası vardı. Yolculukta matarasını kimseye vermiyordu. Matarasının kapağıyla ancak su verirdi Askeri anlamda çok disiplinliydi. Hatırlıyorum bir arkadaş yolun dışına çıkmıştı. Ona epey kızmıştı.
Halkla ilişkileri de çok farklı ve etkileyiciydi. Bir eve gittik. Ev sahibinin akrabaları, komşularıyla arası iyi değildi. Kapıyı çaldık; adam önce kapıyı açmadı, sonra açtı. Elinde çifte denilen bir tüfeği vardı. Erdal arkadaş “neden açmadın” diye sordu. “Komşularla aram iyi değil” dedi. Öyle bir adamı bile kısa süren bir sohbet sonrasında örgütledi. Adam bize hem öncülük etti, hem de tüm erzağımızı karşıladı. Sanırım on iki kişilik bir gruptuk. Grupta iki de kadın arkadaş vardı. O biçimiyle Botan’a gittik.
Botan’a giderken yolda ufak bir ateş gördük. Uzaktan Şırnak-Uludere asfaltının üzerinde bir yerdeydi. Erdal arkadaş “İleride pusu var. Buradan geçmeyeceğiz. Geçersek bizi imha ederler, Cudi’de Benavya denilen bir yer var. Oraya çıkıp oradan gidelim” dedi. Sonra “Orada kalalım sonra geçeriz” dedi. Benavya’ya çıktık. Dürbünle baktığımızda gerçekten Erdal arkadaşın pusu var dediği yerde askerleri gördük. Duyarlı önsezisi olan bir arkadaştı.
O yıllarda zorunlu askerlik yasası kongrede kararlaştırılmıştı. Botan’da bu yasayı uygulamada öncülük edenlerdendi. Her şart altında örgütün almış olduğu kararları uygulayandı. Gerilla gücünü büyütmek için çok emek harcadı. Ayrıca gerillayı da modern bir şekilde örgütlemek için çok uğraştı. Erdal arkadaş çok atik, çok pratikti. Yine bir gün Uludere’ye geçiyorduk. Avaspi denilen bir yerde bize üçlü bir pusu atılmıştı. Üçlü pusuya Kürtçe “kêminê bê bext” denir. Ve bu tür bir pusudan kurtulmak imkansız gibidir. Hiç birimiz görmedik. Erdal arkadaş görmüştü. Hemen kendisi pusu atanlara ateş etti. Biz geri çekildik.

Kazaya rağmen yola devam

Gürcan BOTÎ: Erdal arkadaş sözüne bağlı, örgüt kuralları konusunda tavizsiz biriydi. 1985 yaz ortasında Botan Besta’daydık. Bir grup arkadaşla bir çalışma için bir araya gelmemiz gerekiyordu. Bir molada çay yaparken çaydanlık devrildi. Kaynar su Erdal arkadaşın ayağına döküldü. O yaz sıcağında yanık en kötü şeydi. Bir süre dinlendikten sonra Erdal arkadaşa durumunun kötü olduğunu, yürümemesini söyledik. Erdal arkadaş bizim tüm ısrarımıza rağmen “önemli değil” dedi. Ayağını kefiyesiyle sıkı sıkıya bağladı. Önümüze geçti. Ve “haydi, arkadaşlar bizi çok beklemesin” dedi. Yola çıktık. Erdal arkadaş çok disiplinliydi. Söz söylenmişti. Gidilmesi gerekiyordu. Ve her ne şartta olursa olsun bunun için elinden geleni yapardı.

Cesaret gerektiren görev...

