Amed’de Êzîdîler konferansı toplandı. Tarihin en kadim inançlarından birinin bu konferansla gündeme konulması önemli bir adımdır. Bu nedenle Demokratik Toplum Kongresini kutlamak gerek. Ahmet Türk’ün de Êzîdîlerden özür dilemesi, Kürdistan’da gerçekleşen zihniyet devrimini ortaya koyuyor. Êzîdîlerin bu topraklarda yaşatılması en büyük zenginlik ve en büyük onur olacaktır.
Tüm diğer toplumlar gibi Kürtler de tek inanç sahibi değildir. Kürdistan’da, metropollerde, Avrupa’da toplam 7-8 milyon Alevi Kürt yaşadığı gibi, Kürdistan’da ve dünyaya dağılmış biçimde bir milyonu aşkın Êzîdî Kürt yaşamaktadır. Yine Alevi inancına yakın bir milyon Yarsan inancındaki Kürt İran’da yaşamaktadır. İran’da, Irak’ta Kakai inancında Kürtler yaşamaktadır. Yine Şebekler denilen inanca sahip Kürtler de Irak’ta yaşamaktadırlar. Görüldüğü gibi Kürtler zengin bir inanç topluluğuna sahiptir. Dolayısıyla tüm Kürtlerin birbirine saygılı olması ve sahip çıkması en başta kendi inancına ve kültürüne saygının gereği olmaktadır. Böylece her inancın güzelliğinden, değerlerinden diğer inançlar da feyzini alır.
Êzîdîlik, insanlığın ilk büyük inançlarından birisi olan Zerdüştlüğün kendini bazı değişikliğe uğratarak bugüne gelmiş halidir. Kürtlerin ataları sayılan Med’ler Zerdüşt inancına sahiptirler. Zerdüştlük, özellikle İran ve Kürdistan’da hakim olmuştur. Bu açıdan Kürtlerin kültürünü ve inancını etkileyen temel kültürlerden biridir. Bu nedenle Kürtlerin ortak kültür ve değerlerini yaratmada büyük katkıları olmuştur. Bugün Êzîdî olmayan diğer inançlarda da bu kültürün etkisi bulunmaktadır. Bugün Alevi Kürtlerin Zerdüştlükten çok değer taşıdığı görülmektedir. Özellikle Dersim Aleviliğinde bu etkiler net bulunmaktadır. İslam’ı benimsemiş Kürtlerde de bu inancın, kültürün etkileri Alevilerde olduğu kadar olmasa da bulunmaktadır.
Bugün Endonezya, Malezya, Bangladeş, Afrika halklarının İslami yaşamıyla Arapların, Kürtlerin, Türklerin İslami yaşamı arasında kimi farklılıklar vardır. Araplar, Türkler ve Kürtlerin inançlarını yaşamadaki farklılıkları da her toplumun kültür tarihiyle ilgilidir. Her toplum kendi kültürünün köklerini araştırmaktadır. Bugünkü yaşam kültürünü anlamlandırmada eski kültürleri anlamak önemlidir. Bu açıdan Kürtlerin geçmişlerini anlamada avantajları vardır. Êzîdîler gibi eski Kürt kültürüne ve inancına yakın bir topluluk vardır. Bu açıdan Êzîdîlerin bu topraklarda yaşaması ve yaşatılmasının anlamı vardır. Tabii ki bugün Kürtlerin büyük çoğunluğu Şafi-Sünni Müslüman ya da Alevi inancındadır. Bu inançlar bugün Kürt toplumunun en önemli kültürel değerleridir. Tabii ki bu inançlar varlığını sürdürecektir, saygı görecektir. Hiç kimse Müslüman Kürtlerin ve Alevilerin Êzîdî olmasını istemiyor. İstenilen, bu eski Kürt inancının özgür ve saygılı bir biçimde bu topraklarda yaşaması ve varlığını özgün ve özerk biçimde sürdürmesidir. Tüm inançlara ve kültürlere istenen özgürlük ve özerklik bu toplum için de istenmektedir. Bundan daha güzel demokratik ve özgürlükçü bir tutum olabilir mi? Bu açıdan Demokratik Toplum Kongresi Kürdistan’daki özgür, demokratik ve özerk yaşama büyük katkı sunmuştur.
