‘Sandık iradesini yok sayarak vekilleri ve belediye başkanlarını cezaevine dolduran, STK’leri mühürleyen AKP, bu kez de 380 kişilik ‘tabansız muhatap meclisi’ kuruyor.’
Haberi ANF’den okuyunca beni aldı bir gülme...
Neden gülüyorsun derseniz söyleyeyim.
Kafatasının içinde mercimek kadar beyin olan bir iktidar, Kürdistan gibi bir yerde Kürdün en tırşıkçısından, en ahlaksızından, en alçağından ve en haininden bile “Meclis” kurmaya kalkmaz.
Kürdistan’da Meclis kurmak, “benim Türk Meclis’im Kürdistan’da iplenmiyor” demenin bir başka ifadesidir.
Hele bu Meclis, muhabbet Meclisi değil de “muhatap Meclisi” diye tarif edildi mi, iş iyice çatallaşır.
Böylece Tayyip efendinin bizzat kendisi, “ben Kürdistan’ın Cumhurbaşkanı değilim, onları temsil etmiyorum, o nedenle Kürtleri “temsil eden bir Meclisi muhatap alıyorum” demiş olur.
Süte su katan hilekar esnaf gibi güya kurnazlık yapacak. “Tabansızlardan meydana gelen bir Meclisi” “muhatap” alıp, onlarla bir “teslimiyet anlaşması” yapacak. Kürdistan halkı “on istiyorsa”, bu “tabansızların Meclisi” Tayyip efendiyle “üç kuruşta” anlaşacak...
Böyle bir kurnazlık, bilelim ki, bir günlük kurnazlıktır. Uyanık Kürt halkı, kapısına bırakılan sütün içindeki suyu bir görüşte anlar.
Anlar anlamaz da, “madem böyle bir Muhataplık Meclisi kurmak serbest, biz de bir başka Muhataplık Meclisi kurarız” deyiverir.
O zaman ne olacak?
Tayyip bir KHK ile “tabanlı Meclisi” kapatıp, üyelerini tutuklayacak...
O zaman halk “bu ne biçim muhataplık usta” demez mi?
Muaviye’nin “hakem” üç kağıtçılığı ile bunun ne farkı var diye sormaz mı?
Sen kendi uşaklarının külahlarını çıkartacaksın, kafalarına puşu bağlatacak, sırtlarına şal û şepik giydireceksin, sen ne dersen onlar aynısını diyecek, bunun da adı “muhataplık” olacak.
Yutturamazsın. Gülünç olursun. Sen bir “tabansız muhatap meclisi” kurduğunda, Kürdistan’ın her mahallesinde birerden bilmem kaç yüz “tabanlı muhatap meclisi” karşına dikilir.
Senin tabansızlar Şırnak’ın kapısına bile yanaşamaz. Ama Şırnak’ın her sokağında, o sokakta yaşayanların yüzde doksanı “Şırnak sokak muhatap meclisinde” birleşir.
Sur’da ağabeylerine ve ablalarına “su” taşıyan altı-yedi yaşındaki çocuk bile “Ey Tayyip, şu Muhatap Meclisi’nin Kürdü temsil edip etmediğini bir referandumla tayin etmeye ne dersin” diyecek yetenek ve deneyim sahibidir.
O küçücük çocukların bile kafataslarında, “tabansız Meclis” kurmaya yeltenenlerin beyniyle kıyaslanmaz büyüklükte ve temizlikte bir beyin var çünkü.
Epeydir görmüyordum. Ben bu satırları yazarken Kuto ansızın odama girdi. Malum Kuto Sur çocuğudur. Evi yıkılanları, abeleri ve ablaları şehit düşenleri, anaları babaları tutuklananları temsil etmektedir.
Elinde bir karikatür vardı. Ortada bir masa... Masanın bir başında Tayyip Erdoğan oturmakta. Öteki uç ise mahşer yeri gibi: Tam 380 tane Şal û Şepik giydirilmiş Tayyip birbirinin üzerine yığılmış durumda.
Karikatürü Kuto’nun kızkardeşi Ayşo yapmış. Şaştım kaldım.
“Sur’un illegal Sokak Muhatap Meclisinden geliyem. Teklifimizi senin aracılığınla iletiyem.”
Teklifi özetle şöyleydi:
Kurun sandığı Kürdü kimin temsil ettiği ortaya çıksın. Kim temsil ediyorsa onun “muhatap Meclisi” masaya otursun.
Kuto yüzünü poşusuyla iyice sarıp sarmaladı, gözleri bile görünmüyordu. Kapıdan mı çıktı, bacadan mı, anlayamadım. Yer yarıldı yerin dibine girdi, gözden kayboldu.
“Milyonlarca Kürdün gönül yarasına Kutolar melhem oluyor” diye mırıldanırken aklıma geldi:
Bir de “gönül köprüsü” demezler mi? Bu köprünün “işgalci köprüsü” olduğu açık olmasına açık da, aynı zamanda çok gülünç. Emin olun TAK bile bu köprünün ayaklarına “üç gramlık patlayıcı” koymaya tenezzül etmez. Bu “gönül bulandıran köprü”nün, civardaki “çobanın” davarlarından birinin yellenmesiyle yıkılıp gideceği aşikar.
Hani diyor ya “ben de çobanım”, buyur sana bir “çoban” hikayesi de bizden...