Cafer ENGİZEK: Şehadeti de Uludere’nin köylerinde gerillayı büyütme çalışması sırasında oldu. Gençleri gerillaya katmak için çalıştığımız bir süreçte yaşandı. Uludere’nin Kıror denilen bir köyü var. Korucuları çoktu o zaman. Kıror’a cesaret edip kimse giremezdi bile. Erdal arkadaşın komutasında biz girdik. Tüm gençleri askeri kanun gereği gerilla saflarına kattık. Kıror’un karşısında uygun bir yere üslendik. Aluş, Zevyan tarafında bir yerde. Sonra operasyon çıktığı bilgisi geldi. Oradan ayrıldık. Uludere’nin Aluş Köyünün alt tarafında Güney Kürdistan sınırına çok yakın bir yerde korucular ve askerlerle iç içe girdik. Askeri kanunla aldığımız gençler hala silahsızdı. Erdal arkadaş bana “bu gençleri koru, çatışmadan uzak olsunlar” dedi. Ben o gençleri korumaya çalışıyordum. Çatışmalar dağılarak sürdü. Zeki adında Amedli bir arkadaş vardı, o arkadaş bu çatışmada ağır yaralandı. Şimdi o arkadaş sağdır. Hakkari Kaval köyünden, Van’da büyümüş Zeki adında ayrı bir arkadaş daha vardı. O bu çatışmada şehit düştü. Erdal arkadaş da kafasına isabet eden mermiyle şehadete ulaştı.

Bedran arkadaşla sınırı geçtik

Cafer ENGİZEK: Mehmet Sevgat’ı yani Bedran arkadaşı; M.Celal Bucak’a karşı yapılan eylem sonrasında tanımıştım. O eylemde yaralanmış bazı arkadaşları Adıyaman’a getiren grup içerisinde görmüştüm. O zaman sohbet edebilme imkanımız olmadı. Sonra birlikte yurtdışına çıktık. Aynı arabayla, 1979’da çıktık. Önderlik yurt dışına çıktıktan bir süre sonraydı. Hüseyin Sarıçiçek, Suphi, Bedran, İşçi Xalit, Dersimli Delil arkadaşla birlikte sınırı geçtik. Suruç’a Aligör kasabasına geldik. Aligör’e geldiğimizde o dönem trenle geçiyorduk. Trene bindik, geçtik. Yolda giderken bir kaza oldu. Hüseyin Sarıçiçek arkadaşın elinde silah kazayla patladı. Mermi başımın üzerinden geçti. O zaman Hüseyin çok korkmuştu. Bana bir şey olmadığını görünce herkes çok rahatladı.

Esarete ramak kala…

Urfa-Antep yolunda asker-polis bizi durdurdu. Askerler bize “nereye gidiyorsunuz?” diye sordular. Biz “Antep’e pavyona gidiyoruz” dedik. Öyle dedikten sonra bizi bıraktılar. Bizi aramadılar. O zaman sınırı geçerken bir yerde trenden atlıyorduk. Dersimli Delil arkadaş geç atlamıştı ve ayağı kırılmıştı. O kaza dışında olumsuz bir durum yaşanmadı. Biz Kobani tarafına geçtik. Birlikte Lübnan’a gittik ve eğitim gördük. Sonra birlikte de döndük.
Bedran arkadaşın belirgin özelliği her zaman şen şakrak olmasıydı. En zor şartlarda da öyleydi. Şemdinli taraflarında Gostê-Bênavok taraflarında 48 saat çatışma sonucu şehit düştü. Öyle bir arkadaştı ki kesinlikle o çatışmada da şen-şakraklığını hiçbir zaman yitirmemişti.
Lübnan’da bazı Filistinliler bize fazla olumlu yaklaşmıyordu. Kaşıktan-tabağa kadar her şeyi verirken sorun çıkarıyorlardı. Önderlik de bazen gelip-gidiyordu. “Tahammül edin” diyordu. “Kendinizi askeri eğitime gelmiş gibi değil bir diplomatik misyonunuz varmış gibi yaklaşın. Ne kadar size baskı da uygulasalar tahammül edin” diyordu.

Yapraklar neden hışırdar?

