Türkiye idarecileri, başta cumhurbaşkanı ve başbakan olmak üzere hukuktan adaletten demokrasiden ve barıştan dem vuran hamasi demeçler vermeye, nutuklar atmaya devam ediyorlar.
Belki sonda söylenmesi gereken şeyi en başında söylemek gerekiyor ki; içinde bu kadar 'kursal' 'hassasiyet' ya da 'kırmızı çizgi" barındıran bir zihniyetle bunların hiçbirine çarpmadan yürümeye çalışmakla bir yere varılamaz. Geçmişiyle yüzleşememiş ezberlerini bozamayan bir toplum demokratik bir yapı oluşturamaz.
Tam da kimi siyasilerimiz geçmiş ve yüzleşme konusunda neden yeterince baskı oluşturmuyor diye düşünürken Hakkari Milletvekili Adil Zozani, geçenlerde İstiklal Mahkemeleri'nin uygulamaları hakkında Araştırma Önergesi verdi. Zozani, İstiklal Mahkemeleri'nin yaptığı yargılamaların, Türkiye hukuk ve demokrasi tarihi açısından büyük bir utanç olduğunu ifade ederek, dönemin yargılamalarına dair belge, doküman ve raporların önemli bir kısmının, kamuoyu bilgisine açılmadığını belirtti.
***
Evet. Yüzleşilmesi gereken olgulardan biri de İstiklal Mahkemeleri adıyla anılan mahkemelerdir. İstiklal Mahkemleri her ne kadar ismi sevimli gözükse de hukuksuzluğun doruğa çıktığı bir yapı olarak bu devletin kara lekelerinden biridir ve tüm saklı gizlisine rağmen eldeki veriler tüm hukuksuzluğu bir şamar gibi yüzümüze çarpmaktadır
Bizzat dönemin Şark İstiklal Mahkemeleri başsavcısı Ahmet Süreyya Örgeevren, hatıralarında aynen şöyle yazmaktadır: "Şeyh Sait olayıyla ilgili mahkemeye 20-25 yaşlarında Türkçe bilmeyen bir genç getirildi. Binlerce sanıklı mahkemedeki izdiham nedeniyle mahkeme heyeti şu kararı verdi. 'Sorgulamaya bile gerek yoktur, Türkçe bilmeyen bir adamdan zaten memlekete hayır gelmez' dediler ve idamına karar verildi ve karar o gece infaz edildi." (Şeyh Sait İsyanı ve Şark İstiklal Mahkemesi-Ahmet Süreyya Örgeevren-Temel Yayınları / Tarih Dizisi-2002)
***
Bu olay, İstiklal Mahkemeleri'nin gerçekleştirdiği binlerce vahşetten sadece bir örnek. Üstelik bütün bunları birinci derecede yetkili resmiler söylüyor: Kararlar o kadar acele alınır ve yerine getirilirdi ki, yanlışlıkla başkasının yerine idam edilenler bile olurdu. Dahası "Sanığın idamına yargılamanın devamına" denilerek önce asılıp sonrasında sözde yargılanan insanlar vardı.
Çetin Altan, bir yazısında, ünlü yazar Orhan Kemal'in babası Abdülkadir Kemali Bey'in, kurulan istiklal mahkemesi'nde başkanlık yaptığını belirttikten sonra şu ilginç anısını anlatmıştı: Abdülkadir Kemali Bey, İstiklal Mahkemesi başkanı olduğu günlerde, 13 at hırsızı çingene ile 13 asker kaçağı yakalanmıştı. Asker kaçaklarına verilen idam cezası da, yanlışlıkla at hırsızı Çingenelere uygulanmış ve hepsi asılmıştı. Bir gün Abdülkadir Kemali bey"e; "o yanlışlık nasıl oldu" diye sormuştum. "Öyle hatalar oluyordu" demişti. "Peki asker kaçakları ne oldu?" sorusuna da ;"yapılan hata anlaşılınca onlar da ertesi gün asıldı." Demişti. (Milliyet-28 Mart 2007)
Yanisi: Türkiye, tabularından sıyrılıp geçmişteki  hukuksuzlukla yüzleşme bir yana onu hafızadan silmeye çalışan bir zihniyeti sürdürdüğü içindir ki alışkanlıklarına 90 yıllık cumhuriyet tarihi boyunca devam etmekte beis görmedi.