AKP Hükümeti'nin seçim stratejisinin bir parçası haline getirip açıkladığı 'demokratikleşme paketi'nin ardından KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı önceki gün bir deklarasyonla 3 temel taleplerini paylaştı, talepler karşılanmazsa "çok boyutlu yeni bir mücadele dönemi başlatacaklarını" duyurdu. BDP Grup Başkanvekili İdris Baluken ile deklarasyon, hükümetin tutumu, 15 Ekim tarihi ve Kürt tarafının izleyeceği yol üzerine konuştuk. KCK deklarasyonunda, "Kürt halkının vazgeçilmez talepleri" olarak dile getirilen 3 maddenin, Kürt halkının uzun süredir gündemleştirmiş olduğu talepler olduğunu anımsatan Baluken, "Kürt kimliğinin anayasal güvence altına alınması, demokratik özerklik ve anadilde eğitim talepleri, Kürt halkı açısından tartışılması bile abesle iştigal talepler, konulardır" dedi. KCK deklarasyonunda bu taleplerin tekrar, görünür bir şekilde vurgulanmış olmasının son derece önemli olduğunu ifade eden BDP Grup Başkanvekili Baluken, "Talepler devlet ve AKP Hükümeti tarafından doğru algılanır ve buna göre siyasal bir tutum, politik samimiyet ortaya konulursa, biz KCK'nin ortaya koyduğu bu deklarasyonun Kürt meselesinin çözümüne son derece önemli katkılar sağlayacağını düşünüyoruz" diye konuştu.


Hükümet yanlış yolda

Sürecin başından itibaren hükümetin müzakere yöntemini işletmediğine dikkat çeken Baluken, "Hükümet, kendi sorumluluğunu yerine getirmedi. Süreçte yaşanan tıkanıklığın kökeninde de hükümetin izlemiş olduğu bu yol ve yöntem var" diye belirtti. Hükümetin 30 Eylül'de açıkladığı 'demokratikleşme paketi'nin hazırlanış ve sunuluş biçimine işaret ederek, "tek taraflı olarak süreci işleten, Kürt halkı adına ya da Türkiye hakları adına her şeyi belirleme yetkisini kendisinde gören, hiçbir çevrenin görüşünü önemsemeyen, en doğrusunu gerekirse ben bahşederim diyen bir AKP pratiği var ortada" diyen Baluken, bu tutumun hükümet tarafından barış sürecinin tamamında işletildiğini vurguladı.

Muhataplarla müzakere etmeli

Hükümetin tutum ve pratiğinin köklü bir değişime ihtiyacı olduğunu kaydeden Baluken, "Sürecin tamamında Kürt meselesinin muhataplarını net olarak tayin edip tartışmayı, ortaklaşmayı amaçlayan yol ve yöntemden son derece uzakta bir AKP pratiği görüyoruz. AKP yeni dönemde süreçle ilgili bir samimiyeti varsa, müzakereleri sorunun gerçek muhataplarıyla ciddi bir şekilde görüşmesi gerekiyor" dedi.

'Öcalan turnusol kağıdıdır'

 Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın "diyalog süreci artık müzakereye evrilmelidir" açıklamasını hatırlatan Baluken, şöyle konuştu: "Sayın Öcalan, kendi düşüncelerinin, ortaya koyduğu çözüm önerilerinin dış dünyayla paylaşılması için gerekli koşulların bir an önce sağlanması gerektiğini ifade etmişti. Bu yönüyle siyasi partilerin, sivil toplum örgütlerinin, gazetecilerin, akil insanların Sayın Öcalan ile görüşmesinin önemli olduğunu düşünüyoruz. Müzakere süreçleri içinde devlet yetkilileri ve hükümetin de kamuoyuna açık ve şeffaf bir süreç yürütmelerinin önemli olduğu kanaatindeyiz. Müzakerelerin turnusol kağıdı adeta Sayın Öcalan'ın içinde bulunduğu koşullardır. Eğer hükümet bir müzakere sürecinden bahsedecekse, müzakerenin en önemli tarafı olan Sayın Öcalan'ın koşullarını değiştirmekle ilgili, şimdiye kadar gösterdiği politik tutumu değiştirmelidir. Diğer taraftan Sayın Öcalan'ın kendi örgütü ve halkıyla da bir iletişim mekanizmasının kurulması gerekiyor. Bir müzakereden bahsedilecekse sorunun muhatabı olan KCK yapısının, PKK yapısının, örgütlü sivil toplum alanının, siyasi partilerin, BDP'nin, DTK'nin bir bütün olarak Sayın Öcalan ile rahat görüşebileceği, Kürt halkının taleplerini Sayın Öcalan'a ulaştırabilecekleri ve bu yönüyle müzakereye katkı sunacakları bir pozisyon hükümet tarafından mutlaka sağlanmalı. Önümüzdeki dönemde bu bahsetmiş olduğumuz müzakere süreçleriyle ilgili hükümetin atacağı olumlu adımlar sürece ciddi katkı sağlayacaktır. Tıkanıkların giderilmesi ve yükselen tansiyonun düşürülmesi noktasında önemli bir katkı sağlayacaktır."

Hükümet irade göstermeli

Bu konuda adımlar atılırken hükümetin bir yandan da Kürt meselesinin yasal ve anayasal çözümü için, "Kürt dilinin ve kimliğinin tanınacağı ciddi bir iradeyi ortaya koyması" gerektiğini ifade eden Baluken, "Hükümet, Kürt dili ve kimliğiyle ilgili samimiyet ortaya koyamayan pratiğini terketmelidir" dedi. Parti olarak hükümete yapılması gereken yasal düzenlemelerle ilgili yüzü aşkın maddeden oluşan öneriler paketi sunduklarını, bunların içerisinde 25 maddenin acil olarak hayata geçirilmesi gerektiğini kaydeden Baluken, "Demokratik siyaset önündeki tıkanıklığın aşılması için de bu adımların atılması son derece önemli. Bu konularda ciddi ve hızlı düzenlemeler yapılmalıdır" diye konuştu.

Tahakküm zihniyeti

Düşünce ve ifade özgürlüğü, Terörle Mücadele Kanunu (TMK), Özel Yetkili Mahkemeler, basın özgürlüğü, tutuklu ve hasta tutsaklar, inanç özgürlüğü, siyasi partiler ve seçim kanunu gibi bir dizi taleplerini hatırlatan Baluken, özellikle anadilin kullanımı önündeki engellerin bir an önce kaldırılması gerektiğini vurguladı. 'Demokratikleşme paketi'nde "anadilde propaganda önündeki engellerin kaldırılacağı" yönündeki düzenlemeye işaret eden Baluken, "Anadille ilgili sınır hiçbir şekilde kabul edilemez. Zaten bizler uzun dönemdir yaptığımız bütün siyasi çalışmaları anadilimizde yapıyoruz. AKP'nin belirli bir sınırlamaya hapseden tahakküm zihniyetinden vazgeçmesi gerekiyor" dedi.

Kimlik ve dil hayati mesele

"Bütün bu yasal düzenlemelerle birlikte en önemli olan şey anayasadır" diyen Baluken, şöyle devam etti: "Anayasada Kürt kimliği ve dilinin kabul edilmesi gerekiyor. Her şeyden önce herkesi Türk sayan vatandaşlık tanımının değişmesi gerekiyor. Tüm halkların kendi kimliğini inkar etmeyecek şekilde anayasal sözleşmede yer alması Kürt sorununun çözümü ve Türkiye'nin demokratikleşmesi açısından hayati bir meseledir. Anadil önündeki engellerin kaldırılması başta Kürt halkı olmak üzere Anadolu, Mezopotamya ve Kürdistan'da yaşayan bütün farklı dillerin kendini özgürce ifade etmesi açısından son derece önemlidir."