Bugün Êzîdîler Irak, Suriye, Türkiye, Ermenistan, Gürcistan, Rusya sınırları içinde yaşamaktadırlar. Başka ülkelerde de az sayıda Êzîdî yaşamaktadır. On binlercesi de Avrupa’da yaşamaktadır. Özellikle Kuzey Kürdistan Êzîdîleri Avrupa’ya göçertilmiştir. Şu anda Kuzey Kürdistan’da çok az sayıda Êzîdî Kürt kalmıştır. Bu büyük bir trajedidir. Bu konferansın bu trajediye bir son vermesi gerekmektedir. Her çiçek kendi toprağında güzeldir; gerçek rengini kendi toprağında verir. Zaten her çiçek başka topraklarda, yani kültürlerde yaşamaz. Êzîdîlik de başka topraklarda yaşayamayacak özgün inançlardan biridir. Nitekim Êzîdîler Avrupa’da yaşayamıyor, giderek ölüyor. Aleviliğin de giderek Avrupa’da öldüğü gibi!
Êzîdîlik Avrupa’da yaşayamaz. Nüfus yoğunluğu az olan inançlar ve kültürler başka topraklarda hiç yaşayamaz. Kendi topraklarında özgür ve demokratik yaşamını sağlayamamış topluluklar başka alanlarda hiç yaşayamaz. Bu, kültürlerin yaşam kanunudur. Êzîdîler de bunu iyi bilmelidir. Zaten çocuklarını Avrupa’da koruyamamaları bunun kanıtıdır. Sadece asimile olmuyorlar, giderek inançlarını kaybediyorlar, Almanlaşıyorlar, inançsızlaşıyorlar.
Şu anda Êzîdî gençlerinin Êzîdîlikle alakası kalmış mıdır? Belki biraz kapalı ailelerde ya da Özgürlük Mücadelesiyle sıkı ilişki içinde olanlar kültürünü koruyor; ama diğer gençler giderek kimliksiz ve kültürsüz hale geliyor. Bu nedenle bu konferansın ilk sonuçlarından biri ülkelerine dönmek olmalıdır. Êzîdîlik inancı bir zamanlar kendi coğrafyasındaki özgür yaşamına kavuşmalıdır.
Kuşkusuz Êzîdîlerin yaşadıkları coğrafyadan koparılmalarının nedenleri vardır. Bunlardan biri, İslam inancına sahip Kürt kardeşlerinden de zulüm ve baskılar görmeleridir. Ancak Kürt Özgürlük Hareketi’nin Kürdistan’da yarattığı zihniyet devrimiyle birlikte Kürdistan’da tüm farklı inanç ve kültürler için özgür ve demokratik yaşam zamanı gelmiştir. Ahmet Türk bu nedenle Müslüman Kürtler tarafından gördükleri haksızlıklar ve baskılar için Êzîdîlerden özür dilemiştir. Dolayısıyla göç etmelerini sağlayan bu neden ortadan kalkmıştır. Bu neden sadece ortadan kalkmamış, atık Êzîdîler için pozitif ayrıcalık gösterilecek bir toplumsal zihniyet ve gerçeklik de ortaya çıkarılmıştır. Zaten Demokratik Toplum Kongresinin bu konferansı yapması bu gerçekliğin somut ifadesidir.
Avrupa’daki Kürtlerin ülkelerine dönmeden biz Êzîdîyiz demeleri ve Êzîdîliğe sahiplenmeleri anlamlı değildir. Avrupa’dan dönüp atalarının, dolayısıyla inançlarının toprağına sahip çıkmalıdırlar. Kendilerini Avrupa’daki Türkler ya da Araplar gibi görmemelidirler. Onlar varlığını sürdürebilir. Kaldı ki onlar varlığını sürdürmese bile Türklerin varlığı ve geleceği için bir tehlike söz konusu olmaz. Êzîdîler için durum farklıdır. Kendilerini başka topluluklarla kıyaslamamalıdırlar. Ülkeye dönmeleri tarihe karşı sorumluluklarıdır; Êzîdî inancına karşı sorumluluklardır. Êzîdîliği, yeniden var olduğu topraklarda canlandırmak gerekir. Sadece Şengal’le Êzîdîler var olamaz. Şengal ve çevresi Êzîdîlik için önemlidir, Ancak Kuzey Kürdistan da Êzîdîlik için Şengal kadar önemlidir. Avrupa’da çalışanlar yarattıkları birikimle ata topraklarını yeniden canlandırmalıdırlar.
