Kobanê kurtuldu. YPG, YPJ güçleri tarihi bir zafer elde etti. PYD'nin öncülüğündeki bu kurtuluş savaşı dünya tarihine altın harflerle geçti. İnsanlığın başına bela olan "dini terörizmin" karanlık güçleri, küresel devletlerin Afganistan'da, Irak'ta, Suriye'de, İslam dünyasının dört bir yanında başa çıkamadığı bu bela, "küçük" Kobanê'de yenilgiye uğradı.
Kobanê savaşı, bütün parçalardan Kürdistan'ın savaşı oldu. Dört parçadan Kobanê'de şehit düşen kahramanların önünde saygıyla eğiliyoruz. Kobanê savaşı, aynı zamanda Türkiye sosyalistlerinin de savaşı oldu. Paramazların, Serkanların, Sibellerin, Kaderler'in önünde saygıyla eğiliyoruz.
Kobanê savunma savaşı gerçekte insanlığın savaşıydı. DAİŞ vahşetine kurban giden Fransız karikatüristlerinin, Amerikalı, İngiliz ve öteki Avrupalı kurbanların da önünde saygıyla eğiliyoruz. Buradan büyük bir inançla ifade edelim ki, Kobanê savaşı aynı zamanda Müslüman dünyanın kirletilen şerefi, haysiyeti, değerleri adına da verilmiş bir kutsal savaştı.
Bu savaşta Allah adına şehit düşen herkesin, Arap kardeşlerimizin ve tüm Müslüman şehitlerimizin önünde saygıyla eğiliyoruz. Bu bir uygarlık savaşıydı. Zaferle sonuçlandı.
Böyle olduğu için, bölgedeki kirli çıkarları ne olursa olsun, dünyanın aklını yitirmemiş bütün devletleri Kobanê savaşına ilgisiz kalamadı. Ülkelerinde yaşayan Müslümanların arasında hızla yayılan "dinci terörizm"in tehdidi altında kaldılar, NATO müttefikleri ve AB aday üyesi Türkiye'nin adım adım bu karanlık güçlerle yakınlaşmasından korkuya kapıldılar ve Kobanê'de savaşan YPG-YPJ güçleriyle DAİŞ'e karşı ittifaka girdiler. Bu ittifak Güney'e Irak işgali sırasında yapılan yardımdan farklı oldu; "müttefikler" Kobanê'ye bir "zafer" armağan etmediler. Savaşan ve yüzlerce ve yüzlerce şehit verenlerin savaşına sadece bir "katkı" sundular.
Böyle olsa da, Kobanê savaşına yardım eden bütün devletlere, hepimiz şükran borçluyuz. Şimdi onlar, Ortadoğu'yu allak bulak eden hegemonya amaçlı müdahalelerinin yarattığı yıkımın kaldırılmasında Kobanê halkına "insani" yardım yapmakla yükümlüler. DAİŞ, küresel güçlerin petrol, doğal gaz, İsrail'in güvenliği gibi amaçlarla yarattıkları kaosun bir ürünüdür ve onun yarattığı yıkımı onarmak, Kobanê'yi yeniden yaşanabilir bir Kanton haline getirmek ve onu resmen tanımak, elbette bu yıkımın asıl sorumlularının görevidir. BM, AB ve ABD, Kobanê'nin yeniden kurulması için borcunu ödemelidir.
Türkiye'ye gelince...
"Kobanê düştü, düşüyor" diyen kişi şu anda Türkiye Cumhuriyeti'nin başında duruyor. "Ne Kobanêsi, siz Halep'e bakın" diyerek Kobanê'ye uluslararası desteği o önlemeye çalıştı. MİT kamyonlarıyla DAİŞ'e silah taşınmasının sorgulanmasını önleyen de oydu. Tayyip Erdoğan'ın şahsında, Türkiye Kobanê'de tarihinin en utanç verici yenilgisini yaşadı.
Şimdi Türkiye'yi yönetenler, Kobanê halkının yüzbinlik göç, binlerce şehit, bir o kadar yaralı ve harabe haline gelen bir şehir pahasına elde ettiği zaferin önünde eğilmeli, işledikleri insanlık suçu karşısında nedamet getirmelidir. Kobanê'de Türkiye'nin desteklediği son çete unsurları yok edilirken, Türk Başbakan'ı Amed'de şöyle dedi: "Kobanê’ye buradan selam ediyorum. Kobanê’deki her kardeşimin alnından öpüyorum. Kobanê bize tarihin emanetidir"...
Bu sözler alkışlanır. Ancak, alkışlar, "tarihin emanetine hıyaneti" ortadan kaldırmaz. Aynı zamanda "alınlarından öptüğü Kobanêli savaşçılara, kendi cumhurbaşkanının terörist dediği gerçeğini de örtmez. Kendisinin de "PYD ile DAİŞ aynı şeydir" dediğini de unutturamaz. Başbakan Davutoğlu şimdi "sözlerinin samimiyetini" kanıtlamak zorundadır. "Kobanê'yi selamlamak", Kobanê Kantonu'nu resmen, diplomatik olarak "tanımakla" olur.
Türkiye, Kürdistan halkına Kobanê'de verdiği ölçüsüz zararları, Rojava Kantonlarını, tıpkı Filistin'in statüsünü tanıdığı gibi tanıyarak ödeyebilir. Türkiye'den beklenen budur.
Yaşasın Kobanê savaşçılarının zaferi...