
Bir siyasi eylem olarak açlık grevinin tarihi genelde İrlanda’daki erken bağımsızlık hareketi (1916-1923) ile başlatılır. Ya da Gandhi öncülüğünde 1920’li yılların sonundan itibaren İngiliz sömürgeciliğine karşı Hindistan’da yapılan açlık grevlerinden söz edilir. Oysa 20. yüzyılda açlık grevini – zindan koşullarında – bir siyasi direniş yöntemi olarak başlatan kişi bir kadındı.
Adı Marion Wallace Dunlop. İskoç’tu. 1909’da İngiltere’de eylemine başladığında 45 yaşındaydı. İngiltere’ye okuma amacıyla gelmişti. Burada, Kadınların Toplumsal ve Siyasal Birliği (WSPU) ile tanışıp aktif bir militanı olur. 1903’te Emmeline ve Christabel Pankhurst tarafından kurulan WSPU, kadının seçme ve seçilme hakkını en etkili savunan kadın örgütüydü. Eylemleri de son derece radikaldi, taleplerine şiddetle karşılık veren İngiltere devletine karşı devrimci şiddet kullanmaktan geri durmuyorlardı.
Marion Dunlop, ilk kez 1908’de bir eylem esnasında ‘emirlere mukavemetten’ ötürü gözaltına alınıp tutuklandı. Aynı sene bir kadın yürüyüşüne öncülük ettiği için tekrar içeri atıldı. 1909’da ise üçüncü kez tutuklandı. Bu kez, Yurttaş Hakları Beyannamesi’nin bir bölümünü Avam Kamarası’nın duvarına yazmaktı suçu. “Kadın temsilciler heyeti. 29 Haziran. Yurttaş Hakları Beyannamesi. Kral’a rica ve minnet mektupları yollamak uyruklarının hakkıdır. Bu mektupların Kral’a sunulmasından dolayı yapılan tutuklamalar ve kovuşturmalar yasadışıdır.”
Mahkeme tarafından suçlu bulundu ve para cezası ödemeyi kabul etmediğinden bu kez tahliye edilmedi. 5 Temmuz’da tutuklu bulunduğu Holloway Cezaevi’nin müdürüne şu dilekçeyi yazdı: “Bütün uygar uluslar tarafından tanınan hak üzerinde talep ediyorum, siyasi bir sebepten ötürü tutuklanmış bir insana buna göre muamele edilmeli ve ilkesel olarak, sadece kendim için değil, benden sonrakiler için de bu hakkım tatmin edici bir şekilde yerine getirilinceye kadar yemek yemeyi reddediyorum.”
Bu kararı, kimseye danışmadan, kendi inisiyatifiyle verdi. Politik bir sebepten ötürü tutuklandığı için adli bir suçlu gibi muamele görmeyi kabul etmedi, siyasi bir tutsak olarak tanınmak istedi. İlk defa bir tutsak, üstelik bir kadın açlık grevine giriyordu ve hükümet ne yapacağını bilmiyordu. Hükümetin en büyük korkusu, Dunlop’un ölüp şehit olmasıydı. Bu, toplum içinde bir patlamaya sebep olurdu. Bunu önlemek için 91 saatten sonra tahliye edilmesine karar verildi.
Dunlop’un açlık grevi böylece sona ermiş oldu. Ancak sonuç devletin umduğu gibi olmadı, tersine. Çünkü kadının siyasi haklarını savunan radikal Süfrajet hareketi bundan böyle örgütlü bir şekilde açlık grevini bir direniş yöntemi olarak kullanacaktı. Dunlop kendi politik bilinci, örgüt duyarlılığı ve direnişçi kişiliği ile bir geleneğe dönüşecek olan bu eylem biçiminin startını vermişti. Yoldaşları meşaleyi devraldı. Hükümet bu kez, korkunç yöntemlerle zorla beslemeyi devreye koydu. Süfrajet hareketinin öncüsü Emmeline Pankhurst’ün kız kardeşi Mary Jane Clarke, zorla besleme sonucu tahliye edildikten 3 gün sonra hayatını kaybetti. Bir ay açlık grevinde kalmıştı. Cenaze töreninde yoldaşları onu açlık grevi eyleminin ilk şehidi olarak isimlendirdi.
Tarihte zindanlardaki açlık grevi direnişlerden söz edildiğinde genelde Michael Fitzgerald ya da Bobby Sands’lerin adı geçer. Marion Dunlop ya da Mary Jane Clarke’ın adını pek kimse bilmez. Oysa bu cesur kadınlardı açlık grevi eylemini bir zindan direnişi biçimi olarak başlatan ve dünyaya tanıtan. Onlardan geldik Leyla Güven’in öncülüğünde dalga dalga yayılan açlık grevi direnişine. Kadın öncülüğünde...