Tayyip Erdoğan saltanatının ve AKP iktidarının 400’e yakın yerel, ulusal radyo ve televizyon kanalı var. Onlarca, belki de yüzlerce yerel ve ulusal gazete ebatında çıkan yayınları var. Sadece 6 bini insanlara küfür etmek için tuttukları sosyal medya trolleri var. Aralarında alçaklığın ve işbirlikçiliğin, yalakalığın sınırlarını aşan “çok kullanışlı aptallar”dan Yıldıray Oğur, Melih Altınok, Kurtuluş Tayiz, Hilal Kaplan’dan Ahmet Kekeç’e, Muhsin Kızılkaya’ya, Mehmet Metiner’den Orhan Miroğlu’na yüzlerce sözüm ona paralı köşe yazarı var.
Bunlar paranın ve sarayın küstahlığını öven, AKP’li sermaye sahiplerine hizmet eden, çoluk çocuk demeden halkı katledenlere hizmet eden bir zihniyetin algısını yaratmak için medyada özel savaş bombardımanı yapıyorlar.
O kadar çok imkanları var ki! Paraya para demiyorlar. Uçaklarda, lüks arabalarda, daha önce sahip olamadıkları maddi imkanlar içerisinde yüzüyorlar. Geçmişte “simit ve çay parası“ bulamayanlar, lüks elbiseler giyip Tayyip Erdoğan’ın karşısına geçip çanak sorular soruyor; “sen çok yaşa padişahım” edasında manşetler diziyor, haberler ve yazılar yazıyorlar...
Ama gelin bakın ki yüzlerce tv kanalı, yüzlerce yerel ve ulusal gazete, binlerce internet sitesi, binlerce muhabir bozuntusu ve sözde köşe yazarı, milyon ve milyar dolarların harcandığı teknik, polis, asker ve yargı desteğine rağmen DİCLE HABER AJANSI ve diğer birkaç Özgür Basın kurumu ile başedemiyor.
Bunu yapamadıklarını geçtiğimiz gün Tayyip Erdoğan’ın Rusya ziyareti sırasında uçağına aldığı yandaş ve özel savaş medyasının küfür kurumlarından Akit gazetesinin Ankara temsilcisi Serdar Arseven Erdoğan’a itiraf etmiş. Bu itirafı ise AKP’nin medyadaki kıdemli özel savaş elemanı Abdulkadir Selvi 28 Eylül 2015’te Yeni Şafak gazetesindeki köşesinde şöyle yazmıştı: “Akit Gazetesi’nin Ankara Temsilcisi Serdar Arseven soru-cevap bölümünde Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, “28 Şubat sürecindeki medya neydi. Bir Yeni Akit bir de Yeni Şafak gazetesi vardı. Şimdi çok genişlemiş ama gündem oluşturamıyoruz” dedi.
Erdoğan belli ki sinirlenmiş… Kesin, “Bu kadar imkan veriyoruz ama yapamıyorsunuz!” diye de çıkışmıştır. Kim bilir uçakta olmasa belki Mehmet Metiner’i İstanbul Büyükşehir Belediyesi döneminde “uygunsuz vaziyette yakaladığı” gibi tekme tokat döver, ağız dolusu da küfür ederdi.
Evet yapardı Tayyip Erdoğan… Daha önce Ömer Çelik’e de aynısını yapmış. Küfür ve tokatları ile AKP’nin kulislerinde çokça konuşulmuştu. AKP’ye çok yakın gazeteciler bunu sağda solda da anlatmıştı. Erdoğan’ın yapmadığı bir şey değil ki!...
Tayyip Erdoğan ve ekibinin Özgür Kürt medyası karşısındaki zorlanmalarını çok yakından biliyoruz. Roj TV’yi susturmak için kimlere neler vermedi ki Tayyip Erdoğan ve AKP iktidarı… TRT 6’yı kurarken bile Roj TV’yi susturmak için bir politik manevra yapıyordu.
Geçmişte Tansu Çiller özel emirlerle gazete binalarını bombalamıştı, dağıtımcı-yazar-muhabir-okurları faili meçhul cinayetlerle katletmişlerdi… Ama yine başedememişlerdi. Özgür Gündem’in bütün çalışanları gözaltına alınmıştı ama gazete ertesi gün çıkmıştı… Özgür Ülke’yi bombalamışlardı ama gazete ertesi gün çıkmıştı. Gazeteleri sansür ve toplatmalarla susturmak istemişlerdi ama gazeteler hergün yeni isimlerle çıkmıştı… DİHA’yı tam 21 kez engellediler ama DİHA gündemi belirlemeye devam ediyor. Gözaltına alınıyor bütün çalışanları bütün demokratik güçler DİHA muhabiri oluyor…
Halk nerde direniyorsa DİHA orda… Kobanê, Şengal, Cizîr, Sûr, Farqîn, Bismil, Agirî, Dêrsim ve birçok direniş mekanında. Fabkrika kapılarında, emekçi grevlerinde ve gösterilerinde… Yoksul halkın yanında…
Yoksul ve yalnız ama direngen ve yiğit gazetecilere sahip DİHA… Öyle saray saltanatı için değil, halkı için haber yapanların kurumu… Eee küfür kurumu Akit’in Ankara temsilcisinin binlerce metre yükseklikte Tayyip Erdoğan’a yaptığı itirafta olduğu gibi tabii ki havuz ve yandaş medyanın “çok kullanışlı ve paralı aptalları“ gündem belirleyemez… Çünkü gündem halkın hakikatindedir… Ki o hakikati de gündemi de gözaltına alınıncaya, son nefesini verinceye kadar halkın sesini duyurup “Gerçeklerden asla taviz verilmez” diyenlerdir… Yani Saray saltanatı yalan söylemek için vardır, halkın gazetecileri ise sarayın yalan söylediğini söylemek, yazmak için vardır. Yani kavga gerçek ile gerçek olmayan, ahlakla ahlaksızlık, doğru ile yanlış, iyi ile kötünün, güzel ile çirkinin kavgasıdır. Saray ve yandaşları gerçek olmayan, ahlaksız, yanlış, kötü ve çirkindir…