Eski Kudüs (İsrail): 

300’ün üzerinde sinagog, kilise, cami ve diğer dini yapıları barından Kudüs eski şehrinde her üç din için de kutsal olan Mescid-ül Aksa, Ağlama Duvarı ve Kudüs Kilisesi bulunuyor.

1922 ila 1948 yılları arasında Kudüs’e hakim olan İngilizlerin yönetiminde eski şehir büyük zarar gördü. Bu dönemde yoğun göç alan Kudüs’te çarpık şehirleşme, izinsiz yıkımlar ve kontrolsüz restorasyon yaşandı. Günümüzde ise hava kirliliği ve sürekli yaşanan çatışmalar eski şehre büyük zarar veriyor. Ayrıca çok yoğun turizm nedeniyle yaşanan tahribat da yine şehrin gelecek kuşaklara aktarılması konusunda büyük tehdit oluşturuyor.


Abomey Kraliyet Sarayları (Benin):  

Şehir, 1892 yılında Fransız işgali sırasında büyük tahribata uğradı. Uzun yıllar boyunca define avcıları tarafından da yağmalanan ve sömürgeciler tarafından zenginlikleri yurtdışına kaçırılan saraylardan sadece bir saray tamamen kurtuldu. 

1984 yılında meydana gelen bir kasırganın ardından Tehdit Altındaki Kültürel Varlıklar Listesine alındı. Özellikle olağanüstü hava koşulları ve böcek saldırıları nedeniyle sarayın duvarları önemli ölçüde zarar görmüş durumda.


Bahla Kalesi (Umman): 

Aromalı sakızları ile ünlü olan bölge uzun yıllar Hindistan ile Avrupa arasındaki ticaretin merkezlerinden biri oldu. Umman bu ticari konumu nedeniyle uzun yıllar zengin bir sultanlık olarak yaşadı.

12. ve 15 yüzyıllar arasında Bahla Kalesini inşa eden Banu Nebhan kabilesi 300 yıl Umman’da hüküm sürdü. Söz konusu kale 16. yüzyıldan sonra neredeyse terk edildi ve o tarihten bugüne kadar restore edilmedi. Her yıl bölgenin yağışlı iklimi nedeniyle duvarları çöken kale 1987 yılında Tehdit Altındaki Kültürel Varlıklar listesine alınmıştı.


Tapınaklar Şehri Angkor (Kamboçya): 

Kamboçya’nın kuzeybatısında bulunan Angkor şehri eski Kmer krallığının 9 ila 12. yüzyıllar arasındaki merkeziydi. 400 kilometrekarelik bir alana yayılan merkez üzerinde bulunan şehirde o dönemden kalma ve daha sonra inşa edilen 100’den fazla tapınak bulunuyor. O dönemde ağaçtan yapılan saraylar ve evlerden ise bugün eser yok.

Angkor’a yönelik tehditler çok kapsamlı olduğu için alınması gereken önlemlerin çapı da büyük. Tarihi eser kaçakçılarının senelerdir yağmaladığı bölgede ayrıca olumsuz iklim koşulları da tarihi yapıları etkiliyor. Angkor UNESCO’nun Dünya Kültürel Miras listesine 1992 yılında alındı. 


Kotor bölgesi (Montenegro): 

Antik çağlarda Romalılar tarafından Adriatik kıyısında kurulan Kotor, dönemin en büyük ticaret ve sanat merkezlerinden biriydi. Defalarca işgale uğradı. Kotor, Avrupa’nın erken tarihinden günümüze çok sayıda tarihi eserleri barındırıyor.

Yoğun deprem aktivite merkezi üzerinde bulunan Montenegro’nun Kotor bölgesi 1993 yılında Tehdit Altındaki Kültürel Varlıklar Listesine alındı.


