Yerel seçimler bitti fakat tartışmaları devam etmektedir. İktidar partisinin temel dayanak noktası olan İstanbul’dan kolay kolay vazgeçmeyeceği aşikar bir durum. Faşizmin sarıp sarmaladığı Türkiye’nin bu halinden hayret edilecek bir durum yoktur. Erdoğan’ın icraatlarından, despotik yönetim anlayışından, muhalefeti düşmanlaştıran muamelesinden, iç politikadaki kutuplaştırma taktiklerinden, dış politikadaki saldırgan ve yayılmacı emellerinden, Suriye’deki askeri işgallerinden, en önemlisi de Kürtleri inkar ve imha siyasetinden ders çıkarmak isteyenler açısından İstanbul belediyesini devretmemesinde bir tuhaflık yoktur. İslam halifeliğine soyunan, Osmanlı’nın eski sınırlarına ve hatta daha da ötelere göz diken bir zihniyetin kendi sınırları içinde yenilgiyi hazmetmesini beklemek biraz saflık olur.

İstanbul seçim sonuçları etrafında yapılan tartışmalarda en fazla dile gelen demokrasi ve hukuk kavramları ile izahatlar yaparak yol almaya çalışanlar, iktidarı da muhalefeti de bu dönemde demokrasiye ve hukuka sığınmaları çok fazla gerçekçi gelmiyor. Demokrasinin rafa kaldırıldığı, hukukun askıya alındığı bir ülkede yaşadıklarını bilmeleri gerekir. En fazla ırzına geçilen bu iki kavramın anlam yetimine uğradığını hatırlatmak gerekir. Kürtlere karşı yürütülen kirli özel savaşa seyirci kalınarak demokrasi ve hukuku akıllarına getirmeyeneler şimdi dillerine dolamaları samimi görünmüyor. Yani çokça konuşulan ve herkesin kendince çıkarlarına göre anlam yüklediği bu kavramların özüne uygun yaklaşımın herkese ve her zaman gösterilmesi gerektiği önemle vurgulanmalıdır.

Seçimlerde bu heyecanı yaratan, demokrasinin hatırlanır ve tartışılır olmasına yol açan hiç kuşku yok ki Kürtlerdir. Despotik AKP’nin 25 yıllık belediye saltanatına son veren de Kürt oylarıdır. Hal böyle iken Kürt Halk Önderine uygulanan insanlık dışı tecrit, Kürt halkına dayatılan soykırım her gün can almaya devam ediyor. Açlık grevlerinde bulunan direnişçilerin talepleri görmezden geliniyor. Tecrit, inkar ve imha dayatmaları son bulmadan, soykırımcı faşist rejim yıkılmadan Türkiye’ye demokrasi de gelmez, hukuk da işlemez. Demokrasinin kriteri Kürtlerin yaşam hakkına gösterilecek saygıdır. Döne dolaşa tekrar etmeye devam edeceğiz. Kürtlerin temel insanı hakları teslim edilmediği müddetçe Türkiye’ye demokrasi gelmeyecektir. Demokrasiyi seçim sandığına indirgemek, İstanbul’u, Ankara’yı kazanmakla Türkiye’ye bahar gelmeyecektir.

Seçim sonrasında AKP-MHP faşist bloğun sandıkta çıkan halk iradesine saygı göstermediği ve iktidarı gasp ettikleri daha fazla açığa çıkmış ve anlaşılır olmuştur. Gerektiğinde iç savaşı göze alacak kadar pervasız davranacakları bilinmelidir. Kürdistan’da zorla, hile ve sahtekarlıkla, yasal engellemelerle bazı belediyelere el koymasına rağmen yapılan itirazlar YSK tarafından ret edilmektedir. İstanbul yenilgisi kabul edilmemektedir. Bütün bunlar iktidarın kötü niyetini okumaya yeterli gerekçelerdir.

Tayyip’in yeni propaganda icatları kafi gelmedi. Sinevizyon gösterileri ters tepti. Seçim meydanlarında “sandıkları patlatmaya var mıyız” diye diye sonunda sandıklar patladı. Öyle bir patladı ki, sözün sahibini hezimete uğrattı. Sandıklar, adeta muktedirlerin elinde patlayan EYP türünden patlayıcılara dönüştü. Devletin bütün imkanlarını ve kaynaklarını kullandılar. Eskiden seçim propagandası niyetine dağıtılan buz dolabı, makarna ve kömüre ilaveten bu seçimde dağıtılan çay poşetleri de kazanmaya yetmedi. Sandıkta kazanmasa da cebren kazanmanın yollarına tevessül etmişlerdir. Muhalefeti bezdirene kadar seçimlere itiraz saçmalıkları da devam edecektir.

Demokrasi ve hukukun işlemediği bir ülkede sivil bir darbe ile seçimler şaibeli hale getiriliyor. Elbette buna seyirci kalınmamalıdır. Bundan geri adım atılması halinde eldeki kırıntı kabilindekiler de tüketilmiş olacak, seçimlerin ortadan kalkacağına da tanık olacaklardır. İş oraya doğru varmadan önce halkın muhalefeti sandıktan sokağa taşmalıdır.

Haksızlıklar-hukuksuzluklar, çalıp-çırpmalar, bu ülkeye ve halklarına verilen zararlar meydanlarda açıktan dillendirilmeli, iktidarın meşruluğu sorgulanmalıdır. Sivil itaatsizlik eylemlerine başlanmalı, halk kendi kendisine sahip çıkmalıdır. İktidarın gasp ettiği halk iradesi halka iade edilene kadar meydanlarda olunmalıdır. Elbette şiddet, çatışma ortamını kimse salık vermiyor, fakat barışçıl hak arama yolunu da sonuna kadar kullanma dönemidir.

Seyirci ve suskun kalmak, açlık grevi eylemlerini görmezden gelmek, İmralı işkence sistemi ve tecridi karşısında üç maymunu oynamak halklarımıza kaybettireceği gibi, demokrasiden daha fazla uzaklaşılmış olacaktır. İstanbul belediyesi kazanılabilinir fakat tecrit kırılmaz ve Kürt sorunu çözülmezse Türkiye kaybedecektir. Bu söz herkesin kulağına küpe olmasını dilerim.