Katılımcı demokrasi şart

Baluken, şunları ekledi: "Bütün halkların ve farklı kimliklerin statü talebine karşılık vermek için AKP'nin mutlaka katılımcı demokrasiyi öne çıkaracak, ademi merkeziyetçi, yerinden yönetimi esas alacak bir takım düzenlemeleri de anayasada tartışmaya açması ve anayasal güvenceye alması gerekiyor. Sadece dar bir yerel yönetimlerin yetki genişlemesi üzerinden yapılacak düzenleme, Kürt meselesinin çözümü ya da Türkiye'nin idari sisteminin katı merkeziyetçiliğinin aşılması açısından yeterli olmaz."

Politik tutumu değişmeli

Eğer bu yasal ve anayasal değişimlerle ilgili politik bir tutum orataya çıkar ve müzakere yöntemleriyle önümüzdeki sürece yaklaşım olursa KCK'nin deklarasyonundaki olumlu beklentiye cevap verilmiş olacağını kaydeden BDP Grup Başkanvekili Baluken, "Bugüne kadar AKP süreci dikkatsiz ve eksik götürmüştür. Umarım deklarasyonla birlikte kendi politik tutumunu tekrar gözden geçirir" diye konuştu.

AKP'nin tutumu belirleyici

KCK'nin deklarasyonda demokratik siyasi çözümü öncelediğini ve mücadele yöntemleri üzerinde yoğunlaştığını açıkça dile getirdiğini kaydeden Baluken, "Ancak bir taraftan da tehlikeye işaret ediyor. KCK'nin siyasi çözüm arayışlarına karşı karakol, kalekol yapan, korucu kadroları alan savaş tezkerleri çıkaran, bu yönüyle de savaş hazırlığı yapan bir hükümet pratiği var. Siyasi çözüm arayışlarına karşı savaş hazırlığı içerisinde olacak hükümetin bütün bu yaklaşımlardan vazgeçmesi gerekiyor. Önümüzdeki dönemde AKP'nin tutumunu hem gelişecek mücadele yöntemleri açısından hem de bu mücadele yöntemlerinin ortaya koyacağı sonuçlar açısından belirleyici olacaktır" dedi.

Mücadele büyüyecek

BDP olarak Kürt halkıyla ilgili bütün kazanımların mücadeleden geçtiğine inandıklarının altını çizen Baluken, önümüzdeki döneme ilişkin çabalarını da şöyle ifade etti: "Bugüne kadar AKP'nin Küt halkına bahşediyor görüntüsü vermiş olduğu, reform olarak nitelendirdiği bütün çalışmaların örgütlü, demokrasi mücadelesinin kazanımı olduğunu biliyoruz. Bu bilinçten hareketle önümüzdeki dönemde de bu demokratik mücadeleyi yükseltmek, bütün halkı bu örgütlü mücadelenin içerisine katmak, AKP'yi, devleti, demokratik siyasi çözüme zorlayacak bir toplumsal baskı oluşturmanın gayreti içerisinde olacağız. Önümüzdeki dönemde BDP açısından sonuç alıcı, yaratıcı, halkın örgütlü gücünü esas alan bu yönüyle de hükümetin inkarcı ve asimilasyoncu zihniyetini aşmayı esas alan bir mücadele pratiği ortaya koyacağız."