Kuşkusuz Kuzey Kürdistan’daki halkımız; siyasi, sosyal ve kültürel kurumları Êzîdîlerin ülkeye dönüşüne yardımcı olmalıdır. Özellikle Müslüman Kürt halkı Êzîdîleri bağrına basmalıdır. Êzîdî inancı sadece Kürtlerde vardır. Tüm Êzîdîler Kürt’tür. Dolayısıyla bu inanca sahip Kürtlere sahip çıkmak tüm Kürtlerin sorumluluğudur. Kaldı ki geçmişte yapılan haksızlıklar da böyle giderilebilir. Özür dilemek böyle anlamlı hale gelir.
Êzîdîlerden özür dilemesi ve geri dönüşüne katkı sunması gereken esas güç de Türkiye’dir. Çünkü Êzîdîlerin bu topraklardan göç etmesinin esas sorumlusu Türkiye’dir. Osmanlı döneminde Êzîdîler sürekli baskı görmüşler ve inançlarını değiştirmeye zorlanmışlardır. Türkiye Cumhuriyetinin Türk-İslamcı tek tipleştirme politikalarından da en fazla zararı Êzîdî Kürtler görmüşlerdir. Türk devletinin insanlığa ve tüm Kürtlere karşı işlediği suçlardan en olumsuz etkilenenler Êzîdî Kürtler olmuşlardır. Bu açıdan Türk devletinin sadece özür dilemesi değil, bu inanca karşı işlediği suçları affettirecek bir çaba ve tutum içinde olması gerekir.
Ancak Türk devleti tek tip toplum yaratma amacı nedeniyle Amed’te yapılan konferansa olumsuz tepki vermiştir. DTK konferansını kastederek “şimdi de Êzîdîleri ortaya çıkarıyorlar” diyerek Êzîdîlerin varlığını koruma çabalarına karşı klasik zihniyetin tepkisini vermiştir. “Teröristlerin dini Êzîdî’dir” diyerek kendine göre Êzîdîliği rencide etmiştir. PKK’yi, DTK’yı’ gerillayı kendine göre teşhir etmek için sürekli bu çirkin yola başvurmaktadır. Alevileri de sürekli bu tür yöntemlerle rencide etmektedir. Hakaretler yağdırıp rencide ettikten sonra utanmadan pişkince “biz her inanca saygılıyız” demektedir. Dünyada bu kadar utanmaz ve ahlaksız bir zihniyet ve kişilik var mıdır bilemiyoruz. Kuşkusuz faşistler böyle çirkin demagojilerde bulunmuşlardır. Tayyip Erdoğan ve AKP ise onlara taş çıkartacak, hatta onlara örnek olacak böyle demagojiler, ahlaksızlıklar yapabilmektedir.
Elazığ’daki konuşması bir nefret suçuydu. Alevilere yönelik de sürekli böyle nefret suçları işlenmektedir. Sonunda utanmazca “her inanca saygılıyız” diyerek hakaretini daha da pişkin ve çirkin hale getirmektedir. Sanki Tayyip Erdoğan nefret suçu işlemek için yaratılmıştır.
AKP nefret suçları yasası çıkartacakmış. Bu da demagojik bir yalandır, saptırmadır. Tayyip Erdoğan’ın, AKP Hükümetinin çıkaracağı nefret suçu yasası olsa olsa Tayyip Erdoğan ve zihniyetine yönelik eleştirilerin önünü kesme ve eleştiri yapanları cezalandırma yasası olur.