Askeri eğitimi onlar veriyordu. Siyasi eğitimleri Önderlik veriyordu. Eğitim sürecinde en öndeki arkadaşlardandı. Tüm zorluğuna rağmen en öndeydi. Örneğin Sabah kırk beş dakika koşuyor buz gibi soğuk suya giriyorduk. Yine koşuyorduk. Keşifler çok zordu. İsrail sınırında İsrail’e yönelik keşif faaliyetlerine gidiyorduk. Bedran arkadaş da bunları yapıyordu. Ama moralini hiç kaybetmeden, yüksek bir moralle.
Hatırlıyorum Seyfettin Zoğorlu arkadaş da o zaman oradaydı. Ona takılıyordu, “Hocam bu yapraklar niye hışırdıyor” diye soruyordu. Seyfettin arkadaş da “çekirge! rüzgar geldiği için hışırdıyor” diye cevap veriyordu.
Botan’a geldiğinde de gençlerin en sevdiği arkadaşlardan biriydi. Her toplumsal kesimle ilişkilenmede büyük bir sıcaklık ve samimiyetle yaklaşıyor. Hemen ilişki geliştirebiliyordu. O dönemde katılan arkadaşların isimlerinin çoğunu Bedran arkadaş koymuştur.
Eylemlerde her zaman öndeydi. Mücadele ediyordu. O şartlarda kaldık, eylemlerde yaptık. Gerillaya hazırlık yapıyorduk.
Mehmet Sevgat’ın yaşamını yitirdiği çatışma sonrasında Silah arkadaşlarından olan Esat Faraşin’in kaleme aldığı dizeler;

Bênavok çiçekleri
o deniz fırtınası yürekleriyle
on yedisindeki zağros çobanının
şafak melodisi tazeliğinde
benevok çiçekleri
derin vadinin
dik bir yamaç eğrisinde
arka arkaya vedalaştılar
çifte bombaları
kanguru torbası sırt çantaları
ve zarif fabrika kadınının
ince parmaklarından çıkmış
biricik can dostları
ölüm perileriyle
ve beklenen yarının kudreti böyle
                      yaratıldı
yirmi beş mayıs sabahı benevok
        ormanlığında
iman
denizleri taşıran bir mart yağmuruydu
binlerce yağmur duasından sonra
volkanik kayaları parçalayıp yaşama
            fışkırdı
her zerresi kan revan içinde umut
gittiler
güneşi avuçlarında eritenler
güneşe giden yolu yürekleriyle döşemeye
geride bekleyen hazin bir ulusu
güneşe taşımaya gittiler
bir parça dünya koparacaklardı güneşten
lazer ışını bakışlarıyla
doludizgin yağmurlu gecenin
        karanlığında
kor kundağı güneşin sıcaklığını
aşklarıyla yıkayarak
ehlisünnetin iftar sofrasını açacaklardı
yeni bir dünya kuracaklardı
en güzel dünyada en güzel yaşamı
benevok çiçekleri...


Mahsum Korkmaz (Agit)

Agit, (1956) aslen Silvanlı olduğu halde, henüz genç yaşlardayken ailesinin Batman’a yerleşmesiyle, Batman’da büyümüş, ilk devrimci çalışmalara burada katılmıştır. 1970’lerden sonra, Kürdistan genelinde gelişen aydın-gençlik hareketinden etkilenen Agit, PKK öncü kadrolarından Mazlum Doğan aracılığıyla PKK’yle tanışır. Halk savaşı yolunda daha büyük atılımları gerçekleştirmek için Ocak 1980’de Lübnan’daki Filistin kamplarına giden Agit, yedi aylık bir eğitim sürecinin ardından, büyük sorumluluk ve umutlarla Kürdistan’a döner. Bu dönemde PKK önder kadrolarından Kemal Pir ile birlikte Türk ordu güçlerinin pususuna düşer ve bu pusudan ağır yaralı kurtulur. Kemal Pir ise esir alınır.
15 Ağustos arifesinde PKK’nin Merkez Komite üyeliğine seçilen Agit, kurulan Hezên Rizgarîya Kurdistan (HRK)’nin Merkez Konseyi’ne seçilir. Ve “14 Temmuz Silahlı Propaganda Takımı”nın komutanlığını üstlenir. 15 Ağustos Atılımı’nın en etkili eylemi olan Eruh baskınının sorumlusudur. Mahsum Korkmaz (Agit) 28 Mart 1986’da Gabar’da bir pusu sonucu yaşamını yitirir. Agit’in adına Bekaa Vadisi’nde Mahsun Korkmaz Akademisi açıldı.

