Taş atan çocukları „ıslah” etmek amacıyla daha önce önerilen formül: „Kentsel dönüşümle evlerini yıkalım, dar sokaklara girebilelim.“ Bu cümlenin açılımı, evlerini başlarına yıkma, yakma, dünyayı dar etme, ailelerin yeşil kartlarını iptal vb. gibi tedbirler ve şiddet… Şimdi Diyarbakır Valisi Mustafa Toprak da yeni bir öneride bulunuyor. Sevgi Evleri… „…Tüm uyarılara karşın tedbirler almayan aileler, ailelerinden alınarak sevgi evlerine yerleştirilecek. Terör örgütü ve bir takım olumsuz çetelere giden çocuklara devlet sahip çıkacak.” Bu öneride başka türlü bir zor ve şiddet görülüyor...
Bu ülke nelere tanık oldu, „hayata dönüş” operasyonları ile devlet eliyle hayatından edilenleri biliyoruz. Sevgi evleri diyerek, çocuklara devlet eliyle el koyacağınızı da. Adını ne koyarsanız koyun sizi tanıyoruz. Çocuklara el koyup Fethullah’ın okullarına, evlerine ya da polis ailelerine dağıtırsınız, adına da sevgi dersiniz, bu kadar kolay değil mi? Sevgi hiçbir zaman bu kadar ucuzlamamıştı. Sevgi bu mu? Çocukları ailelerinden koparmak mı? Onları ailelerinden koparıp alarak, asimilasyona tabii tutarak „Kürt sorunu”ndan kurtulacak mısınız? Daha önce de farklı yöntemler denenmişti. Milyonlarca insanın köyünü, toprağını, hayvanını, dilini, özlemlerini, gelecek umutlarını çalmıştınız. yakıp yıktığınız yerlerden „zoraki” sürmüştünüz. Kimseye sormadan, vakit bırakmadan „gideceksiniz” diyerek, güvenlik ve huzur aldatmacasıyla PKK’nin lojistik desteğini kesmek amacıyla sürmüştünüz… Gitmeye razı olmayanların dünya başlarına zindan edilmişti. Evleri, dünyaları başlarına yıkıldı, sözde „ıslah edildi“ Her şeye karşın gitmeyenlere silah verildi, „alın silahı vurun kardeşinizi” dendi sahi vurarak, kırarak faili meçhullerle yok ederek „ıslah” edebildiniz mi? Yanıtı çok açık edemediniz, edemeyeceksiniz? Sorunu gözden ırak tuttukça, eşit adil yurttaşlık temelinde anlaşmadıkça, her şeyin önünde „Kürt sorunu” dağ gibi durdukça, adını koyamadıkça edilmiyor.
„Kürt sorunu”nu en kanlı yöntemlerle çözülmedi, onca insan, onca mal heder edildi. Çocuklarına el koyarak olmadı. Şimdi de Kürtlerin yumşak karnı „din/inanç”la İslam birliği siyaseti ile yola devam diyorlar. Diyanete bin mele alıyorlar. Mele atamak siyasi bir operasyondur biliniyor, asimilasyonun başka bir ayağıdır. Kürt meselesini göz ardı etmektir. Kürtleri kendi tarihlerinden aidiyetlerinden uzaklaştırmaktır. Hamidiye alaylarından günümüze kadar sürdürülen politikalardır bunlar; koruculuk sistemi, sevgi evleri, mele atamaları ve bunun gibi politikalarla, halkı birbirine kırdır, böl, parçala yönet, olmazsa asimile et ya da yok et… Bazı Kürtlere unvanlar, maddi imkanlar vererek, yücelterek sistemin dayanağı haline getir, öteden bu yana yapılan budur, uğraş budur.
Önce kart-kurt’tu yoktu. Sonra var oldu, yok etmek için kimyasal dahil her yol denendi. Olmadı siyasetçiler içeri dolduruldu, olmadı çocuklara el atıldı, 12-13 ve daha küçük çocuklar öldürüldü, olmadı zindanlara dolduruldu. Şimdi duygu sömürüsü ile sevgiden söz ediliyor, sevgi evlerinden. „Çocuklara kıymayın efendiler“ kirli ellerinizi çekin üstlerinden… Kürt’lerin „din, inanç”larını küçümsediniz, şimdi efendiniz talimat verdi fikir değiştirdiniz mele’ler yoluyla „Kürt sorunu”nun üstünden atlayacağınızı sanıyorsunuz. Yine yanıldınız sorun böyle çözülmez efendiler. Yine yanılıyorsunuz.