
2013 Newrozu’nu büyük bir başlangıç, dönemeç yaptırtan değer, gerçeklik, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın son on yıldır yaşadığı büyük yoğunlaşmalarla ortaya çıkardığı düşünceleridir. Kürt Halk Önderi, Amed Newrozu’nda demokratik modernite çizgisini hayata geçirmenin ilk büyük pratik adımını atmış oluyor. Tüm insanlığı, Kürt halkı şahsında kendi demokratik modernitesini inşa etmeye, dolayısıyla da merkezi uygarlık ve kapitalist moderniteden kaynaklı tüm sorunları çözüme kavuşturmaya çağırdı. Kürt Halk Önderi’nin çağrısının bu boyutunu görelim, anlayalım. Bu denli bir tarihsel dayanağı var, felsefik ideolojik çerçevesi var; tüm insanlığa hitap etme özelliği var. Tabii bununla birlikte dar anlamda da Kürdistan’da ve bölgede yaşanan çatışmalara son verme, bazı temel sorunları demokratik siyaset yöntemiyle çözüme kavuşturma özelliği var. Bu anlamda yeni bir stratejik süreci başlatmaya çağrı oldu Önder Apo’nun çağrısı.
Newroz’la birlikte genelde 1 Haziran 2004’ten bu yana, özel olarak da 1 Haziran 2010’dan bu yana demokratik siyasetin geri plana düştüğü, uygulama zemini bulamadığı, onun yerine silahlı direnişin, devrimci halk savaşının öne çıktığı ve belirleyici hale geldiği bir süreci, stratejik duruşu değiştirmeyi ön gördü. Bunu Önder Apo silahlı direnişin geri çekilmesi, demokratik siyasi mücadelenin öne çıkartılması, birincil hale getirilmesi olarak ifade etti.
Bu anlamda bir stratejik değişimi, eğer sorunların çözümü, Kürt sorunu gibi Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun demokratikleştirilmesi gibi büyük sorunların çözümü böyle bir yolla gerçekleşme durumuna girerse, o zaman sorunların çözümünde silahlı mücadeleyi tümden devreden çıkaran fikir, ideoloji ve demokratik siyasete dayalı bir örgütlenme ve mücadeleyi, yaşamı temel alan bir sürece girmek istediğini tüm kamuoyuna, insanlığa duyurdu. Tabii bu önemli bir karardı. Büyük bir değişimi ifade ediyor. Güncel sorunların çözümü açısından çok cesur ve kararlı bir adım atmayı içeriyor. Bu bakımdan da başta Kürdistan ve Türkiye olmak üzere Ortadoğu’da çelişkilerin, çatışmaların ve savaşların yıprattığı, zorladığı, sıkıştırdığı, kan ve acı içinde tuttuğu kitleler tarafından bu çağrı büyük bir çözüm iradesi, bir kurtuluş iradesi, insanlar, toplumlar arası ilişkilerde yeni bir yöntemi devreye koyma adımı olarak algılandı, değerlendirildi ve bu temelde coşku ile karşılandı.
Doğrudan demokrasi meydanda gerçekleşti
En büyük coşkuyu başta Amed meydanında toplanan Kürt halkı ve dostları yaşadı. Gerçekten de tarihin en büyük referandumlarından birisi oldu. Doğrudan demokrasi olarak tanımlanan en güçlü bir olay 2013 Newrozu’nda Amed meydanında gerçekleşti. Önder Apo’nun topluma hitabı komplo koşullarında doğrudan olmasa da aracılar vasıtasıyla gerçekleşti. Bu çağrı Kürt halkı ve dostları tarafından kabul gördü, onaylandı, meydanda toplanan milyonlar tarafından ifade edildi, dile getirildi. Bundan daha güçlü bir benimseme olayı, demokratik olay söz konusu olamaz. Dikkat edilirse hiç kimse aracı olmadı, o insanlara kimse baskı yapmadı. Herkes orda özgür iradesini ortaya koydu, duygusuna, düşüncesine dayalı bir irade geliştirdi ve büyük bir coşkuyla, sevinçle Önder Apo’nun yeni süreç çağrısına evet dedi; katılım gösterdi, onay verdi.
