Erdoğan da bir yandan barıştan söz ediyor, öte yandan bu topraklarda onbinlerce insanın Kürtçe konuştuğunu bile bile “anadili” şu sözlerle “Hayır yok. Özel okullarda da yok. O konu bizim için şu anda ele alınacak durum değil. Biz, ülkemizi bölecek konular üzerinde Ak Parti olarak adım atamayız. Biz zaten okullarda anadili öğrenme imkanı sağladık. Ama anadil ile eğitimin önünü açarsanız resmi dili zedelersiniz” diye zedeleyici ve bölücü ilan ediveriyor.
Anadile karşı çıkmanın pedagojik, vicdani, dini ve ahlaki hiçbir dayanağı olmadığı, aksine Kürtleri inkardan geldiğinin açık ifadesi olduğunu bile bile, Erdoğan bunları konuşuyor. Başbakan istediği kadar oyalamaydı, gevelemeydi, inkardı, barıştı, yasal düzenlemeydi şuydu buydu diyerek kendini avutsun, bunların hepsi laf-ı güzaf. Biliyoruz ki TC’nin kuruluş felsefesi tekçilik üzerinedir. Ancak tekçilik, Anadolu gerçeğine uymamaktadır ve tarih bize gösteriyor ki bu böyle gitmeyecek, tekçilik hüküm sürmeyecektir. Ustalardan birinin dediği gibi; “Düşünceler, denizin dibindeki çakıl taneleri gibidir, onları dil aracılığı ile eyleme geçirir, inci tanelerine dönüştürürüz.” Halkımız her türlü engele, yasaklamaya karşın, kimsenin kuşkusu olmasın ki “anadilini konuşmaya devam” diyecek, düşüncelerini ifade edecektir.
Nereden bakarsa baksınlar; bir toplumda farklı kavimler, inançlar, diller, kültürler vardır. Gelişmiş ülkelerde de var bunlar. Kuşkusuz ayrımcılık da var ama ne kadarı geçerli, ne kadarının üzeri örtülüyor, ne kadarı demokrasiyle çözülüyor, üzeri nasıl neyle örtülüyor? Bizim ülkemizdeki ve bazı ülkelerdeki gibi ayrımcılığın üzeri dini inanç birliği, “din kardeşliği” yutturmacasıyla mı örtülüyor? Bence örtülemez, zora rağmen de örtülemiyor. Madem kardeşlik söz konusu, bu inkar imha neyin nesi o zaman?
AKP özgürlüklere önem verdiğini, ayrımcılığa karşı durduğunu çeşitli vesilelerle, dilinin ucuyla beyan ediyor. Özgürlük evrensel bir kavramdır, özgür bireyi ve düşünce özgürlüğünü ifade eder. Özgür insan bilinçlidir, kendi hakkını korurken haksızlıklara da karşı durur, bilime inanır, sermaye-emek çelişkisini görür, sömürüye karşı durur. Özgür birey, din, dil, ırk, renk ayrımcılığı yapmaz. Dini inancını siyaset aracı olarak kullanmaz, “Demokrasi bizim için tramvaydır; gideceğimiz yere kadar gider, sonra ineriz” demez, din adı altında örtülü faşizmi savunmaz. Özgür insan demokrasiden evrensel değerlerden, hukuktan, adaletten şaşmaz. Demokrasi ve özgür birey böyle olur. Tayyip’e duyurulur.
Tayyip’in mantığı
“Barış süreci” Başbakan Erdoğan’ın günlük ve çoğu zaman birbiri ile çelişen “çözüm önerileri” ile ağır aksak sürdürülüyor. Ancak hiçbir plana, stratejiye dayanmadığını, hukuki boyutunun gerçekleşmediğini görüyoruz. Tayyip Erdoğan o nedenle aklına geldiği gibi bir oradan bir buradan konuşuyor. “İnkar ve asimilasyon bitti” diyordu, ama inkar ve asimilasyon AKP Hükümeti eliyle devlet politikası olarak sürdürülüyor. Özellikle Kürt çocukları Türk olmaktan mutlu olduklarına, varlıklarını Türk varlıklarına armağan ederek ant içiyor ve güne başlatılıyorlar. Yargı da bu ırkçı dayatmanın arkasında sağlam bir biçimde duruyor. Kürtçe’ye bilinmeyen dil yaftası yapıştırarak tutanaklara geçiriyor, anadili ile savunma engelleniyor.