
Mısır’da yaşanan katliamı durduracak tek şey taraflar arası diyalog. Uluslararası toplumun da bu diyalog için hem darbe yönetimine hem de Müslüman Kardeşler’e baskı yapması gerekiyor. Ancak gelinen noktada herkes iktidar için ölümlere neden oluyor. 30 Haziran’dan bu yana ülkede yaşanan olaylarda binlerce kişi yaşamını yitirdi. Ölü sayısı konusunda henüz net bir bilgi verilmiyor. Zira darbe yönetimi ölü sayısını az göstererek, gösterilere ‘silahsız’ müdahale ettiğini göstermeye çalışırken, Müslüman Kardeşler de ölü sayısını çok göstererek uluslararası toplumun cuntaya baskı yapmasını istiyor. Taraflar birbirini suçlayarak siyaseten bitirme derdinde.
Yasaklanması isteniyor
Mısır’da darbenin desteğiyle başa gelen geçici hükümet, yöneticilerini ‘eli kanlı’ olarak nitelendirdiği Müslüman Kardeşler’i yasaklamanın peşinde. “Diyalog isteğimizi reddettiler biz de müdahale ettik” diyerek kanlı saldırıyı meşrulaştırmaya çalışan Başbakan Hazım el Biblavi, Müslüman Kardeşler’in yasaklanması gerektiğini söyledi. Biblavi, bu kararını ‘sivil toplum kuruluşları’ndan sorumlu Sosyal Dayanışma Bakanı Ahmed el Burai’ye aktararak gerekli desteği sağlamasını istedi. Biblavi’nin isteğinin gerçekleşmesi halinde Müslüman Kardeşler, 60 yıl sonra bir kez daha askeri yönetim tarafından yasaklanmış olacak.
‘Terörist’ ilan edildi
Biblavi’nin isteği olan yasaklama kararı için alt yapı da hazırlanıyor ülkede. Meclis sözcüsü Şerif Şevki, bir hafta içerisinde 3500 kişinin yaşamını yitirdiğini bunların yüzde 80’inin de Müslüman Kardeşler’in silahlı üyeleri tarafından katledildiğini ileri sürdü.
Askerler tarafından atanan Cumhurbaşkanı Adli Mansur’un danışmanı Mustafa Hicazi de Müslüman Kardeşler’i Mısırlıların ‘ortak düşmanı’ ilan etti ve “Halkımız şiddet yaratıp, terörü destekleyen ortak düşmana karşı birleşti. Biz, artık hergün daha da büyüyen aşırı grupların başlattığı bir savaş halindeyiz.” açıklamasını yaptı.
Mısır Şeriat Alimleri Konseyi de Müslüman Kardeşler’i dinden çıkmakla suçlayarak cunta yönetimine destek verdi. Konsey adına açıklama yapan Ahmed Kerime, Müslüman Kardeşler’in ve üyelerinin mal varlıklarına el konulmasını istedi.
İkili politika sahnede
Cunta yönetimine geri adım attıramayan Müslüman Kardeşler ise deyim yerindeyse ‘hem nalına hem mıhına’ politikasını uygulamaya çalışıyor. Ölümler üzerinden kendisini mazlum gösteren Müslüman Kardeşler bir taraftan ‘direniş’ çağrısı, bir taraftan da ‘ülke uçuruma sürükleniyor’ açıklamasını yaptı.
Cuma gününü ‘öfke günü’ ilan eden ve ülkenin birçok bölgesinde kurumları ateşe veren Müslüman Kardeşler taraftarları geri adım atmayacakları mesajını veriyor. Zaten taraftarlarına ‘hergün eylem yapın’ çağrısı yapan lider kadrosu da ‘cihad’ ettiklerini söylemişti.