Mustafa Yöndem (Erdal)

Pazarcıklı olan Erdal, yoksul ve emekçi bir ailenin çocuğu olarak büyür. Daha küçük yaşlardan itibaren ailesine maddi destekte bulunmak için çalışır. Antep’te liseyi okuduğu 1977 yılında Kürt Özgürlük Hareketi saflarına katılır, öğrenci gençlik arasında yoğunlaşan ulusal kurtuluş düşüncelerinin aktif bir savunucusu olur. Antep’te faşist çeteler, ajan-provokatör ve sosyal şoven çetelerin saldırılarının yoğunlaştığı bir dönemde, bunlara karşı verilen mücadelenin en ön saflarında yer alır.
Erdal, 1980 yılında Antep yerel komitesi askeri birim temsilciliğine getirilir. Sonra Pazarcık alan çalışmalarında yer alır. 12 Eylül askeri darbesinin ardından, geri çekilme taktiği gereği yurt dışına çıkar. Lübnan’da askeri-siyasi eğitime katılır. Erdal, 24 Haziran 1982’de bir grup arkadaşıyla birlikte gerilla mücadelesini yürütmek için Kuzey Kürdistan’a ilk ayak basan gruplar arasında yer alır. 1983 yazı boyunca, Hakkari merkez bölgesinde, Şırnak ve Beytüşşebap alanlarında faaliyet yürütür. Tarihi 15 Ağustos 1984 Eruh baskınında 14 Temmuz Silahlı Propaganda Takımı komutan yardımcılığı görevini yapar. 1987 yazında TC ordu güçleriyle girdiği çatışmada yaşamını yitirir.

Mehmet Sevgat (Bedran)

Urfa-Siverek Halebi Köyü’nde 1959’da doğan Bedran, 7 yaşındayken ailesi ile birlikte Hilvan’a yerleşti. İlkokulu Hilvan’da, ortaokulu Urfa’da, liseyi ise Dersim’de okudu. Mardin Eğitim Enstitüsü mezunu olan Bedran, öğretmenlik diploması almasına rağmen, bu göreve başlamayarak profesyonel devrimcilik yapmaya başladı. Önce Diyarbakır’da ardından Ceylanpınar, Viranşehir ve Hilvan’da çalışmalar yürüttü. Urfa’da iken, Siverek’te M.Celal Bucak’a karşı mücadelenin başlatılması ile birlikte, yeniden Hilvan’a döner ve en aktif görevleri üstlenir. Ardından Lübnan-Filistin sahasında iki kez Parti eğitiminden geçen Bedran, 1980’de geri döner. İkinci çıkışta ise bu kez Botan alanında görevlendirilir, sonra 1983 yılında Güney ve Doğu Kürdistan’da kitle çalışmaları yürütür.
15 Ağustos 1984 Atılımı’nın Eruh baskını sırasında 21 Mart Silahlı Propaganda Takımının komuta kademesinde yer alır. 1985 baharı ile birlikte, Agit’in komutası altındaki hareketli birlikte, komutan yardımcılığına getirilir. Parti III. Kongresi ardından kurulan ARGK’nin komutanlıklarından birine atanır. 25 Mayıs 1987’de Şemdinli’de iki günlük bir çatışma sonrasında yaşamını yitirir.


ANDOK KELAŞİN/BEHDİNAN