Butrint (Arnavutluk): 

1928 yılında arkeologların çalışma yürüttüğü bölgeden çıkan eserlerin geçmişi 3 bin yılı buluyor. 19. yüzyılın sonralarına doğru Butrint, meydana gelen seller ve doğal nedenler ile büyük tahribat gördü. Dışarıya büyük miktarda göç veren Butrint 20. yüzyılın başlarında arkeologların akınına uğradı. İtalya’da 1930’larda başta bulunan faşist Mussolini hükümeti bölgeye çok sayıda arkeoloji ekibi göndererek bazı eserleri ülkeye getirdi. 

Butrint bugün en çok tehdit altında olan Dünya Kültürel Miraslarından biri. Kontrolsüz turizm ve bölgenin yağış rejimi yüksek bir iklime sahip olması nedeniyle gün geçtikçe tarihi eserler zarar görüyor. Burint, 1992 yılında Tehdit Altındaki Kültürel Varlıklar Listesine alınmıştı.


Chan Chan (Peru): 

Chan Chan, Peru’nun kuzey deniz kıyısında yer alan ve tamamı çamurdan yapılmış olan antik bir şehir. Yaklaşık 25 kilometrekarelik bir alana yayılan şehir 9. ve 15. yüzyıllar arasında Güney Amerika’nın en büyük şehriydi. Deniz yaşamını anlatan çok sayıda gravürlerin de bulunduğu şehirde ayrıca dönemin en karmaşık tarım sistemi ile üretim yapılıyordu. Chan Chan 15. yüzyılda İspanyol istilacıların işgaline uğradı ve şehirde bulunan zenginlikler Cuzco şehrine taşındı.

Bugün Chan Chan şehrinde İspanyol define avcılarının 200 yıl süren istilası nedeniyle çok az sayıda altın ve gümüş kaldı. Ancak şehrin mimari yapısı kendini istilacılardan belli oranda kendini korumayı başardı.

Chan Chan şehrinden geriye hiçbir yazılı materyal kalmamasına rağmen son yüzyıl boyunca sürdürülen arkeolojik çalışmalar ile İnka uygarlığı hakkında çok önemli ipuçları yakalandı.

Dünyada değişen iklim koşulları ile birlikte nadiren yağış alan Chan Chan şehrine fazla yağış düşmeye başladı. Bunun üzerine birçok tarihi eser bölgeden tahliye edilirken şehir de büyük ölçüde korumaya alındı.


Tarih yıkımı ilk kez adalet karşısında

Uluslararası Ceza Mahkemesi, Mali’de yok edilen Dünya Kültür Mirası bölgelerine yönelik ceza davası açtı. Davaya dün başladı.

Uluslararası Ceza Mahkemesi, El Kaide’nin Ansar Dine kolunun lideri, Afrikalı Ahmed el-Faqi el-Mehdi hakkında Mali’nin Timbuktu bölgesindeki UNESCO Dünya Kültür Mirası noktasına yönelik tahribini konu alan bir dava dosyası açtı.

İlk duruşması dün yapılan dava, aynı listede bulunan ve başını DAİŞ’in çektiği çetelerce ‘İslâmi olmadığı’ için sürekli tahrip edilen arkeolojik değerlere ilişkin açılabilecek diğer dava dosyaları için emsal teşkil ediyor. Çünkü bu davayla Uluslararası Ceza Mahkemesi ilk kez, arkeolojik eserlerin yok edilişini bir savaş suçu olarak kabul ediyor. Ancak dava, şimdiden Afrikalı liderlerce taraflı bulunduğu için tartışılıyor. 



SUR’dan eser kalmadı, UNESCO UMURSAMADI!

UNESCO Dünya Kültürel Miras Alanı olarak tescillenen Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri Kültürel Peyzaj Alanı’nın tampon bölgesi durumundaki Sur’da 6 Eylül 2015 tarihinden 10 Mart 2016 tarihine kadar toplam 6 kez sokağa çıkma yasağı ilan edildi.

Kurşunlu Camisi, Diyarbakır Kalesi, Diyarbakır evi ve Ortadoğu’daki en büyük Ermeni Kilisesi olan Surp Giragos Kilisesi en çok hasar gören yapılar.

