Yapay korkular üzerinde inşa olmuş TC’nin, dışı cilalı, ama içi çürük, baştan başa koftu. Devletten öte bir çete yapılanmasıydı.
Her çete gibi, hastalıklarla maluldu. Ekonomik ve sosyal bunalımlar sık sık askeri darbelere davetiye çıkarıyordu.
Kürtlerle savaş, en büyük bunalımın kapısıydı. “Türk gibi“ yöntemlerin tümü kullanılmasına rağmen, bu eşik aşılamıyordu. Sonunda, beklenen oldu:
“Ya hep ya da hiç” hedefine odaklı, darbe girişimi…
Bu darbenin, hangi pazarlık, ne gibi alış-verişin neticesinde saf değiştiren unsurların etkisiyle yenilgiye uğradığı henüz berraklaşmadı.
Ancak, yenilginin getirdiği bir başka yok oluştur. TC şimdi olduğu yerde, etrafa pis kokular yaya yaya içten içe çöküyor.
Bir terör düzeni, ayakta can çekişip ölüyor. Ölüm sonrasını, kimse tahmin edemiyor, edemez de…
Çünkü bir kaos ki, dün düşman olanlar bugün dost. Ergenekoncular, “nabza göre şerbet veren” deyiminin mucidi, eski bir politikacının torunu Barolar Birliği Başkanı, Ergenekoncular, Kemal Kılıçdaroğlu gibi Kemalistler şimdi eski can düşmanları Erdoğan safında, hepsi bir arada insan avında.
Savaş ortamının bozuk ruh hali böyledir. Kimliğini ve kişiliğini inkar eden bir Kürt olan Kılıçdaroğlu, eski düşmanına “ne istersen verelim, yeter ki Kürt hareketini yok et” diye sesleniyor.
Oysa, daha çok öldürmeyle, savaşların kimleri bitirdiğini yakın tarih yazıyor. Savaşlar, devletleri bile içten içe çürüterek, rejim bunalımlarına sürükleyebiliyordu.
Kaldı ki TC, hiç bir zaman hukuka dayalı ve işleyişi evrensel hukuku uygun devlet bile değil, hiç bir zaman da olamadı. Çeteci buyurganlıkla hayata başladı ve bu mival üzere yalpalayarak geldi. Bu ve benzerlerinde çürüme daha hızlıdır.
Fransa, 1960’ların başında Avrupa’nın yıldız büyüklerindendi. Cezayir savaşında uğradığı kan kaybından sonra, General Sallan’ın başkaldırısıyla bunalıma girdi. General de Gaulle’un iktidarına sürüklendi.
Vietnam savaşının Amerika’daki ardıl sarsıntıları bilinmektedir. Saddam Hüseyin, İran savaşından sonra, yeni savaş tamtamlarına başlamasaydı, bir gerçek ki, hayatını ipin ucunda sallanarak, noktalamayacaktı.
Sovyet sistemi, hiç kuşkusuz Afganistan savaşının yıkıntılarına takılarak, can verdi. Bu ölümün ardılı sosyal depremlerle, Avrupa haritası değişti.
TC, 32 yıldan beri Kürtlerle savaşıyor. “Benim” dediği Kürdistan topraklarını bombalarla yarıp yaralıyor, şen, şenii alanlar şehrleri, köyleri, kasabaları yakıyor, yıkıyor.
Sivil yıkımla yürüyen Türk devleti, ayrıca dünyanın en büyük askeri yapılanması olan NATO’nun üyesi ve de NATO’nun ikinci en kalabalık ordusuna sahiptir.
Ek olarak NATO’dan silah desteği alıyor. Eğitim ve politik hizmet de…
Avrupa ve Amerika NATO üyeliği nedeniyle, Kürtleri, “terörist” olarak damgaladı. Oysa Kürtlerin, ırkçı rejime karşı özgürlük savaşı verdiğini çok iyi biliyorlar.
Türk devleti, ayrıca çevre ülkelerinden takviyeli olarak, çağın son teknolojisiyle saldırıyor, Kürtlere. Buna rağmen başarılı olamadı. Kalaşnikoflu bir avuç Kürt gerillayı yenemedi.
Yıllara yayılarak uzayan başarısızlık, çürümeye giden yozlaşmayı beraberinde getrdi. Çeteleşme başladı. Savaşta sanılan asker ve polisler uyuştucu kaçakçılığında görüldü. Mafya şefleri, kiralık katiller generallerle sofra arkadaşlığı yaparken, zırhlı savaş araçları uyuşturucu nakliyatında kullanılıyordu.
Bu arada, çürümenin pis koku ve dumanından sivilleri sorumlu tutan askerler arasında cuntalaşma başlıyor, Erbakan iktidardan indiriliyor, Ergenekon darbe zinciri hazırlıkları ardından geliyordu.
“Fethullah Gülen’in çocukları”na mal edilen 15 Temmuz girişimi, savaş şartlarının getirdiği son kalkışmadır.
Bu nedenle tutuklu olan generallerinin hepsi, Kürdistan savaşının öncü komutanlarıydı. Tugay, tümen, kolordu komutanları…
General Adem Huduti ise onların baş komutanıydı. İkinci ordu ve Silopi, Cizre, Şırnak, Nusaybin dahil, o bölgedeki 10 şehrin yıkımı, yüzlerce sivilin katlinde başkomutan…
Kürtler şehir ve kasabalarda kuşatılmış rehineydi. Onca cinayet ve yıkıma rağmen, Kürtleri teslim alamayınca birbirine düştüler. Suçlama ve savunmalar medyada boy gösterdi.
Derken, darbeciler, bir gün aniden görünüverdiler. Yeni kurtarıcı ve Kürtlerin katili rolünde…
Darbe girişiminin, hangi pazarlık, ne gibi alış-veriş sonrasındaki saf değiştirmelerle yenilgiye uğradığı henüz berraklaşmadı.
Ancak kazananlar şimdi, intikam seferi, insan avında. Hukuk yok, kanunlar ölü. Devlet olgusu yok, çetecilik günün efendisi. Çöküş, yok olma, devlet olarak kokuşup çürüme budur. Devletler başka türlü çökmezler. Bir devlette asla olmayan, Türk generallerin el koyma sürecinde bile yaşanmayanıyla yaşama hakkına el konuyor. Yargı, galibin emir kulu. Polis rejimi, ortalığın efendisi. Başka türlü nasıl olur çöküş…
Maganda, ırkçı kalabalıklardan destek alıp, genel çöküşü önlemek için “ben daha iyi Kürt katiliyim” gösterisinde.