
Suriye’de 2011’de gelişen isyan ve hemen ardından değişik güçlerce devreye sokulan savaşla birlikte, Suriye devleti sınırları içinde Kürtlerin yoğunlukta yaşadığı coğrafya’da, yani Batı Kürdistan’da (Rojava), yeni siyasi bir durum ortaya çıktı. Kürtler gelişen savaş ortamında kendilerini savunmak ve savaşın kendilerini olumsuz etkilemesini önlemek, en azından bunu asgariye indirmek amaçlı kendilerini en hızlı şekilde örgütlemeye başladılar.
Bir süredir Rojava’ya yaptığım gezinin izlenimlerini köşe yazısıyla sizlere sunmaya çalışıyorum. Köşe yazılarında daha çok Rojava’nın coğrafyası ve ihtiyaçlarının örgütlenmesi üzerine yazdım ve bu yazılar zaman zaman devam edecek. Ancak Rojava Devrimi’nin üzerinde şekillendiği Halk Meclisleri’ni genişçe ele almak önem arz ediyor. Bu yazı dizimizde, Rojava’da inşa edilen halk demokrasisini ele alacağım.
Kürtlerin en önemli siyasi gücü olan Demokratik Birlik Partisi (PYD) Rojava’da geliştirdiği örgütlemeyi klasik şeklinde yapmadı ve partinin değişik kollarını (siyasi cephe, kadın, gençlik vs.) toplumda fazla yaygınlaştırmadı. Onun yerine daha geniş bir konseptle ve başka güçlerle ittifak içinde Kürtlerin yaşadığı Rojava’da ve Suriye’nin belli başlı kent ve kırsal alanlarında Halk Meclisleri kurmaya başladı. O andan itibaren basında Rojava’da gelişen halk demokrasisinden, halkın sokak, mahalle, kent ve bölge düzeyinde kurduğu meclislerden ve bununla halkın devletsiz şekilde kendi kendini yönetmesinden bahsedilir. Sıkça dile getirilen Halk Meclisleri ve buna dayanan halk demokrasisi fiiliyatta ne durumda ve Rojava’da toplum arasında örgütleme nasıl geliştiğini ilk elden öğrenmek amaçlı, 2014 yılın Mayıs ayında Rojava’nın Cizîre bölgesine bir heyet organizasyonu çerçevesinde gittik.
Tarihi bir geçmiş ve uzun süreli gizli çalışma
Rojava’da gelişen ve her gün derinleşen halk demokrasisi, 2005 yılında Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan tarafından ilan edilen ‘Demokratik Konfederalizm’ düşünce sistemine dayanıyor. Demokratik Konfederalizmin paradigması ‘demokrasi, ekoloji ve cinsiyet özgürlüğü’nü temel alıyor. ‘Demokrasi’ ile kastedilen ‘parlamenter sistemi’ değildir. Parlamenter (temsili) demokrasisi halkın katılımına 4-5 yılda bir gerek duyuyor ve yabancılaşma, elitleşme ve seçilen vekillerin lobi kesimleri tarafından satın alınmasını mümkün kılıyor. Bu ‘basit/kolay demokrasi’ fiiliyatta merkezi devlet ve büyük şirketlerin çıkarlarını esas alarak, halkların ihtiyaçlarını bugün dünyanın hiç bir tarafında karşılamıyor.
Gerçek bir demokrasi, diğer bir tanımlamasıyla halk demokrasisi ise farklı işler ve çok emek ve zaman ister. İşte bunun kapsamlı çabası üç yıldır Rojava’da ciddi bir şekilde yüzbinlerce insan tarafından verilmektedir. Ancak bunu yaparken uzun yıllara dayalı bir örgütlenme ve tecrübeye dayandı ve sıfırdan başlamadı. 90’lı yılların başında Rojava toplumu birçok şehirde kendini yönetme amaçlı meclis ve komiteler kurmaya başladı. Gizli çalışan ve toplumun çoğunu kapsamasa da belli bir tecrübe sözkonusuydu. Bu sistem 2000-2004 yılları arasında devletin artan baskısı sonucu önemli oranda – tamamen değil - dağıtılsa da 2011 yılında her şeyin hızlı şekilde kurulması çok zor olmadı.