Bu onay sadece Amed meydanıyla sınırlı kalmadı tabi, herkesi etkisi altına almış durumda. Kürdistan’ın diğer parçalarındaki siyasi yapı, toplumsal duruş da bu gelişmelere evet diyor, onay veriyor. Tüm örgütler, partiler, Güney Kürdistan yönetimi bu durumu deklere etmiş vaziyette, bu gerçeği deklere etmiş durumda. Türkiye’nin demokratik ve siyasi güçleri başta olmak üzere, hükümet partisi AKP de olumlayarak deklere etmiş bulunuyor. CHP gibi karşıt pozisyonu alan güçler ise daha temkinli, dikkatli yaklaşmak zorunda kalıyor. Bununla birlikte bölge halkları nezdinde Arabistan’da, İran’da büyük bir heyecan ve ilgi yarattığını basından biliyoruz.
Aynı biçimde Avrupa’da, Latin Amerika’da, Afrika’da çağrının ulaştığı her yerde halkların coşkuyla karşıladığı ve selamladığına dair haberler basından yansıyor. Geçmiştekinden farklı olarak, Kürt sorununu yaratan, dünya üzerinde egemenlik yaratan, kapitalist modernite sistemine öncülük eden Amerika, Avrupa devletleri de olumlu karşıladıklarını, desteklediklerini, heyecan duyduklarını belirtiyorlar. Tabii alttan alta ne yapıyorlar, gerçekten neyi düşünüyorlar, süreç içinde nasıl bir yaklaşım gösterecekler onu bilemiyoruz. Bu konuda saf olmamamız gerekiyor. Ama en azından şimdilik görüntü itibariyle de olsa küresel sistem uluslararası alanda demokratikleşme temelinde Kürt sorununun çözümüne açık olduğunu, hazır olduğunu, bunu desteklediğini ilan etmiş bulunuyor. En azından gözle görülen, açıkta duran, üzerinde durulur mücadele edilirse ilerletilerek dış engellerin aşılması imkanını bir nebze de olsa veriyor.
Avrupa’dan, Amerika’dan gelen cevaplar önemli
Kürt sorunu bir iç sorun olduğu kadar hatta ondan daha fazla bir dış sorundur. Kürt zayıflığına dayalı bir sorun olduğu kadar, bölgede kapitalist modernite milliyetçiliğinin gelişmesine dayalı yaratılan bir sorun olma özelliği taşıyor. Kürtlerle ve bölge toplumlarının yarattığı bir sorun olduğu kadar, hatta ondan daha çok, küresel kapitalist modernite sisteminin yapısından kaynaklanıyor. Kapitalist modernitenin küresel sistem haline gelme özelliği bu sorunu, bu biçimde ortaya çıkartmış, yaratmış bulunuyor. Kapitalist modernite gerçeğinin halklara soykırım ve savaş dayattığını biliyoruz. Kürt halkına da yaklaşık yüzyıldır süren bir kültürel soykırım rejimi dayatılmış durumdadır. Bu nedenle sorunun çözümü önünde iç güçlerin, yani Kürtlerin ve bölge devletlerinin, toplumlarının engel oluşturması kadar, dış güçlerin küresel hegemon güçlerin engel oluşturma durumu da yaşanıyor.
Dış küresel güçlerin engeli aşılmadan Kürt sorununu çözmenin imkansız olduğu görülüyor. Bunu geçen tarihi süreç içersinde çokça yaşadık. Bazen iç ve bölgesel durum çözüme engel oluşturdu, Kürt sorununun çözümsüzlüğü bu nedenle günümüze kadar sürdü; ama daha çok da dış güçlerin kapitalist hegemonyanın engellemesi sonucunda Kürt sorununun çözümsüzlüğü derinleşerek günümüze kadar geldi. Bu bakımdan çözümün iç güçlere dayalı olarak gelişmesi kadar, dış ortama da dayanması gerekiyor. İç ve bölgesel güçlerin çözüm için hazır olması kadar dış siyasetin küresel siyasetin de Kürt sorununun çözümüne açık olması, engel olmaması gerekiyor.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 2013 Newroz çağrısına Avrupa’dan, Amerika’dan gelen cevaplar bu bakımdan önem taşıyor. Ne kadar tutarlı, arkasında ne tür hesaplar var elbette bunları şimdilik tam bilemiyoruz, ama görünüşte de olsa sürecin kabul edildiğine, desteklendiğine dair açıklamalar engel olma durumunun aşılabileceğini, en azından hiçbir gücün açıktan engel oluşturamayacağını ortaya koyuyor. Gizli kapaklı olarak engel olmak isteyenler, böyle bir gelişmeden kendine çıkar sağlamak isteyenler elbette ortaya çıkabilir. Bunlara karşı duyarlı, uyanık, tedbirli olmamız gerekli. Fakat görünüşte bile olsa çözüme açık olunduğuna dair verilen beyanlar, ortaya konulan deklarasyonlar elbette ki ilk defa gerçekleşiyor, yenidir, önemlidir.
