
Tayyip Erdoğan, AKP hükümeti ve yandaş basın ömürlerini sanal algı yaratmak üzerine kurmuşlar. Halkı aldatarak ömürlerini uzatmaya çalışıyorlar. Halkı tamamen aptal yerine koyan bir siyasi zihniyete sahipler. Türkiye tarihinde halkı bu düzeyde aldatan bir hükümet görülmemiştir. Bu gerçeklik, iktidarlarının zayıf bir temele dayandığının kanıtıdır. Gerçeklerin ortaya çıkması durumunda ayakta kalamayacaklarından bu kadar yalana başvuruyorlar; saptırma ve demagojiyi bir tarz haline getiriyorlar.
Son zamanlarda PKK-paralel yapı, yani Fethullahçılarla-PKK işbirliğinden söz ediyorlar. Hatta çok asker ve polis ölmesini Fethullahçıların PKK'ye istihbarat verdiğine bağlıyorlar. Bu yalana ABD dönüşünde PKK, PYD ve Fethullahçıların kendisilerine karşı işbirliği yaptığını ekledi. Bu yalanlar ve demagojiler basında da sanki bir gerçekmiş gibi veriliyor.
Ankara garında barış yürüyüşçülerine yönelik gerçekleştirilen katliama bile IŞİD katliamı diyemedi; kokteyl terör diyerek PKK'yi bu katliamın içine sokmaya çalıştı. Neredeyse Ankara katliamını ölenlerin kendisi yaptı diyecekti. Ankara katliamından önce Kobanê’ye giden sosyalist gençliğe yönelik bombalı saldırıdan sonra AKP’li yetkililer “ölenlerin içinde neden HDP’li yok” diyecek kadar IŞİD’i savunan bir tutum içinde oldular. Böylece AKP-IŞİD ilişkisini, bu katliamlardaki AKP ortaklığını gözden kaçırmaya çalıştılar. Ankara’da barış yürüyüşçülerinin, Suruç’ta gençlerin öldürülmesini PKK'nin üzerine atmaya çalışan bir zihniyette olan bir iktidar hangi yalanı ortaya atmaz ki!
Fethullahçılarla PKK'yi ilişkili göstermek, aslında kendisinin Fethullahçılarla 10 yıldan fazla iktidar ittifakı yapmasını gizlemeye yöneliktir. AKP Fethullahçılarla birlikte başta Kürt halkı olmak üzere Türkiye halklarına karşı çok ağır suçlar işlemiştir. Aslında hala bu kirli ilişki tam açıklığa kavuşmamıştır. Karşı karşıya gelmiş olsalar da bu suç ortaklığında hala sırdaşlık yapıyorlar.
AKP ile Fethullahçıların ortak iktidar olduğu dönemde Fethullahçılar PKK düşmanlığında öncülük yapıyordu. Kürt Özgürlük Hareketi'ne karşı savaşta AKP hükümetinin akıl hocalığını Fethullahçılar yapıyordu. Sri Lanka modeli olarak ifade edilen tasfiye harekatını Fethullahçılar ortaya atmış, AKP iktidarı da uygulamıştı. 2011-2012 yıllarında süren şiddetli savaş böyle gelişmişti. Fethullah Gülen’in bu yıllarda PKK'ye nasıl beddualar yaptığını herkes bilmektedir.
2012 savaşında AKP kaybettiğini görünce Kürt Halk Önderinin yanına gitmiştir. Kürt Halk Önderinin çatışmasızlık ilan ettiği bu süreçte MİT müsteşarı Hakan Fidan’a yönelik Fethullahçıların hamle yapması karşısında Kürt Halk Önderi Kürt sorununun demokratik çözümü çerçevesinde AKP hükümetinin yanında tutum takınmıştır. Hatta devlet içinde Fethullahçıların bir paralel yapı kurduğunu ilk söyleyen Kürt Halk Önderidir. Çünkü Fethullahçıların o dönemde AKP iktidarı ile ilişkilerini çok tehlikeli görmüştür. O dönemde Fethullahçılar sadece Kürt Özgürlük Hareketi'ne karşı değil, sol güçlere ve demokrasi güçlerine karşı da tam bir düşmanlık yapmaktadır. Hatta orduyu kontrol altına alma düzeyine ulaşan operasyonlara da Fethullahçıların öncülük yaptığı söylenir. Tüm bu operasyonlarda Erdoğan ile Fethullah tam kol kola olmuşlardır. Birlikte kendi iktidarları önündeki tüm engelleri temizlemeye çalışmışlardır. Böyle bir siper arkadaşlığı yapmışlardır.