Ancak Müslüman Kardeşler’in legal partisi olan Özgürlük ve Adalet Partisi’nin liderlerinden Abdulmuti Zeki İbrahim ise ılımlı açıklamalar yaparak cunta yönetimiyle masaya oturmaya hazır olduklarını söyledi. “Sorun temelden çözülmelidir. Yoksa Mısır, bir şiddet sarmalına girecek. Şu an Mısır’da yaşananlar İsrail rejiminden başka kimseye yarar sağlamıyor. Ülke çöküşe gidiyor. Mısır’ın dış ilişkileri ciddi sorunlarla karşı karşıya. Yabancı yatırımlar ve turizm durmuş bulunuyor. Mısırlılar, Yahudilerle ve Siyonistlerle bile diyalog kurdu. Peki neden sorunlarını çözmek için birbiriyle diyalog kuramıyor?” diyen İbrahim, ‘akil insan’ rolünü oynaya çalıştı.
Ancak ülkede dün de gösteriler yapıldı ve bu hafta boyunca meydanlara olacaklarını dile getiren Müslüman kardeşler bu haftayı ‘darbenin bitiş haftası’ olarak isimlendirdi.
Ayrılık su yüzüne çıktı
Mısır’da yaşananların dışarıya yansıması ise daha farklı. Ne cunta yönetimine karşı herhangi bir yaptırım uygulayacağını ne de iki tarafı bir masa etrafında oturtmayı düşünen Batı binlerce kişinin katledildiği olaylardan sadece ‘üzüntü’ duydu ve taraflara ‘sukunet’ çağrısı yaptı.
Asıl ayrışma ise ‘Arap Baharı’nın finansörleri olan Suudi Arabistan ile Katar arasında oldu. İki ülke arasındaki fikir ayrılıkları uzun zamandır var ancak Mısır’la birlikte bu su yüzüne çıktı. Arap Baharı’nın yaşandığı ülkelerde selefileri destekleyen ve Mısır’da darbenin yapılması için maddi destek veren Suudi Arabistan, Müslüman Kardeşler’i ‘terörist’ ilan etti. Devlet televizyonunda açıklama yapan Suudi Arabistan Kralı Abdullah “Biz sonuna kadar teröre karşı Kahire’nin yanındayız. Kim Mısır’ın içişlerine karışırsa işte onlar fitnecidirler” dedi. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Ürdün Kralı Abdullah da, “kardeş Mısır’ın yanında yer aldığı ve Suudi Arabistan Kralı’nın açıklamalarına destek verdiklerini duyurdu.
Suriye’deki iç savaşta Müslüman Kardeşler’i destekleyen ve onlara bağlı bir ordunun kurulması için bütçe ayıran Katar ise Mısır’daki olaylardan kaygı duyduğunu açıkladı. Berlin’de Almanya Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle ile biraraya gelen Katar Dışişleri Bakanı Halid Bin Muhammed El Atiyye, Mısır’daki kriz sebebiyle çok fazla insanın ölmesinden endişe ettiklerini belirterek, “Mısır’daki istikrarsızlık tüm bölgeyi tehdit ediyor. Arap bölgesi daha fazla çatışmaları kaldıracak durumda değil. Şu anda Mısır’daki şiddet giderek artıyor. Bu şiddete de bir son verilmesi gerekir” dedi.
Baharın sonu mu?
Mısır’da Müslüman Kardeşler’in yasaklanmasıyla karşı karşıya kalması, Tunus’ta İslamcı Ennahda’nın muhaliflerin gösterileri karşısında geniş tabanlı bir hükümetin kurulmasını kabul etmesi ve ‘Arap Baharı’nın devam etmesi için Suriye’deki muhaliflere her türlü desteği veren Suudi Arabistan ve Katar’ın büyük fikir ayrılıkları yaşaması ‘Arap Baharı’nın sonuna gelindiği olarak yorumlanıyor. Tunus’la başlayan ve Suriye’de iktidarın devrilmemesiyle duraklayan ‘Arap Baharı’nda ılımlı İslam ve Müslüman Kardeşler önemli yer tutuyordu.
HABER MERKEZİ