Tayyip ve AKP iktidarı zalimlikte kat ettiği yola, bin yıl geçse unutulmayacak ve lanetle anılacak caniliklerine rağmen ne başkanlığı alabildi ne Kürtleri yolundan çekebildi. Ve bu süreçte belirginleşen ekonomik ve siyasi kriz nedeniyle gittikçe daha derine çekildiği bataktan kurtulabilmek, başarısızlığını maskelemek için, bu kez de savaşı kargaşayı tüm coğrafyaya yayma hatta sınır ötesine taşırma yoluna girdi. Bu yüzden, bir yandan toplumda infial yaratacak, ırkçı kalkışmaları körükleyecek olaylar sürülüyor sahneye ve bir yandan Rusya ve Suriye ile sürtüşerek içte PKK ve dışarda Rusya ve Suriye'yi düşman olarak gösterme çabasını izliyoruz.
Bir süre önce kimi Alevi köylerine ve cemevlerine yapılan tacizkar saldırılar ile İstanbul Kanarya'da taranan kahvehane, Eyüp'te taranan dernek binası, Cihangir'de sokakta oturanların tekbir sesleri ile saldırıya uğramaları, Adana'da Kürtlerin evlerinin işaretlenmesi ve bunların son bir hafta içinde yaşanmış olması tam da bu amacın içerdeki ayağını gözler önüne seriyor.
Tayyip ve AKP bu süreçte, başkanlık ve mutlak güç olma isteklerini PKK ile mücadele diyerek perdeledi. Bu yüzden toplumun başkanlığa ve despot bir yönetime karşı olan kesimlerini de Kürt düşmanlığı noktasından yanına çekmeyi başardı. MHP'nin Tayyip'i değilse de başkanlık sistemini hem de Tayyip'in Türk tipi modelini heyecanla beklediğini düşünüyorum. Ancak CHP'nin karşı olduğu başkanlık sistemine karşı yürüttüğü etkisiz muhalefetin nedeni tam da gizlemeye hatta dizginlemeye çalıştıkları Kürt düşmanlığıyla yakından ilişkili.
Gezi isyanı ve seçimler süreçlerinde iktidara karşı etkin bir muhalif duruş sergileyen kesimlerin ve medyadaki temsilcilerinin, Cizre'de o bodrumda esir alınıp ölüme terk edilenlere dair tartışmalardaki tutumlarını gözden kaçırmayın derim. Çünkü orada neyi tercih ettikleri apaçık ortaya çıkıyor. Dün o cenahtan bir TV kanalında haber spikeri şöyle diyordu, "o evin bodrumunda gerçekten yaralılar mı var? Öyleyse devlet onları oradan alabilmeli. HDP milletvekillerinin karşı iddiaları var ancak ancak Sağlık bakanının olayı reddeden açıklamaları daha inandırıcı..."
Söylemeliyim ki; Kürtler ve toplumun gerçeklere yüreğini kapamamış kesimi dışından gelen en iyi yaklaşım bu. Olay tamamen yokmuş gibi davrananlara bir gıdım fark atıyor, işte o kadar. Ancak terörle mücadele adı altında sürdürülen Kürt kıyımına doğrudan ses yükseltmedikleri gibi, her fırsatta iktidarın bu kararını ve uygulamalarını savunduklarını tekrarlıyorlar, yani kıyımı destekliyorlar. Bir de, o çocukların neden öldürüldüklerini açıklayamasalar da Kürt başka PKK başka teraneleri tabi ki?
Baştaki tespitimize dönersek; AKP ve Tayyip'in battıkları bataktan çıkabilmesi için daha fazla devlet gücüne, daha fazla devlet şiddetine sarılmaktan başka çaresi yok. Bu da devletin sahip olduğu gücü ve şiddet araçlarını dizginleyen hukukun, yasaların, kuralların yok sayılmasını gerektiriyor. Bu gün Cumhurbaşkanı ve başbakanın kamuoyu önünde dahi anayasayı tanımadıkları yönündeki beyanları ile muhtarlar, kaymakamlar ve esnafların kanunu hiçe sayarak davranmaya sevk edilmeleri, yürütmenin kanundışı uygulamalarının ağırlık kazanması, tam da devlet gücünün hukukun sınırlamalarından kurtarılması çabasının açık örneklerini oluşturuyor.
Ancak Tayyip ve AKP, bu gün ittifak yaptıkları kimi güçlerle yarın karşı karşıya kalacaklarını biliyorlar. Parti içinde Arınç'ın açıklamaları ile başlayan tartışma, bu gün ittifak içinde olduğu askerin yarın kendisiyle güç yarışına girme ihtimalinin yaratacağı tehlike oldukça büyük. Ve belli ki bunu sadece Kürt düşmanlığı ile sonsuza kadar bertaraf etmesi mümkün değil. Bu yüzden de dış düşman ve Suriye'ye askeri müdahale kartını açabileceği yönlü tahminler yabana atılamaz.