Sonunda ne olduysa bu iki güç karşı karşıya geldiler. Hala neden tam karşı karşıya geldikleri bilinmemektedir. Çünkü bizzat AKP Fethullahçılara “ne istediniz de vermedik” demiştir ve nankörlükle suçlamıştır. Başka hangi etkenler var bilemiyoruz, ama bu karşı karşıya gelmenin Fethullahçıların iktidarı tümden ele geçirme ve Erdoğan ve çevresini saf dışı etme sonucu ortaya çıktığını kabul edelim. Fethullahçıların PKK düşmanlığında öncülük yapması bunu gösteriyor. Türkiye'de iktidar olmak isteyen herkes Kürt düşmanlığı yapmaktadır. Çünkü Türkiye'de iktidar olmanın kanunu hala Kürt düşmanlığıdır. Erdoğan ve AKP iktidarının Kürt düşmanlığında pervasız olarak iktidarını ayakta tutmaya çalışması gibi! Zaten AKP tüm Kürt düşmanlarıyla şimdi ittifak yaparak iktidarda kalmaya çalışıyor.
Şimdi anlaşılıyor ki 2013 yılındaki yumuşama ve ateşkes süreci Fethullahçıları saf dışı etmek için yapılmıştır. Kürt sorununda bir çözüm politikası olduğundan değil; iktidar savaşında Fethullahçılar karşısında pozisyonunu güçlendirmek istemiştir. Bu süreçte Fethullahçıları belli düzeyde etkisizleştirince bu defa hem PKK'yi, hem de Fethullahçıları etkisizleştirmek için Ergenekoncuların tümünü serbest bırakmış, Kürt halkına karşı bir savaş kararı almışlardır. Bu savaşta hem şovenist milliyetçileri yanına alacak, hem de şovenist milliyetçiliği şahlandırdığı ortamda Fethullahçıları da tümden etkisizleştirecekti. 2015 yılındaki savaş böyle başlamıştır. Erdoğan diğer konularda değil ama, bu iktidar savaşı oyunlarında, geçici ittifaklar kurmada bir yetenek kazanmış bulunmaktadır. Eğer Kürt Özgürlük Hareketi'ne karşı bir ilerleme sağlarsa kendine yakın generallerle orduyu tümden ele geçirip düşündüğü hegomonik iktidarı kuracaktır.
Fethullahçılarla bir ittifak yapan olmuşsa bu da AKP iktidarıdır. AKP dışında Fethullahçılarla ittifak yapan olmamıştır. Şu anda karşı karşıya olmaları bu gerçeği değiştirmez. Fethullahçılarla karşı karşıya gelmeleri Fethullahçıların PKK ile ilişkili olduğunu göstermez. Türkiye siyasi tarihinde PKK'ye hiçbir güç Fethullahçılar kadar düşmanlık yapmamıştır. Ne 12 Eylül, ne de 1990’lı yıllarda bu düzeyde bir düşmanlık yapılmıştır.
AKP ile Fethullahçılar şu anda bile zihniyet ortağıdırlar. Sadece iktidar çekişmesi nedeniyle karşı karşıya gelmişler. Nitekim o çevreye ve tabana seslenmektedirler. Ancak Kürt Özgürlük Hareketi ile Fethullahçılar arasında ne zihniyet, ne de politika yakınlığı vardır. Bu nedenle Erdoğan’ın PKK, PYD, Fethullahçılar işbirliği içindedir söylemi aslında çaresizliğin ve zayıflıklarının işaretidir.