1 Kasım 2015 darbesi ile iktidarını sağlamlaştırdığını düşünen Tayyip Erdoğan ve AKP çetesi için zor günler giderek çoğalıyor. Erdoğan ve çetesi Türk devletinin tarihi Kürt korkusunu da arkasına almış, iktidarda kalmak için Kürtleri öldürmeyi, Kürt siyasetini başarısız kılmayı kendi temel hedefi haline getirmişti. 

AKP hükümeti hergün birkaç Kürt'ü öldürerek, evlerini ve sokaklarını yıkarak Tayyip Erdoğan’ı sarayında tutacağını, kendilerinin ise iktidarda olacağını düşünüyordu. Bunun için de savaşı da ahlaksızca, namussuzca, adice yürütüyor. Bir de dünyanın gözünün içine baka baka soykırım politikalarını "teröre karşı mücadele" diye yutturmaya çalışıyor. Peki AKP ve Erdoğan’ın Kürt soykırım politikaları sonuç alıyor mu, alır mı! 

Kürdistan’a bakın, Cizre, Silopi, Sur, Nusaybin, Gever’e bakın, tek tek Kürtlere sorun... Kürtler Tayyip Erdoğan’a, AKP’ye biat edecek mi! Muhsin Kızılkaya, Orhan Miroğlu, Mehmet Metiner, İlhami Işık gibi birkaç işbirlikçi, özel savaş elamanlarının haricinde Tayyip Erdoğan ve çetesine biat edecek hiçbir Kürdistanlı bulamazsınız. 

Peki Kürtler katledilen çocuklarını, gençlerini, yaşlılarını, analarını unutuyor mu? Kentlerin yıkılmasına, tarih ve kültür yapılarının heder edilmesine göz mü yumuyor? İsterseniz önce kendinize sonra çevrenize sorun... Alacağınız yanıtlar ya da göreceğiniz ruh hallerinin önümüzdeki dönemde nelere yol açacağını göreceksiniz. 

Türk devletinin nasıl bir kırılgan fay hattında bulunduğunu, Tayyip Erdoğan’ın da son kullanılma tarihininin bitmiş ya da bitmek üzere olduğunu bilmeyenler bilsin ve görsün. Elini Kürt kanına bulaştıran Tayyip Erdoğan, sadece Kürtlere karşı değil kendi toplumuna ve insanlığa karşı suç işliyor. Kentleri kuşatarak, abluka altına alarak, çoluk çocuğu katlederek insanlığa karşı suç işliyor. Gerçekten Saddam Hüseyin gibi bir diktatör bozuntusu ama dört dörtlük bir katildir. 

Erdoğan sonunun geleceğini çok iyi görüyor. Bu nedenle etrafındaki herkesi ve her şeyi suça bulaştırmak için özel çaba sarfediyor. Sanıyor ki, çetelerine para ve mevki dağıtarak herkesi sürekli kendi yanında tutacak. Erdoğan’ın yakın çevresindeki "fısıltılar" bile Erdoğan’ın durumunun zorlaştığını gösteriyor. 

CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun Tayyip Erdoğan’a açık bir şekilde tavır alıp "namussuz, şerefsiz diktatör bozuntusu" demesi normal bir durum değildir. 7 Haziran’dan sonra yaşanılanları hatırlayan CHP bir devlet partisi olmanın sorumluluğu ile AKP’nin ve Erdoğan’ın politikalarına ses çıkarmadı. Hatta yedeği haline geldi. O da yetmedi savaş tezkeresine "evet" oyu verdi. 1 Kasım’a kadar gidilen süreçte de CHP’nin tutumu AKP’nin yedeği pozisyonuydu. Ama şimdi CHP’nin bir çıkışı var. Bu çıkışın Tayyip Erdoğan’ı doğrudan hedeflemesinin başkaca nedenleri de var. Dar muhalefet partisi alışkanlığının ötesinde getirisi olacaktır. 

Çünkü Tayyip Erdoğan’ın onur ve şeref yoksunu olduğu, diktatör bozuntusu sıfatı ile anıldığı bir TC’de durum hiç normal olur mu? Hele buna Kürt direnişinin bilenen öfkesi ve biriken intikam duygusu da eklenirse Tayyip Erdoğan ve AKP için olacakları insan düşünmek bile istemiyor. 

Çünkü AKP, MHP’den daha faşist ve ırkçı, Hitler ve Saddam’dan daha beter bir diktatörlük peşindedir. Ve bunu da Kürt kanını dökerek yapmaya çalışıyor. Ama artık bu konuda Erdoğan için yolun sonu görünüyor demek yanlış olmaz. Erdoğan kıvırarak, sağa sola kendini vurarak bu meseleden asla ve asla yakasını kurtaramaz. 

Kürtlerin direnişi biçim değiştirerek Erdoğan ve AKP’nin üzerine çökecektir. Kürt direnişi, büyük bir öfke ve intikam duygusu ile mücadele sahasına yerleşiyor. Ve bu mücadele sahasında kazanmadan asla ve asla durmayacaktır. Kaotik bir süreç yaratarak, gerçekleri bulanıklaştıranlar Sur’daki 2 aylık kuşatmaya karşı direnenlere baksınlar. Cizre'ye, Silopi'ye baksınlar. Bütün bunlar olabileceklerin öncülleriydi. Yani savunma direnişiydi. Ama işgalci güçlere karşı Kürt taaruzu başlayınca ne Erdoğan’ı ne de AKP’li faşistleri kurtaracak kimse kalmayacak. Bunu zaman gösterecektir.