İkinci tecrübe dayanağı, Kuzey Kürdistan’da 2007 yılında örgütlenmesine başlanan halk meclisleri ve bunun çatı örgütü olan Demokratik Toplum Kongresi’ydi (DTK). 2011 yılında TC devletin siyasi baskıları sonucu bazı yerlerde bu örgütlenme dağıtılmış olsa da yıllara dayanan bu tecrübe Rojava için faydalı oldu diyebiliriz. Elbette uluslararası tecrübelerden de faydalandı, en başta da 1871 Paris Komünü ve halen yürümekte olan Zapatista örgütlenmesinden.
Halk meclisleri nasıl oluştu ve sistemi nasıl işliyor?
Kürt Özgürlük Hareketi’nin yeni siyasi konsepti Rojava’da hayat bulmaya başlarken, Kürdistan toplumun geçmiş tecrübesinden de faydalanıldı. Kapitalizm egemen olmayana kadar toplumda yaygın olan bazı ortak/kolektif karar verme mekanizmaları ve üretimde paylaşım özellikleri yeni kurulan siyasal sistemle yeniden canlandırılıyor. Halk demokrasisini geliştirme girişimleri başladığında, özellikle yaşlılar bu tecrübeleri bütün topluma aktardı ve bunlardan nasıl faydalanacağı tartışılıp kararlar alındı.
Daha 30-40 yıl öncesine bakıldığında, insanların kendi sorunlarını köylerde kendileri çözüyorlardı ve bunun için devlete ihtiyaç duymuyorlardı. Yüzyıllara dayanan bir tecrübe ve gelenek ortada var. Ancak Baas rejimi bilinçli olarak halkı kendi sorunlarını çözemeyen ve çıkan her küçük sorun için devleti muhatap alma gibi yaklaşımlarını yaygınlaştırdı. Şimdiki yaklaşımın amacı, toplumda sorunları çözme konusundaki tecrübenin olumlu yönlerinden faydalanmasıdır. Yine kırsal alandaki biz çok köyde, haneler arası ekonomik bir dayanışma söz konusuydu. Bir hane ‘a’ ürününden fazla üretince, belli bir miktarını diğer ve ihtiyacı olan ailelerle paylaşırdı. Başka bir hane aynısını ‘b’ ürünü için de yapardı. Böylece toplum arası paylaşım gelişkindi ve yine yoksul durumda olanlar ve zor dönem geçirenlere destek olunuyordu. Ancak burda eklemek gerekir ki bu iki önemli özellik toplumsal ilişki biçimlerinden (feodal ve doğal toplum) ile üretim ve yaşam şartlarının getirdiği zorunluluklardan kaynaklanıyordu. Yani ortada büyük bir bilinç ile bunlar uygulanmıyordu. Böyle olunca kapitalist ilişkilerin gelişmesiyle, bu dayanışmacı ve paylaşımcı ilişkiler tepki olmaksızın aşıldı.
Mahalle ve köylerde oluşan meclisler
2011 ilkbaharında Afrin, Halep, Kobani, Cizîre ve Şam’da kısa sürede örgütlenme başladı, yani Kürtlerin sayısal olarak çok yaşadığı her yerde. Burda önemle belirtilmesi gereken nokta, yukarda bahsı geçen tecrübe ve yeni sistemin temel olarak nasıl kurulacağı hakkında somut fikirler varken, bunu detayda hangi şekile bürüneceği belli değildi. Somutlaşma zamanla ve tecrübenin ve toplumsal ihtiyaçların gözle görülür düzeyde artmasıyla gelişti ve bu süreç devam etmektedir.
En başta mahalle ve köylerde başlanarak toplantılar gerçekleştirildi ve halk ile kurulacak örgütlenme üzerine tartışmalar yürütüldü. Kısa sürede yaygın bir şekilde mahalle ve köyler düzeyinde meclisler oluşturuldu. Birçok köy bir araya gelerek, bir üst düzeyde kentlerdeki mahalle meclisine eşit seviyede bir meclis oluşturmaya başladılar. Köy-mahalle meclisleri de diyebileceğimiz bu yapı genelde yedi ile on köyü kapsıyor. Sonraki adım olarak Piramid modelin ikinci (daha ilerde üçüncü olacağını anlayacağız) katı olarak alan düzeyinde meclisler kuruldu. ‘Alan meclisi’ ile bir kent ve çevresinde çok sayıda köyler kastediliyor. Örneğin Serêkaniyê Halk Meclisi’nde hem kentlerdeki mahalleler hem de kırsal alandaki köylerin oluşturduğu köyler-meclisleri temsil buluyor. Kırsal alandaki nüfus sayısal olarak çok olduğunu düşünürsek kırsal alanı önemsememek gerekir.