ARZU YILDIZ/HABER MERKEZİ




Beştaş:  Ötelenemez talepler

BDP Eşbaşkan Yardımcısı Meral Danış Beştaş, KCK'nin üç temel talebinin Kürt siyasetinin ortaklaştığı anayasal talepler olduğunu belirtti. Bu taleplerin karşılanmasının Türkiye'nin demokratikleşmesinin temel yapı taşları olduğuna vurgu yapan Beştaş, Türkiye'nin artık bu şekilde yoluna devam edemeyeceğini söyledi. Atılacak adımların zamana yayılmasının kan kaybından başka bir sonucunun olmadığını ifade eden Beştaş, "AKP Hükümeti bunu azar azar zamana yaymaktan ve içeriğini boşaltmaktan vazgeçmelidir. Andımız 15 yıl önce kaldırılsaydı daha etkili olacaktı. Ama fiiliyatta hiçbir meşruiyeti kalmamış düzenlemeler yapmanın artık bir anlamı kalmamıştır" dedi. KCK'nin yayınladığı deklarasyonun karşılanamaz ya da ötelenebilecek talepler olmadığına işaret eden Beştaş, "Bütün kamuoyunun taraf olduğu taleplerden bahsediyoruz. Türkiye partileri de bu taleplerin ortağıdır. Bu süreç heba edilmemelidir. Sürecin devam etmesi açısından talep edilen hususların konuların yerine getirilmesi demokrasinin gereğidir. Türkiye'nin taraf olduğu sözleşmelerin gereğidir" ifadesini kullandı.

Gürkan:  Demokratikleşmeye katkıdır

EMEP Genel Başkan Selma Gürkan, barış sürecinin tarafları ve muhataplarının kendi aralarında yaptıkları görüşmeler sonucunda bir takım adımların atılması konusunda uzlaştıklarına belirtti. Bunun gereği olarak PKK'nin geri çekildiğini belirten Gürkan, "Hükümetin de demokratikleşme için adım atması gerekiyordu. Kürt halkının anadilinde eğitim hakkı, Kürtlerin statüsünün kabul edilmesi, halk olarak varlığının kabul edilmesi, anayasada vatandaşlık tanımlarının buna göre yapılması, uzun tutukluluk sürelerinin üzerinden gerekli düzenlemelerin yapılması gerekiyordu. Ancak biz hükümetin 'demokratikleşme paketi'ni gördük. Ben KCK'nin bu üç talebinin Türkiye'nin demokratikleşmesi için önemli talepler olduğunu düşünüyorum. Hükümetin bunu dikkate alması ve ivedi olarak adım atması gerekiyor. Geriye dönüş yaşanırsa çok daha büyük acılar yaşanır ve bunun olmaması için herkesin üzerine düşeni yapması gerekiyor" dedi.

Yüksekdağ:  KCK inisiyatif almıştır
ESP Genel Başkanı Figen Yüksekdağ ise, deklarasyonu uzun süredir Türkiye'nin beklediği bir çıkış olduğunu ifade etti. Yüksekdağ, "Türkiye'deki sorunların başında Kürt sorunu geliyor. AKP'nin paketi Kürt sorunu konusunda hiçbir noktaya dokunmuyor, kısmi anlamda dahi hiçbir düzenleme içermiyor. KCK'nin talepleri sorunun çözümünün önünü açacak konulardır. Üç temel ve yaşamsal taleptir bunlar" dedi. "AKP'nin en ufak bir adım dahi atmayışı artık KCK'yi sürecin tek taraflı olmayacağı sonucuna götürmüştür" diyen Yüksekdağ şöyle konuştu: "Bu nedenle iki tarafla gitmeyen iradeyi, tek taraflı olarak insiyatifi eline almaya yöneldi. Çünkü hükümet cephesinde iradesizlik, insiyatifsizlik, koyvermişlik yaşanıyor. KCK insiyatif almıştır. Ve bu da olumlu ve hayırlı bir şeydir. Bütün bölge halklarını ilgilendiren bu tutumu hükümetin aymazlığını kabul etmeme anlamına gelmektedir. Sürecin önünün açılması açısından olumlu bir adımdır. Sürecin önünü açmaya, halkların geleceğini, özgürlüğünü yaratmaya dönük politik bir hamledir. Bunun tersi düşünülemez."