Kürt sorununun iç ve bölgesel çözümünün hazır olduğu kadar, dış çözümünün de hazır olduğu, en azından böyle bir umut, böyle bir inanç ortaya çıkartıyor. Tabii gerçeğin ne olduğunu, gelişmelerin nasıl olacağını önümüzdeki pratik süreçte göreceğiz. Kürt Halk önderinin çağrısının ortaya çıkardığı bu boyut da var. 2013 Newrozu’nu bu kadar büyük kılan, görkemli kılan, tüm tarihlerin tüm zamanların en büyük Newrozu haline getiren, Amed’te, T.C sınırları içinde yaşayan hiç kimsenin şimdiye kadar tanık olmadığı hacimde bir kitlenin toplanmasına ve bu denli heyecan yaşamasına yol açan temel neden, etken Önder Apo’nun böyle bir tarihsel ve güncel çağrıyı birlikte yapmış olmasıdır.
En güçlü özgürlük ve demokrasi çağrısıdır
Bu çağrının tarihsel, felsefik ve ideolojik boyutu olduğunu söyledik. Tarihin en güçlü özgürlük ve demokrasi çağrısıydı. İnsanlığın en güçlü araç ve amaç, ilke bütünlüğünü, uyumluluğunu, tutarlılığını en ileri düzeyde temsil eden özgürlük ve demokrasi çağrısıydı. Diğer yandan ise barış çağrısıdır, demokrasi çağrısıdır, pratik siyasi mücadele çağrısıdır. Sorunları şiddet, silah aracı, yöntemiyle değil de, demokratik siyaset yöntemiyle çözme çağrısıdır. Bu anlamda çağrının büyük bir barış çağrısı olma, çözüm çağrısı olma özelliği var.
Otuz yıldır kesintisiz süren, aslında yaklaşık yüzyıldır Kürt inkar ve imha politikası nedeniyle başlayıp günümüze kadar gelen Türk-Kürt çatışmasına son verme, Kürt-Türk çatışmasında barışa ulaşma, kardeşliği yaratma çağrısıdır. Bu bakımdan Kürt toplumunun ve Kürdistan’ın inkarı temelinde ortaya çıkartılmış olan Kürt sorununa demokratik çözüm çağrısıdır. Yine en az bunun kadar Ortadoğu’daki sorunları bu temelde çözmeye çağrı, Ortadoğu’da yaklaşık yirmi yıldır değişik alanlarında farklı boyutlarda yaşanan Üçüncü Dünya Savaşını daha geniş bir demokratikleşme, daha özgür bir yaşam, barış ve kardeşliğe dayalı bir Ortadoğu sisteminin yaratılması temelinde sona erdirme çağrısıdır. Bu bakımdan Kürdistan’da ve bölgede yaşanan siyasi ve askeri mücadelelere yön verme, onları çözüm yoluna kanalize etme özelliği de taşıyor. Dolayısıyla iki boyutu var, hem kapsamlı bir tarihsel ve felsefik, ideolojik boyutu, hem de güncel sorunlara çözüm bulmayı ifade eden siyasi ve askeri boyutu var. Bu mesaj bütün bunları usta bir biçimde birleştirmeyi ifade ediyor.
Gerçekten de Önder Apo’nun çağrısı kapsam olarak, içerik olarak, üslup olarak tek kelimeyle mükemmel hazırlanmış ve yapılmış bir çağrı. Herkes karşısında şapka çıkarıyor. Dost-düşman herkes bir işin yapılabilecek en mükemmel pratikleşmesi olduğunu ifade ediyor. Bu konuda herkes ortak görüş içinde. Dostu da öyle, düşmanı da öyle. Bir tek eksik vardı, o da Önder Apo’nun Newroz meydanında olmaması ve doğrudan hitap etmemesiydi. Aracılarla hitabını gerçekleştirmek, halka, insanlığa seslenmek durumunda kaldı. Bu da kuşkusuz kendi kusuru değildir. Kendinden kaynaklanmış bir durum olmuyor. Bu aslında insanlığın utancı, yüz karası, bu Kürdistan’a imhayı ve inkarı dayatan, kültürel soykırım rejimi uygulayan komplocu güçlerin yarattığı bir durum. Bu, kapitalist modernite sistemi, onun faşist, şoven, milliyetçi ruhunun, duygularının, içeriğinin ortaya çıkardığı bir sonuç.
