Dağlara yaslanmış, tanık olduğu her şeyin hem gamlı-yaslı havasını hem de yapılanlara/yaşananlara karşı dimdik ayakta kalmanın heybetini yansıtan tek parça bir kaya parçası. Tahminen 3 bin metrekarelik alana yayılan, uzaktan görünüşü ile oyulmuş bir gözü anımsatan, yakından bakıldığında mermerimsi görüntüsü ile insanı hayran bırakan bu kaya parçası, aynı zamanda kendi içinde barınak ve sığınaklarını da barındırıyor. Sağ tarafındaki derinlere gizlenmiş sığınaklarından devam eden bir yatay bir tünel ardından dikey bir başka tünele bağlanıyor. 

Bir ucu gökyüzüne bir ucu kaynağındaki suya açılan bu doğal oyuntunun taşın mı doğayla, doğanın mı taşla oynadığını yoksa ikisinin de aynı anda cilveleştiklerini mi muğlakta bırakıyor. 

Aynı zamanda ortasındaki açıklıkla 3 tarafı çevrili bir alanı kucaklayan ve doğal orta yerinde doğal bir gölet oluşturan bu büyüleyici kayalık, metrelerce uzaktan sinek konsa fark edilecek baraklıkta duru, dingin bir su ile kendi havuzunu oluşturuyor. Zamanla önündeki doğal havuzun ortasından bir parça oyularak bir hilal şekline dönüştürülen gölet önüne yapılan bir ikinci bent ile genişletilmiş ve açılmış. Ancak, dışarıdan müdahalenin yarattığı yapaylık, eklektizm, uyuşamama hali her fırsatta kendisini beli ediyor. 


Cenneta ser riyê erdê

Adına "Ayn Kebir" denilen bu doğal su havzası Kürtlerin "Anadan daha yüce" adlandırdıkları "Ser-dê" köyüne ve bu köyü çepeçevre sarmalayan bahçelere adeta can ve hayat taşıyor. Devletin Türkçeleştirerek, "Seren" adını verdikleri köyün Seren'i sadece tabela üzerinde kalmış. Çevredeki herkesin büyük bir özlemle Serdê dedikleri köy, halkın anlatımına göre köye dışarıdan gelen bir gelinin köyü ilk gördüğünde, "Serdê Serdê cenetta ser riyê erdê" (Serdê yer yüzü cenetti) tanımlamasıyla gerçek anlamına kavuşmuş. 


Licê depremi ile yerle bir oldu

Ayrılmaz bir çift gibi doğal bentlerle birbirine bağlanan Serdê ile Ayn Kebir, bu doğal güzellikleriyle yıllar yılı olmadık zulümlere de tanık olmuş. Anlatılanlara göre tarihçesi tam olarak bilinmese de köy ilk olarak Ayn Kebir'in hemen sağ yamacındaki tepenin altına kurulmuş. Eski kurulduğu yer ile Ayn Kebir arasındaki mesafe 150 metreyi aşmadığı için, eski haliyle Ayn Kebir doğurdu köyü yamacında sallayan bir anne görüntüsü hayali oluşturuyor insanda. Köy ilk olarak 6 Eylül 1975 yılındaki Lice depremi ile yerle bir olmuş. Ardından köylüler köyü yaklaşık 1 buçuk kilometre daha aşağıya taşımış. Hala eski köy yıkıntılarının olduğu gibi durduğu yerden taşınan Serdê, Ayn Kebir'den kopmama isteğiyle daha uzağa köyün taşınmasına gönüller de akılda el vermemiş. 


Doğal felaketten kurtuldu devletin zulmünden kurtulamadı

1975 yılından sonra devletin hiç bir desteği olmamasına rağmen köylüler İMC usulü ve kolektif bir şekilde köyü yeniden ve eksisinden daha güzel inşa etmiş. Bahçeler genişletilmiş ve köye bolluk ve bereket gelmiş. Öyle ki köy Licê ile Hêne arasında paylaşılamamış ve bir o ilçeye bir bu ilçeye bağlanmış. En sonunda Serdê'nin Hêneye ait olduğuna devlet tarafından karar verilmiş, fakat köylülerin neredeyse tamamı kendilerini hep Lîcêli olarak tanımlamış. Yıl 1990'lara geldiğinde bu kez devlet saldırıları başlamış. Köye gerillaların geldiği, köyün gerillalara yardım ettiği belirtilerek önce koruculuk dayatılmış ancak köylüler bunu kesin kes reddettiğinde de bu kez köy boşaltılmış ve tümüyle yakılmış. 

