Çocuklar taş atıyorlar!      

Taşlar Özel Tim’in çelikten yeleğine çarpıyor.

Bir kaya kadar sert olmayan taşlar çelikten yeleğe çarpıp, kırılıyor.
Polisler çılgına dönüyorlar.
Çocukların ellerini kollarını kırıyorlar…
Başka bir çocuk, tarlada vuruluyor.
Sonra bir kız çocuğu da vuruldu.
Diğer bir Kürt çocuğunun kolunu büküp kıran polis cezasız kaldı.
Çocukların kini bileniyor.
Evden çıkan çocuklar okullarına giderken, öğretmenlerinden önce, kapıda bekleyen coplu polislerin denetiminden geçiyorlar.
Başka bir çocuk gece yarısı evin kapısına sıkılan silah sesleriyle uyanıyor.
İçeri giren jandarmalar, çocuğun babasını tekmeleyerek götürüyorlar.
Bu çocuk babasını bir daha görmüyor.
Sonra gazetelerden, kurşuna dizilip bir köprü altına atılan babasının ölüsünün fotoğrafından onun çehresini son bir kez görmek istiyor, nafile.
Grayderler Adana’da bir mahalleye saldırıyorlar.
Polisler, yıkıma mani olmak isteyen Kürtler’e cadde ortasında işkence yapıyorlar.
Çocuklar seyirci.
Hakkari’da bir başka çocuk, gözleri önünde Özel Tim’lerin tecavüz ettiği annesine yardım edemiyor.
Çünkü, kollarına yapışan iki jandarma, çocuğun gözlerini baş va işaret parmaklarıyla açık tutuyorlar.
Daha başka bir çocuğun gözlerini oyan iki jandarma, çocuğun annesini bu sahneyi görmeye zorluyorlar.
Anne Berlin’de bu olayı psikologlara anlattığında, onlarca kez baygınlık geçiriyor.
Daha sonra anneye, “terapisi mümkün değil” teşhisi konuyor.
Başka bir anne, İtalyan deniz sahasında, bir kaçakçı teknesinde, önce kızını, sonra oğlunun deniz sularında kaybolmasına seyirci kalıyor.
Kendisi çocuklarıyla birlikte, denizde kaybolmak istemiyor çünkü, kucağında üç aylık kızı var.
Yaşıyor. Kızını yaşatmak için yaşıyor; adına yaşamak denilirse.
Çocukların belleğine ayyıldız, kan ve barutla işleniyor.
Tüm yukarıdaki yaşam hikayeleri, yaşanmış hikayeler.
Tüm bunlardan sonra, Adana Valisi: “taş atan çocukların mahallelerini yakalım” diyor.
Diyarbekir Valisi: “Taş atan çocuklar için Sevgi evleri” öneriyor. Adına “Anne rahmine” müdahale diyebilir;
Anne ve babayı karşı karşıya getirebilecek uzun vadeli bir proje olarak niteleyebilirsiniz…
Aklıma Goethe’nin çocuklara dair yazdığı unutulması mümkün olmayan şu sözleri geldi:
“Eğitmenler çocuğu değil, çocukluğu görmeli!”
Bu öğüdü Kürt anne ve babalara ithaf etmek istiyorum.
Türk kolonyal faşizmine ise söylenecek tek söz kalıyor.
Bu sözü bir Kürt kızından ödünç alıyorum: “Çocukların inadı tarif için hiçbir tufan bile yeterli değil!”