
Tarihten ders çıkaramayanlar sorunların ağırlaştırarak tekerrür etmesine yol açar. Türk devletinin bugün içinde bulunduğu krizli durum, bunun açık bir örneğini temsil ediyor. Hatırlanırsa Erdoğan, siyasi dalaşma amaçlı HDP'nin Dersim'de katliam yaptığını bile dile getirmişti. Dersim'de katliam yapanlar, oradaki halkı ve direnenleri eşkıya, katil vb. ilan etmişlerdi. Egemenliği sağlayacak kanunları hakim kılacak ve Dersimlileri ''medenileştirecekti''. Aradan 80 yıl geçti CHP'yi eleştiren Erdoğan, aynı zihniyet ve söylemle Kürtlere yönelmiş durumda. Erdoğan eğer tarihten ders çıkarmış olsaydı, bu tarihsel, toplumsal sorunu demokratik bir çözüme kavuşturmak için çalışırdı. İnkarcı devletin geleneksel alışkanlıklarını ve zihniyetini esas alarak, aynı söylem ve yöntemlerle yine Kürtleri öldürmeye, topraklarından sürmeye ve egemenlik altına almaya çalışıyor.
Kürtler yine eşkıya, terörist, devlet yine pazarlık yapmaz, kamu düzenini hakim kılar, kültürüne bağlı, özgürlük sevdalısı Kürtleri medenileştirmek istiyor. Cumhuriyetin kuruluşundan beri TC ordusu ve devleti sürekli Kürtlerle tek yanlı bir savaş halinde oldu. Dikkat edilirse hiçbir dış güç ve düşman ile bu kadar acımasız yürüttüğü bir savaş olmadı. Halktan toplanan paralarla alınan silahlar hep Kürtlere doğrultuluyor.
Batı yakasında aykırı bir ses, demokratik bir kıpırdama ve muhalefet varsa, onlar da bu saldırı ve terör dalgasından paylarına düşeni sürekli alıyorlar. Bu bir yönetme ve egemen siyaset tarzı haline geçmiş durumda. En modern silahlar ve özel eğitilmiş kuvvetleri ile pervasızca Kürt halkına saldırıyorlar. Hak, hukuk rafa kaldırılmış durumda. Hesap soran bir güç maalesef yok. Dış dünya zaten gözünü kapatmış bir halde. ABD belli pazarlıklar ve çıkar ilişkileri ile Kürtleri yine kurban etmeyi planlıyor. Hükümet ile ordu ittifakı 12 Eylül'ün ve ardıllarının yaptığı "Terörle Mücadele" kanunundan esinlenerek ve onları güncelleştirerek çökertme planları hazırladı ve uygulamaya koydu. Bu plana göre en asgari öldürme ve göstergeler patlamış durumda.
15 bin ölü, 8 bin yaralı, bir o kadar tutuklama ve bir sürü insanın gözaltına alınması. Tabi Kürtlerin direnişi kırılamaz ve çatışmalar boyutlanırsa ölümler, çatışmalar katlanabilir. Daha şimdiden Sur ilçesi yerle bir edildi, tarihi yapı harabeye çevrildi. Cizre'de yıkım vardı ve yıkmaya devam ediyorlar. Verilen rakamlara göre yerlerinden olanların sayısı yüzbinleri geçmiş durumda. Erdoğan kaymakamlarla yaptığı bir toplantıda açıktan "yasaları bir kenara bırakın, belediyelere el koyun, korkmayın tarih yazıyoruz" dedi. Kürtlere karşı tarih yazıyor. Kürtleri ezerek ikinci Atatürk veya İnönü olarak tarihe geçmek istiyor. Açıktan bir darbe yapıldığını artık herkes kabul eder hale geldi. Karşısında güçlü muhalefet olmadığı için giderek faşizmi kurumlaştırıyor.