Operasyonlar sırasında en fazla hasarın yaşandığı, Cemal Yılmaz, Dabanoğlu, Fatihpaşa, Hasırlı ve Savaş mahallelerinde toplam 832 yapı yıkıldı, 257 yapı ise çatışmalardan dolayı hasar gördü. İlçede toplamda 89 tarihi yapının tamamen, 36 yapının ise kısmen yıkıldığı ve 48 yapının da zarar gördüğü tespit edilmiş durumda. Bunların 78’i tescilli sivil, 13’ü anıtsal, 81’i çevresel değeri olan yapılar niteliğinde. Geçtiğimiz ay İstanbul’da toplanan UNESCO Dünya MirasI Komitesi, son bir yılda devlet güçleri tarafından yıkılan Sur’u tartışma dışı bıraktı. Komite, Türkiye’nin kayrıldığı eleştirilerini haklı çıkaran bir tutum sergileyerek Türkiye’ye hiçbir yükümlülük getirmedi.



DAİŞ’in ‘tarihsel’ soykırımı


SURİYE 

Apamea

Roma devrinin zengin ticaret kenti Apamea, Suriye’deki iç savaşın ilk günlerinden bu yana fena halde yağmalandı. Kentte bulunan ve daha önce varlığından haberdar olunmayan Roma devrine ait mozaiklerin çıkarılarak satılmak üzere söküldü. DAİŞ antik eserlerin satışından aldığı payla operasyonlarına finansman sağlayarak on milyonlarca dolar elde etti.


Dura-Europos

Dünyanın en eski Hristiyan kilisesine, güzel dekorasyonuyla bir sinagoga, çok sayıda tapınağa ve Roma devri yapılarına ev sahipliği yaptı. DAİŞ’in verdiği zararın büyüklüğünü, kentin kerpiç duvarlarının içindeki oyulmuş haldeki arazinin uydu görüntüleri ortaya koydu. 


Mari

Mari İÖ 3000 ile 1600 yılları arasında, Tunç Çağı’nda gelişmeye başladı. Arkeologlar burada sarayları, tapınakları ve bölgedeki uygarlığın ilk dönemlerine ışık tutan kil tabletlere yazılmış geniş kapsamlı arşivleri keşfetti. Bölge sakinleri ve uydu görüntülerinden alınan raporlara göre tarihi alanlar özellikle de kraliyet sarayı sistemli bir şekilde yağmalanıyor. 


IRAK

Hatra

Hatra, 1985’te UNESCO Dünya Mirası listesine alındı.  

Geçen yaz aylarında DAİŞ tarafından ele geçirilen Hatra cephanelik ve eğitim kampı olarak kullanıldı. Sonraki aylarda buldozerlerle tahrip edilip yok edildi. 


Ninova

DAİŞ, 2014’te kentte kontrolü ele aldığında Ninova’yı ilgi odağı haline getirdi. Musul Müzesi, burada bulunan heykellerin çoğuna ev sahipliği yapıyordu. Müzenin yağmalanması sırasında bazıları zarar gördü. Parçalanan heykeller arasında Ninova’nın antik Nirgal Kapısı’nda bulunan ve ‘lamassu’ adı verilen yarı insan-yarı hayvan gövdeli gardiyan heykeller de vardı. Yüzlerce yıl önceden kalma el yazmaları müzeden çalındı, binlerce kitap uluslararası sanat piyasasında akıbeti belirsiz bir şekilde kayboldu. Musul Üniversitesi’nin kütüphanesi 2014 yılının Aralık ayında yakıldı. 


Nimrud

3200 yıl önce kurulan Nimrud, Asurların ilk başkentiydi. Zengin dekorasyonu imparatorluğun gücü ve varlığını yansıtıyordu. 1840’larda İngiliz arkeologların kazı çalışmalarına başlamasının ardından devasa taş heykellerin onlarcası dünyanın çeşitli müzelerine taşınarak yağmalandı.