Ahırlarda hayvanlar, Ayn Kebir'in cennete çevirdiği bahçeler ateşe verilmiş ve böylece doğanın yarattığı cennet, devlet tarafından adeta cehenneme çevrilmiş. 


Şeyh Sait baskını ve Ermeni katliamı

Bölgede yaşananlar, iç çekerek ve acıyla anlatılanlara göre bununla da sınırlı değil. Aynı zamanda 1925 yılında Şeyh Sait isyanına destek verdikleri için bir çok köy büyüğü idam edilirken, köy Ermeni katliamına da tanıklık etmiş. Şeyh Sait ailesinden kimi fertlerin de yerleştiği köyde yine köyün yaşlıları dedeleri ve babalarının anlattıklarına göre, 1915 yılında katliamdan geçirilecek Ermeniler için bir toplanma merkezi işlevi görüyormuş. Askeri operasyonlar nedeniyle görmediğimiz ancak köylülerin varlığına işaret ettiği, "Kuna Romi" (Rumî kuyusu) bölgeye getirilen Ermeni kafilelerin katledildiği merkez haline gelmiş. Yine köyden kadınlı erkekli kimi tanıklar, parmaklarıyla Serdê ile Ayn Kebir'in sağ bölgesinde kalan ve dağlık alanlara giden patika yolları işaret ederek, "İşte insanlar, yaşlılar, kadınlar, çocuklar hatta hayvanları ile birlikte bu bölgeden tek sıra halinde geçirilmişler. Daha sonra Kuna Romiye götürülmüşler ve kimileri öldürülerek kimileri de sağ olarak delikten atılmış" bilgisini paylaşıyor. 


Depremde kesilen su

İşte böylesine acılara tanıklık etmiş belki de zaman zaman bir parçası haline gelmiş Ayn Kebir de bu doğal güzelliğine gölge düşüren yaşananları tavırlarıyla hep dışa vurmuş. Köyden yaşlı bir amca dengbêj havasıyla Ayn Kebir'e yaklaştığında önce havuzdan aldığı suyla tıpkı kutsal bir şeye dokunur gibi 3 kez yüzünü sıvazlayıp, bütün kutsallar adına yeminler ederek, Ayn Kebir'in tanık olduğu acıları kendi dilinde Kürtçe anlatıyor. "Bu gördüğünüz alan, ah evladım, bu gördüğünüz zem zem suyu, cennet kokusu var ya... Ta şurada köyümüz vardı. Depremde yerle bir oldu. İşte o depremden sonra bu su kesildi. Dualar ettik, yalvardık, yakardık, gelip burada ağıtlar yaktık. Ama tam üç gün boyunca bu havuzda hiç su kalmadı. Allahın taktiri dedik. 3 gün sonra, allah sizi inandırsın, sabah namazına kalktığımda su sesi işittim. İşte 3 gün sonunda tam da sabah namazında su yeniden akmaya başladı. Üstelik bu kez daha gür aktı" diyor. Yerel kıyafetleri içerisinde, kayanın ucuna baktığında gökyüzünde kayboluyormuş havası veren bu yaşlı bilge ile birlikte, başka tanıkların anlattığına göre de Ayn Kebir, 3 günün sonunda doğal olarak çamurlu akmış. Çamur bir parça kırmızıymış ve köylüler bunu kırmızı toprağın suya karışmasına bağlamış. 


Taşın gözyaşları

Depremden sonra belki de toprağı da kanata kanata ya da devletin toprağa akıttığı kanı kusarak akmaya başlayan Ayn Kebir'in bazen coşkun, bazen durgun ama her daim kesintisiz aktığı rivayet ediliyor. Hiç değişmeyen tek şey ise yaşadıklarına akıttığı bu duru gözyaşlarının doğaya hayat vermesi. O oyulmuş göz görüntüsü anımsatan havuzuna dolan gözyaşları yıkananlar içinde şifaya dönmüş. Amed'in dört bir tarafından ve bazen dışarıdan insanların gidip yüzdüğü Ayn Kebir suyu soğukluğu ile de nam salıyor. Öyle ki yazın Amed'in 45 derece sıcağına rağmen 5 dakika içinde kalanların bir birine hava attığı bu doğal su, insanların bıraktığı bütün kirleri, el ayak çekildikten belki de çok kısa süre sonra temizlemesi de o nazlı haline dönmesi de hayranlık uyandıran bir başka noktası.


KENAN KIRKAYA