Tabii bu diğer boyutuyla da bizim zayıflıklarımızın yarattığı bir sorun. Eğer böyle bir durumun ortaya çıkması engellenemediyse bu hareket ve halk olarak yürüttüğümüz mücadeledeki zayıflıklarımız nedeniyledir. Önder Apo bunu yetersiz yoldaşlık olarak tanımladı. Eksik görev yaklaşımı, başarı, zafer elde etmeyen mücadele duruşunun sonucu olduğunu söyledi. On beş yıl geçmesine rağmen mücadelenin önderliğin özgürlüğüyle sonuçlandırılamayışı, bu durumun bu biçimde devam etmesi bu eksikliğe dayanıyor. Günlük yaşamda çok sık kullandığımız, neredeyse normal gördüğümüz, çok fazla anlamına ulaşamadığımız, derinliğini göremediğimiz yetersizlik ve eksiklik denen hususlar bu durumun hala var olmasında önemli bir etkendir.
Çağrı, yeniden başlangıç yapmayı içeriyor
Egemen güçlerin, kapitalist modernite sisteminin, şoven milliyetçiliğin, imha ve inkarcı güçlerin zalimliği, gaddarlığı işin bir boyutu, fakat esas boyutu değildir. Onların özelliği bu, karakteri böyle, varoluşları bu temeldedir. Varoluşlarını devam ettirmeleri böyle yapmalarını gerektiriyor. Dolayısıyla bu anlaşılır bir durumdur. Ama onlar öyleyse, onlara yaşam imkanı vermeyecek olan da halkların duruşu, emekçilerin, kadınların, gençlerin, özgür ve demokratik yaşamda kararlı ve ısrarlı olanların duruşu olmalı. Faşizm varsa hükmünü icra eder, şovenizm varsa hükmünü icra eder, sömürgecilik, soykırımcılık varsa hükmünü icra eder. Başka türlü zaten olmaz. Dolayısıyla onlara niye böylesin denmez, böyle olmalarına son vermek için mücadele edilir sadece. Bu bakımdan da eğer Kürt Halk Önderi Amed meydanında doğrudan seslenememişse bilelim ki bundan birinci dereceden bizim yetersizlik ve eksiklik diye günlük olarak tanımladığımız, çok fazla anlamına vakıf olmadığımız, basit gördüğümüz hususlar sorumludur.
Bu bakımdan bu Newroz’da gerçekten doğru tutum, yanlış tutum ne, yeterlilik nedir? Yetersizlik, eksiklik nasıldır, yetersizlik ve eksiklik nelere yol açıyor, birleştiğinde hangi olumsuz sonuçları doğuruyor, bunu bir kez daha çıplak gözle net gördük, acıyla izledik, hissettik. Dolayısıyla da 2013 Newrozu’nda yeniden başlangıcı, yeni bir süreç başlatmayı, bu gerçeği görme, bu temelde kendini sorgulama, eleştiri-özeleştiriden geçirme temelinde başlattık, başlatıyoruz. Bunu hepimiz bilmeliyiz, her arkadaşımız bilmeli. Her Newroz bir yeni doğuş, yeni başlangıç ise bu tabii kendini yenileme temelinde olur. O da eleştirel-özeleştirisel sorgulamadan geçirmeyi ifade eder.
2013 Newrozu ise hem felsefik-ideolojik olarak yeni bir başlangıç yapma çağrısı yapmayı içerdi, hem de stratejik bakımdan bir yenilenmeyi, yeniden başlangıç yapmayı içerdi. O halde bu yeni başlangıcın derinliğine uygun bir yenilenme, en başta kadroların görevi oluyor. Bu Newroz’la bilincimizi, ruhumuzu, duygumuzu bu kadar derinleştirmemiz gerekiyor. Buna uygun bir eleştirel-özeleştirel yaklaşımla kendi eksik ve yetersiz yanlarımızı bulup, nedenlerini açığa çıkartıp, kararlı, dirayetli bir mücadele ile onları aşmayı, kendimizi zafer militanı haline getirmeyi başarmamız gerekiyor. 2013 Newrozu’nun bize öğrettiği bir diğer gerçeklik de budur. Newrozu anlamına uygun yaşamanın bizim için en temel gerçekleşme biçimi budur. bütün arkadaşlar tüm kapsamlılığı ve derinliğiyle bunu duydular, hissettiler, yaşadılar, yaşıyorlar. Bu temelde kendilerini sorguluyorlar. Newrozu bu temelde içselleştiriyorlar. Kendilerini Newrozlaştırarak yenileme, yeniden yaratma, yeni başlangıç yapan hale getirme gücünü gösteriyorlar. 2013 Newrozu açısından bir de bunu ifade edebiliriz. DEVAM EDECEK
ABBAS TÜRKMEN