Taşeronlaştırma küresel sermayenin eliyle Türkiye'de 1980’li yıllarda ANAP iktidarıyla uygulama konuldu. 1960’lı yıllarda Avrupa’da ortaya çıkan sol dalganın gelişmesi, sendikal örgütlenmelerin ücret sendikacılığından öte sosyal ve siyasal tutum alışları taşeronlaştırmayı hızlandırdı. Sendikal örgütlenmeleri parçalayarak hak arama güçlerini kırmayı hedefleyen bu uygulama aynı zamanda emek sömürüsünü de katmerleştirdi.

12 Eylül faşişt dalgasının ardından iktidara gelen ANAP, çıkardığı yasalar ile liberal ekonomiyi uygulamaya koydu. Alınan özelleştirme kararları ile bir yandan KİT’ler sermayeye peşkeş çekilirken, diğer yandan emekçilerin örgütlü gücü kırılmaya başlandı. Her ne kadar 12 Eylül darbesiyle sendikalar, meslek örgütleri, sivil toplum örgütleri kapatılmış olsa da gelecekte bunların birer potansiyel tehlike olarak ortaya çıkmayacağının garantisi yoktu. 

Önce devlet kurumlarından başlanarak çalışanlar sınıflandırılarak ve işler bölünerek alt yüklenici olarak müteahhit firmalara verilmeye başlandı. Bu yöntemle emekçilerin iş güvencesi ortadan kaldırılırken, diğer yandan işçi maliyetleri düşürüldü. Aynı işyerinde çalışan ve aynı işi yapan işçiler arasında yüzde 100’ü aşan ücret farkları oluştu. Bir de taşeron bünyesinde çalışan emekçilerin tüm sosyal hakları tırpanlandı. Ve gelinen aşamada taşeronlaştırma, "hizmet alımı" olarak isim de değiştirmeye başladı.

Taşeronlaştırma aynı zamanda emekçilerin sendikal örgütlenmesine büyük darbeler indirdi. Sendikal yapılar kimi zaman bu uygulamalara tepki gösterirken, dönem dönem de siyasal iktidarla uzlaştılar. Taşeronlaştırmanın hayatın her alanında uygulanmasıyla sendikal örgütlenmeler darbe aldı.

Gelinen noktada kamuda çalışanların yüzde 50'sinden fazlasının taşeronda çalıştığı bir sisteme dönüştü. Yerel yönetimlerde çalışan emekçilerin yüzde 70'i taşeron bünyesinde çalışır hale geldiler. Bugün Türkiye'de milyonlarca kişi bu sistemle çalışmaktadır. Bu çalışma tarlalarda uygulanan dayıbaşı, elçi gibi uygulamaların yasal versiyonu haline geldi. Çalışanlar arasındaki ücret ve sosyal haklardaki adaletsizlikler derinleşince ve bir de açılan davalarda iş mahkemelerin kıdem tazminatı, fazla çalışma ücretleri konusunda verdiği kararların asıl işvereni bağlaması nedeniyle hükümetin 2014 yılında yeni yasal düzenlemeler yapmasını sağladı. Fakat bu düzenleme ücret ve sosyal haklardaki dengesizlikleri gidermeye yetmedi.

Bunun yanı sıra Gümrük ve Ticaret Bakanlığı 2014 yılında taşeronda çalışan emekçilerin hizmet kooperatifleri bünyesinde örgütlenebileceğini açıklayarak, hizmet kooperatifleri konusunda bir yasal düzenleme getirdi. Bakanlık kooperatiflerin farklı alanlarda kurulabilmesi için başlattığı bu çalışmayı "İstihdamın geliştirilmesi ve düşük gelir gruplarının ekonomik durumlarının iyileştirilmesine katkı sağlaması amacıyla gerekli çalışmalar yürütülmüş ve taşeron işçi olarak düşük ücret ve kısıtlı sosyal imkanlarla çalışanlar için hizmet kooperatifleri yeni bir tür olarak hayata geçiştirilmiştir" demektedir. Bu açıklamada, kooperatiflerin kazandığı ihalelerle yıl sonu elde ettiği gelir-gider farkını ortaklarına dağıtarak gelirini artıracağını da belirtmektedir. 

Fakat 30 yıla yakın bir zamandır kamuda ve özelde kastlaşan mütehhit firmalarla bu koperatiflerin nasıl rekabet edeceği yönünde bir düzenleme yok. hizmet kooperatifleri'nin kurulması doğru, fakat yasal düzenlemeler açısından yetersizdir. Mevcut yasal koşullarda bu kooperatiflerin rekabet etme şansı bulunmamaktadır. Bunun için Kamu İhale Kanunu'nun değiştirilmesi gerekmektedir. Kamu İhale Yasası çerçevesinde istenen yüzde 20 ile yüzde 50 arasında değişen iş bitirme deneyim belgesi zorunluluğunun kooperatifler açısından ortadan kaldırılması, kamuda çalışanların kurduğu hizmet kooperatifleri'ne bu işin direkt olarak devredilmesini sağlayan yasal düzenlemenin de yapılması gereklidir. Yoksa bunun yaşama geçmesi çok uzun yıllar alacaktır.

Yerel yönetimler ve kamu kurumları tarımsal üretim kooperatiflerinin ürettiği ürünleri nasıl ihale kapsamı dışında üretici olan tarımsal üretim kooperatiflerinden alıyorsa, hizmeti üreten emekçiye de bu işin ihalesiz olarak verilmesi gerekir. Hükümet tarafından başlatılan bu girişime karşın emek örgütlerinin suskun kalması, bu konuda hiçbir çaba ve çalışmanın içerisine girmemesi ise bu işin ayrı bir boyutudur.

Diğer yandan BDP Ekoloji ve Yerel Yönetimler Konferansı'nda taşeronlaştırmanın ortadan kaldırılması için bir karar aldı. Bu karar farklı alanlarda tartışılıyor. Kimileri taşeron işçilerin belediye şirketleri bünyesinde, kimileri GABB bünyesinde oluşturulacak hizmet kooperatifleri bünyesinde kurulmasını tartışıyor. Belediye şirketleri bünyesinde şirketlerin kuracağı kooperatiflerde emekçilerin örgütlenmesi yine bir işveren örgütlenmesidir. Burada önemli olan emekçilerin örgütlenmesidir. Taşeronlaştırmanın kaldırılması, tüm çalışanların eşit koşullarda çalışmasının sağlanmasıdır. Mevcut konjoktürde bunun gerçekleştirmek ise şimdilik mümkün görülmüyor. Geçici bir çözüm olarak başta sendikal örgütlenmeler olmak üzere tüm emekçilerin hizmet kooperatifleri konusunda yapılan bu yasal düzenlemelerin eksiklerinin giderilmesi ve o işi yapan emekçilere devrini öngören yasal düzenlemelerin yapılması için mücadele etmesi gerekecek.