Kırsal alanda köy ile en küçük örgütlenme birimi yeterince küçük iken, kentlerde mahalle meclisleri nüfus bakımından fazla büyük (3 ile 50 bin arası) olduklarından dolayı, tartışmalar sonucu örgütlenme sokak veya bir kaç sokak düzeyinde başlatılmaya başlandı. Bununla daha alt düzeyde insanların daha rahat bağlantı kurabileceği ve yabancılaşma hissetmeyeceği bir organizasyon ortaya çıktı.
Kentlerde bu en altta kurulan yapıya ‘komün’ (Kürtçe: komûn) denildi. Bu terim Avrupa dillerinden alındığını düşünüyorsanız yanılıyorsunuz, çünkü Kürtçe’de ‘kom’ toplukluk anlamına gelmektedir. Bir komünde şartlara göre 30 ile 500 hane yer almaktadır, genelde ise 150 hane sayısını pek geçmemekte ve birkaç sokağı kapsayabilmektedir.
Eşbaşkanılık, komisyonlar ve doğrudan seçimler
Her komün kendi mahallesiyle, sokağıyla (sokaklarıyla) veya köyüyle ilgili siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel yaşamını örgütlemeye, var olan sorunları tartışıp çözüm bulmaya çalışıyor. Bir komünde yaşayan herkesin katılımıyla seçilen bir yönetim (genelde 7 kişilik) komündeki faaliyetleri koordine ediyor. Eşbaşkanların dışında yönetimde yer alan her kişi komün düzeyinde bir komisyonu temsil ediyor. Bazı komünlerde eşbaşkanlık sistemine gidilmediğini, ama bunun geçici bir durum olduğunu da öğreniyoruz. Yönetimin her veya iki haftada bir yaptığı düzenli toplantılara komünde yaşayan herkes katılabiliyor. Belli aralıklarla komün düzeyindeki toplantılara herkes çağrılıyor.
Komün ve meclisler işleyiş gereği kendi yönetimlerini ve üst aşamaya delegeler seçmektedir. Bu seçimler yapılırken parlamenter sistemden bildiğimiz pahalı ve uzun seçim kampanyaları yok. Bu delegeler genelde bir veya iki yıllığına seçiliyor, ancak ciddi eleştiri durumunda her toplantıda (şart ve duruma göre haftalık, iki haftalık veya aylık yapılıyor) bir delegenin yerine başka biri seçilebiliyor. Bunun için önceden özel bildirim şart değil. Her delege memnuniyetsizlik durumunda ve çoğunluk oluşması durumunda ‘görevi’ elinden alınabiliyor. Çeşitli komün çalışanlarına sistemden kaynaklı sorunların yaşanıp yaşanmadığını sorduğumuzda; ciddi sorunların pek yaşanmadığını da öğreniyoruz. Ki bu seçilenlerin bunun bilincinde olduklarından ve sorumlu davrandıklarından dolayı kaynaklanıyor. Bildiğimiz parlamenter sisteme göre bu fark çok kritiktir ve bir delegenin ileri düzeyde yabancılaşma ve yozlaşmasının önüne geçmekte önemli bir faktördür. Somut olarak ortak ve uzun vadeli bu coğrafyada nasıl işlediğini önümüzdeki yıllar gösterecektir.
Komün ve mahalle meclisleri kendi alanındaki sorunları tartışırken, alan meclisleri de kendi düzeyindeki sorunları tartışıp bir çözüm bulmaya çalışıyor. Komün, mahalle ve alan meclisleri değişik alanlara yönelik birçok komisyon ve komiteler kuruyor; bunlara Kurmancî lehçesinde ‘qad’ (alan) veya ‘saha’ (saha) denilmektedir. Komünlerde her komisyonda 3 civarında kişi yer alırken, bu sayı mahalle ve alan düzeyinde artıyor. Önemli komitelerden biri komün ve mahallelerde kurulan ‘Barış ve Uzlaşma Komiteleri’dir (bunların geçmişi 90’lı yıllara dayanıyor). Bu komite mahallede gelişen sosyal sorunlara (kişiler ve aileler arası, ciddi suç oluşturmayan konular) konsensüse dayalı çözümler bulmaya çalışıyor. Çözülmeyen konular mahallenin Barış ve Uzlaşma Komitesi’ne veya doğrudan yeni kurulmuş olan ‘halk mahkemesine’ yönlendiriliyor.
