Cizre’de bir bodrum katında infaz edilen yüzü aşkın bizden birileriyle ilgili yapılmadı bu şarkı;
Annesinin cadde ortasında ölümünü izlemek mecburiyetinde bırakılan o koca adamı, yaşam boyu boynu bükük bırakacak hikayenin güftesinin melodisi de değil!
Bebeğini kokmasın diye soğutucuda bekletip, her an ölen Cizreli annenin yaşam boyu sürecek travmasına eşlik eden bir ağıt, hiç değil.
Şarkı, 28 Eylül 2009 günü Lice’nin Şenlik Köyünün Hambaz mezrasında, annesi tarafından kısa bir süre yalnız bırakılan, havan topu mermisince parçalanan kızının bedeninin parçalarını eteğiyle taşıyan bir annenin travmasının hikayesi.
Şarkı, Erdoğan hükmüne karşı bir çıkış!
Ama Erdoğan’ın dolaysız gazabına ayar vermek için itinalı hazırlanmış bir senaryo.
Başarılı bir girişim.
Övgüyü hakediyor.
Bu şarkı, Yavuz Bingöl gibi Saray’a biat eden Tunceli’liler için de ibret verici.
Eğer Cizre ve Sur’da vakaları aktarsaydı, devlete cepheden yönelirdi.
Sezen Aksu ve Tarkan iyi düşünmüş olmalılar:
Katilleri AİHM tarafından da tayin edilmemiş bir "katl" örneği seçmişler.
"Yüreklerinde dört nala atlar,
Sağ yanlarında boydan boya Mezopotamya."
Felsefe yüklü estetik bir nüans taşıyor.
Ceylan’ın katledilmesinin 24 yıl öncesinde, 16 kişinin katledildiği Lice’de babasını kaybeden bir kız çocuğu, Hanım Tosun konuşmuştu: "Bir daha Lice’ler yaşanmasın!"…
Öyle olmadı, realite başkalaşarak devam etti.
Ceylan’ın vuruluşu bana başka bir boyutu hatırlattı:
"Yüzükler’in Efendisi" filminin savaş sahnelerinden birinde, ateş topu atan aletler katledilen insanların kafalarını savurarak, karşı tarafın hezimete uğratıyorlar.
Gizli (!) bir tetik, Ceylan gibi, tahammülü zor bir bedeni Kürtler’in Sur’larına savuruyor!
Anne ve yakınlar, yaşam boyu idraki bir "çıkmaz"a mahkum ediliyorlar.
Bundan dolayı da, şarkıda tam da yerinde bir tanımlama:
"Gözlerime astılar seni,
Ceylanım kör oldum ben…"
12 yaşındaki çocuğunu kaybeden bir annenin, dünyayı eskisi gibi görmemesinin, ve saatlerce, günlerce kör olmasının, akan yaşların da başka bir tarifi.
Sur’da Tahir Elçi katledilince de, toplumu caydırıcı bir seruma bağlamak istediler.
Şarkı’daki "yüreğimde dört nala atlar", Yılmaz Güney’in "Yol" filminin son sahnesi gibi:
Kötülükler’e karşı savaşmayı, dört nala ulaşmak istediği bir mekana varmayla denkleştirirken, dik duruşlu bir betimleme.
"Sağ yanını boydan boya Mezopotamya" gören ikili, herkese göre başka bir anlam taşıyabilecek bir "giz"i betimliyorlar.
"Senle vuruldum ben."
Bu şarkıyı ömürsüz kılacak betimlemelerden biri.
Kirmanckî: "Merdenam to merdena min a" (senin ölümün benim ölümüm) dizesini hatırlattı. Duyarlı toplumların mirasıdır bu: ölenle bir kez daha ölünür.
Her giden, gittiğinde, dünya bir kez ölmüş oluyor bizim yaşadığımız dünya. Çünkü dünyadan ayrılan O’nun gözleriyle bu dünyayı O’nun hissettiği ve gördüğü gibi gören başka birini bulmak mümkün değil.
Tarkan ve Sezen Aksu’nun çaresizlikten, bir de nasihatları var:
"Gezme Ceylanım bu dağlarda, gezme,
gece gerdanlık, gündüz mezarlık…"
Emre ve Dikta’ya uymayanlar için, yürekli bir çıkış!