Lal Laleş’in son şiir kitabı “Matmayînên Ronyayê” (Ronya’nın Afallamaları), Lîs Yayınlarından çıktı. Kitap, hem tarihin hem de dilin derinliklerinden ve yaşanmışlıklarından geçip günün zamansızlığına uzanan, dokunan bir gerçekliğin taşıyıcısı olmak gibi bir anlamla yüklü. Bunu da ilginç bir biçimde çoğu dizelerin, mümkün bir şeye, imkansızın başarılışı gibi bakan çocuk gözlerindeki ışık çakımlarının şiiri olarak çalışmış olmasında aramalı.
Bir anlamda insanlığın “yazılı zaman”ı da çocuk kadardır. Yazının bulunuşundan günümüze altı bin sene geçti. İnsan ömrüyle her bin sene “bir” yıla karşılık gelebilir bir çocukluk oyunu gibi. Çünkü insanın yazıya geçirdiği hatıralara, birikimine, bugün geldiği hallere bakarak söylesek insanlık da bir çocuk kadardır ve hâlâ birçok anlamda evrimini tamamlamış değil. Şair bu ve benzeri aforizmalarla beslemiş eserini. Öyleki bazıları güldeste, bazıları tarihe büyük bir eleştiri, bazıları belki duvarımıza asmamız gereken bir levha niteliğinde.

Şair sözünü esirgemeyendir
Eserdeki aforizmalar ister istemez bize bu kitap için “Şair sözünü esirgemeyendir” sözünü dedirtiyor. Bir diğer nokta ise şairin bu kitabın çok dikkat çekici şekilde “toprağın aklını” işlemiş olmasında yatıyor oluşudur. Belirtmemiz gereken bir diğer nokta da, “Matmayînên Ronyayê”nin Türkçe’ye çevirilmesinin ne kadar zor olacağıdır. Batı şiiri ile Doğu şiiri arasındaki uçurumun sebepleri bu eserde karşımıza çok net olarak çıkıyor. Ortadoğu’da yaşanan ağır sorunlar, derin görüşler, keskin çıkışlar, sert duruşlar, mağrur bakışlar “Matmayînên Ronyayê” eserinin hemen her sayfasına düşmüş gök taşları gibi çok özel dizelerle işlenmiş. Bu nedenle Türkçe veya bir başka dile çevirdiğimizde ışığını yitirme, anlam çukurunu sığlaştırma gibi ciddi sorunlar taşıyor.

Yılanlar görmesin ölürler
Lal Laleş’in şiiri kendine özgü niteliklere sahip. “Apollon” şiirinde “Marên Teyyar” (Uçan Yılanlar) şairin hem sözünü esirgemeyen tarafından, hem de “mar bila me nebînin, ew ê bimirin” (yılanlar bizi görmesin, ölürler) deyişi, Ortadoğu’ya özgü bu bahsettiğimiz niteliğe uygun tarafından düşen bir gök taşıdır adeta. Kafamıza düşmeden, derin gök yüzüne baktırmadan, düşündürmeden anlaşılmayacak sebeplerle doludur. Hele sözü geçen şiirdeki “Kundan ji Kurdan bêtir xwe li ba dikir ji bo azadiyê” (Baykuşlar Kürtlerden daha çok özgürlük için süzülüyordu) cümlesi kadar bütün bir varlığımıza yönelen eleştirilere ne demeli?
Lal Laleş şiirleri öyle bir derinlik ve mistik öğeler taşıyor ki şiirlerini anlamaya çalışırken beynimizde yer alan tarihin sözlüğünü kullanmalıyız. Düşünün ki, Kürtçe hâlâ yok olma tehlikesini atlatmamış bir dil. İşte bu kitabı okurken “Yok olmak üzere olan bir ulus insanları eğer kendi dilinde sadece bir tane bile olsa şiiri ezbere bilmiyorsa gerçekten yok olma tehlikesi yaşıyordur” belirlemesi tüylerimi diken diken ediyor. Bunu tekrar hatırlatan şey, şiirlerdeki bu derinlik ve bunu yeniden tetikleyen kendini koruma dürtüsü olsa gerek.


RÊZAN TOVJÎN