Türkiye daha kanlı bir baskıcı bir ortama gidiyor. Herkes bilmeli ki bugünleri bile arar hale geleceğiz. Demirel ve Çiller gibilerinin elinde bile böyle bir vurucu güç ve basın gücü yoktu. Hiçbir parti devlet içinde bu kadar örgütlenmedi, muhalefet bu kadar sıfırlanmamıştı. AKP, elindeki propaganda gücüyle katliam yapacak ve onu alkışlatacak duruma çoktan ulaştı. Ordu, ergenekoncular, mafya uzantıları, Türk-İslam sentezcileri hepsi aynı saftalar. Onları bir araya getiren de Kürt düşmanlığıdır. Düşmanlıkları çoktan sınırları aşmış durumda. Rojava'nın kazanımlarını sıfırlamak için DAİŞ'i cüretkarca desteklediler. Şimdi de Cenevre'de Kürtler temsil edilmesin diye tüm güçlerini seferber etmiş durumdalar. Bütün bunlara sebep olarak PKK'nin varlığını inkar edenler var. Bunu yapanlar Kürtlerdir maalesef. Açık ki büyük bir gaflet ve ihanetin içindeler.
Tarihi Sur ilçesi yıkılırken, yine Cizira Botan kuşatma altında katliam tehlikesi ile karşı karşıya iken halen AKP saflarında olan Kürtler var. Anlaşılan onların bir kısmı şuna inandırılmış. Devlet bu kez PKK'yi yok edecek, baharı göremeyecekler hamaseti almış başını yürüyor. Tabi bu durumda kimse hainlerden hesap soramayacak. Dersim'de Alişer ve Zarife'nin kellesini getirenlerin akıbetini kimse unutmasın. Onuru ve özgürlük bilinci olanlar, o katillerin ve ırkçıların saflarında bir saat bile duramaz. Erdoğan açık söyledi, "Bu bin yıllık bir davadır" diye. Anadoluyu ve Mezopotamya'yı Türkleştirecekler. "Bin defa da başkaldırsanız yine ezeriz" dedi. Kürtleri, Kürt ulusallaşmasının bir öğesi olarak gördüklerini artık gizleme gereği dahi görmüyor. Kürt halkına dünyanın her yanında karşı ve düşman olanların, her gün kadın çocuk demeden katliam yapanların saflarında ben Kürt'üm diyen birisi nasıl durabilir? Bu durumu yalan ve demogoyi ile kamufle edebilir. Her şey ölüm ve yıkımlarla yüzümüze vurulurken, artık yalana dolana sığınarak siz neyi kurtarabilirsiniz?
AKP'deki Kürtler bilmelidir ki, bu insanların ve katliamların suç ortakları olarak tarihe geçecekler ve bu halk var oldukça lanetlenceklerdir. "Çökertme planı" adı altında tarihsel Kürt soykırımını güncelleştirmeyi amaçlayanlar çok büyük hezimete uğrayacaktır. Çökecek olan kendi iktidarlarıdır. Kürt halkı uzun yıllara dayanan bir direniş mirası ve deneyimine sahiptir. Bilinç olarak eski zamanlarla kıyaslanmayacak kadar ileridedir. Eksikliklerine rağmen birçok alanda örgütlüdür. Birkaç ilçedeki barikat direnişleri bile Türk ordusu ve polisi büyük bir çıkmaza sokmuştur. Öz yönetim direnişleri daha kararlı, daha cesur, daha yaygın biçimde örgütlenip harekete geçilirse, Türk ordusu ve ırkçı politikaları, direniş duvarlarına çarpıp kırılacaktır. Aynı şekilde Türkiye'nin sol ve demokratik güçleri, ezilenler, Aleviler ve diğerleri yurt içinde ve dışında harekete geçerlerse AKP faşizmini bu bahar yenilgiye uğratmak neredeyse kesin gibidir. Gün, tereddütsüz faşizme karşı direniş ve birlik günüdür.