Kadınlar sorunlarını kurumlarıyla çözüyor
Çok kritik bir yapı ise mahalle ve kent düzeyinde oluşturulan ‘Kadın Meclisleri’dir; bunları siyasi kadın hareketi olan ‘Yekitiya Star’ oluşturuyor. Kadınlar zamanla kendilerini daha kapsamlı şekilde örgütlüyorlar ve komün/halk meclisleri kadınları ilgilendiren her konuyu kadın meclisleriyle birlikte çözmeleri gerekmektedir. Örgütlenme mevcut ise gençlik ‘Ciwanen Şoreşger’ (devrimci gençler) adı altında bir araya gelmekte ve bu örgütlenmede komite veya komisyon olarak yerini almaktadır.
Her komün ve mahalle meclisinde mutlaka bir ekonomi komitesi de vardır. Bu komite en yoksul insanlara gıda yardımı yapıyor, elektrik sorununu çözmeye çalışıyor, komün/mahalle düzeyindeki dağıtım işleri organize ediyor ve komün/halk meclisleri sistemi için düzenli maddi yardımlar topluyor.
Komünler gibi mahalle meclislerinin genel kurulları düzenli bir şekilde bir araya (en geç iki ayda bir) geliyor. Komünlerde genel kurula bütün halk çağrılırken, mahalle meclisinin genel kurulu kendi mahallesindeki bütün komün yönetimlerinden oluşuyor, bu sayı komün sayısına göre onlarca veya yüzlerce kişiden oluşabilmektedir. Yani mahalle meclisi genel kurulu bulunduğu mahallenin tüm sakinlerinden oluşmamaktadır. Bir araya gelen mahalle meclisleri genel kurulları kendi içinden bir yönetim (koordinasyon) seçmektedir ki bu yönetimde her komün temsil bulması gerekmektedir. Bu genelde komünlerin eşbaşkanlardan biri olmaktadır, ancak komünlerden bazen başka biri de seçilmektedir.
Herkesim TEV-DEM’de temsilini bulabiliyor
Üst bir aşamaya gidersek, alan meclislerine geliyoruz. Her alan meclisi genel kurulu, kendi alanındaki mahalle meclislerin yönetimlerinden en başta oluşuyor. Alan meclisi genel kurulunda o alandaki sivil toplu kuruluşları, mesleki kurumlar, siyasi partiler (bu sistemi kabul eden), kadın ve gençlik hareketi de delegeler göndermektedir. Bunların delege sayısı toplam delege sayısının yaklaşık yarısını bulmaktadır. Bu sayı mahalle sayısına göre onlarca veya yüzlerce kişiden oluşabilmektedir.
Alan Halk Meclisleri genel kurulları, kendi içinden 20 ile 30 kişiden oluşan bir yürütme seçmektedir ki bunda her mahalle temsil bulması hedeflenmektedir. Bu yürütmeye TEV-DEM denilmekte (önceki aşamalarda bu terim kullanılmamaktadır) ve kısaca Tevgera Civaka Demokratik’in (Demokratik Toplum Hareketi) kısaltılmasıdır. Alan düzeyindeki TEV-DEM sık sık bir araya gelirken (ortalama her veya iki haftada bir), alan meclisi genel kurulu daha az bir arayla toplanmaktadır.
Dikkatinizi çekmişse görmüş olmalısınız ki, MGRK sistemi birçok siyasi parti tarafından desteklendiğidir. PYD büyük farkla en büyük parti olsa da, bu sistemi doğru bulan başka partiler de Halk Meclislerine katılıyorlar. Bunların içinde Suriye Kürtleri Ulusal Topluluğu Partisi, Kürdistan Demokratik Partisi-Suriye (bilinen PDK-S değil), Suriye Kürtleri Barış ve Demokrasi, Kürdistan Liberal Birlik Partisi, Suriye Kürt Sol Partisi, Sol Demokrat Partisi, Kürdistan Yeşiller Partisi, Kürdistan Komünist Partisi, Suriye Kürtleri Barış ve Demokrasi Partisi var.
Alan düzeyinde genelde 80 ile 200 kişiden oluşan mahalle meclisleri genel kurululları, kendi alanını ilgilendiren bütün yaşam alanları komisyonlar altında örgütlüyor. Önceki alt aşamalar her altı alanı dolduramasa da, alan düzeyinde bunlar mutlaka hayat buluyorlar. Bu saha/qadlar şunlardır: Toplumsal (Civakî); Özgür Toplum (Civaka Azad); Siyaset (Siyasî); Ekonomi (Aborî); Savunma (Parastîn); İdeoloji (İdeolojî). DEVAM EDECEK
ERCAN AYBOÐA