Tasarıya bir tepki de adli tıp uzmanlarından geldi. Adli Tıp Uzmanları Derneği Başkanı Dr. Nadir Arıcan ve Kadının İnsan Hakları-Yeni Çözümler Derneği Temsilcisi Merve Ağın, yasa tasarısındaki sakıncalara ilişkin değerlendirmelerde bulundu.


Önemli bir delil ortadan kalkacak

"Ruh sağlığı" kavramının kalkmasının failin suçu ile ilgili delillendirmede önemli bir etmenin tamamen göz ardı edilmesi anlamına geleceğini ifade eden Arıcan, bu kavramın ortadan kalkmasıyla saldırıya uğramış kadın ve çocukların tedavisinin bir anlamda önünün kapanmış olduğunu söyledi. Tasarının bu şekilde yasalaşması durumunda sadece fiziksel delillere göre bir değerlendirmenin yapılmış olacağını söyledi. Bu durumda bir cinsel saldırı durumunun olup olmadığını yalnızca kişinin vücudundaki tramvatik izlere bakarak anlaşılmaya çalışılacağını belirten Arıcan, vücutta herhangi bir iz yoksa bunun cinsel saldırı sayılmamış olacağını söyledi. Cinsel saldırıya uğrayan kişilerin bazılarının aylar veya yıllar sonra başvuru yapabildiğini belirten Arıcan, bu durumda fiziksel delilleri bulma durumunun ortadan kalkacağını, tek delilin ruh sağlığı ile bulgular olacağını, bu ibarenin kaldırılmasıyla, bunun da delil olarak sayılmayacağını söyledi. "Beden"ve "ruh sağlığı bozulma" kavramının tamamen kalkması durumunda hem önemli bir delilin ortadan kalkacağını hem de mağdur kişilerin takip ve tedavisi ile ilgili aksamalar yaşanacağına dikkat çeken Arıcan, "Ayrıca, cinsel saldırı suçları bakımından yargısal süreçlerde suça maruz kalan kadın ve çocukların beden ve ruh sağlığı bakımından gerekli teşhis ve adli tıp süreçlerini ortadan kaldırıyor" dedi.

Ceza artırımından ziyade koruma önlemleri alınmalı

Yasanın eski haliyle de kalmasını istemediklerini belirten Arıcan, 'ruh' ve 'beden sağlığı' şeklinde kavramlaştırmadan, fakat 'mağdura muayene imkanı da verir' şekilde düzenlenmesi gerektiğine dikkat çekti. Yasa yaparken suçun cezasını arttırmaktan ziyade daha çok cinsel saldırıyı önleme ya da kadın ve çocuğu koruma yönünde tedbirler alınması gerektiğini vurgulayan Arıcan, "Tasarıya baktığımızda ceza artırımına yönelik bir anlayışın olduğunu görüyoruz. Oysa olması gereken çocuğu ve kadını böyle olaylara ilişkin önceden önlemler alınması şeklinde olmalı. Yasada maddeler, sadece suç ve ceza kapsamında değerlendiriliyor. Oysa, önlemeye yönelik hiçbir şey yok yasada. Üstelik Türkiye bu tür yasaları hazırlarken, uluslararası anlaşmaları göz önünde bulundurmalı. Örneğin, Türkiye, 2011 yılında çocukların korumasına yönelik Avrupa Konseyi Çocukları Cinsel İstismara Karşı Sözleşmesi'ne üye oldu. Burada temel çerçeve çocukları bu tür olaylara karşı korumaya yönelik çalışmalar zorunluluğudur, fakat Türkiye üye olduğu sözleşmeye uymuyor" dedi.

Kadının beyanı esas alınmalı

Kadının İnsan Hakları-Yeni Çözümler Derneği Temsilcisi Merve Ağın da bu tür yasalar hazırlanırken kadınların görüşlerinin esas alınması gerekliliğinin altını çizdi. Yasa tasarısında cinsel istismar suçlarında cezaların yükseleceği propagandası yapıldığına dikkat çeken Ağın, "Ama feminist bir bakış açısıyla izlersek, aslında bu durumun böyle olmadığını, ceza yaptırımların geri çekildiğini görürüz. Temelde buna bakarsak, erkek egemen sistem ve devamında gelen yasaların erkek egemen bakış açısıyla oluşmasından kaynaklanan problemlerdir" dedi. Tasarıda cinsel saldırıya uğrayan kişinin soruşturma açmasına ilişkin 6 ay gibi kısa bir zaman sınırlaması getirilmesinin planlandığını belirten ve bunu eleştiren Ağın, "Cinsel saldırıya maruz kalmış kadınların bunu söylemeleri, ruh sağlığı ya da psikolojik durumu açısından zaten zor. Bir de kadının soruşturma açtığı zaman devlet tarafından korunması söz konusu değil. Böyle bir güven ilişkisi olmadığı için 6 ay son derece yetersiz bir süre" diye belirtti.

Cezasızlığın önünü açıyor
Yasa tasarısında özellikle kadın cinayetlerine ilişkin herhangi bir düzenleme olmadığını kaydeden Ağın, hükümetin ceza yaptırımını arttırmasını söylemesinin sorunun çözümü anlamına gelmediğine işaret ederek, "Kadın cinayetleri ya da çocuklara yönelik cinsel istismar olaylarına ilişkin merkezin olmaması, önlem alınamaması, bu konuda çalışan çeşitli şikayet hatları veya mekanizmaların devreye girmiyor olması, en başından çözüm odaklı bir yaklaşım olmadığını gösteriyor" şeklinde konuştu. Hükümetin, cinsel istismar olaylarıyla ilgili çalışan sivil toplum örgütleri, avukat ya da uzmanlardan, farklı bakış açılarına sahip insanları muhatap olarak görmemesinin sorunlu olduğunu belirten Ağın, "Hükümetin bu insanlardan görüş alması ve ortak bir platform yaratması gerekir. Ama, şu an için STK ve hükümet arasında böyle bir diyalog bile geçmiş değil. Cinsel istismar suçu işlemiş olan insanların hasta olduğu ve tedaviyi gerektiren gibi bir algı yaratıyor. Ama aslında bu, insanların hasta olmaları ile açıklanacak bir şey değil. Aksine, insanların suçu işlemelerine rağmen bir ceza almayacaklarının rahatlığıyla önünü açan bir yol" dedi.


ZUHAL ATLAN/DİHA/İSTANBUL