Asıl meseleye gelelim: 1990'dan sonra kendisini bizim coğrafyalarda hissettiren iklim değişikliği söz konusu. İklim değişikliği bizim için ifadesi, artan derecede ziyade azalan yağışlardır. Son 20 yılda yağış en az yüzde 8 düştüğünü istatistikler gösteriyor. Uzun vadeli bu düşüşün yüzde 20-25'i bulacağını diyen analizler var. Yani bu yıl yaşadığımız azalan yağışların çok yakında normal durum olma ihtimali çok büyüktür. İklim değişikliğine karşı, devlet ve şirketlerin çıkarlarından dolayı ciddi önlem alınmadığı için –AKP Hükümetin de hiç çabası yok bu konuda– bu değişikliği şu an durdurmak zor gibi.
Azalan yağış insan açısından birçok olumsuz sonuca neden oluyor:
1) İnsanın kullandığı içme suyunda sıkıntı artacak, çünkü yer altı suyunda, akarsularda ve göllerde su azalması yaşanıyor. Özellikle büyük kentler ve su temininde sorunları çözemeyenler sorun yaşayacak. Belki de en büyük su sıkıntısı sorunu budur.
2) Sağlığa da etkisi çok olacak. Eğer konutlara yeterli su verilemezse, toplum daha az kendi sağlığına bakabilecek. Bu da hastalıkların artması ve kaybolan hastalıkların yeniden ortaya çıkmasına neden olabilir.
3) Tarım doğrudan olumsuz etkilenecek. Bundan hem kuru tarım hem de sulu tarım nasibini alacak, yani ekin alanların verimliliği azalacak. Büyük baraj göllerinden suyunu alan tarım alanlar daha az etkilenir kısa vadeli. Bu da tarım ürünlerinde sıkıntıyı arttırıp gıda fiyatının artmasına neden olabilir.
4) Hayvancılığa etkisi de ciddidir. Azalan yağışla –özellikle azalan kar yağışıyla- birlikte otlakların yeşilliği ve verimliliği azalması beklenmektedir. Hayvanlar için suyun ve besin temin edilememesi veya pahalılığı da bununla bağlantılı ciddi sorundur.
5) Enerji üretiminde sıkıntı artacak. Bildiğimiz üzere sudan doğrudan HES'ler aracılığıyla elektrik üretiliyor. Aynı derecede büyük su miktarı, fosile dayanan elektrik üretim santrallerinde tüketiliyor; bu termik, kömür veya nükleer santraller olsun.
6) Sanayi üretiminde kısıtlama olacak. İster otomobil, ister kimya veya tekstil olsun, bütün alanlarda çok aşırı miktarda su kullanılmaktadır. Kapsamlı bir su sıkıntısı bu alanları da olumsuz etkileyecektir.
Görüldüğü kadarıyla su kuraklığı insan yaşamın neredeyse her türlü üretimini doğrudan etkiliyor. Yukarda saydıklarımız arasında hayvan ve bitkilere olan etkileri yok. Onların yaşam alanları da çok ciddi etkilenmektedir. Biz insanlar acil durumlar için müdahele planları devreye koyabilirken ve stoklardan faydalanırken, bu insan dışı varlıklarda pek mümkün değil.
Suyun önemi bu sıralanan etkilerden biraz daha anlaşılabilir oluyordur umarız. Bundan dolayı da suya ulaşımın 'yaşam hakkı' olduğunu sık sık belirtiliyoruz.
Bir yanlış anlaşılma olmasın: TC'nin ve dünyada birçok devletin su politikaları iklim değişikliği olmasa da tam bir faciadır. Yukardaki bir çok olumsuz gelişmeyi zaten mevcut politikalarla yaşıyoruz. İklim değişikliği bu gidişatı daha vahim hale getiriyor.
***
Gelecek Cuma 14 Mart. Her 14 Mart'ta dünyada baraj projelerinden olumsuz etkilenen topluluklar sokağa iner ve yaşam alanlarını tehdit eden bu yıkım projeleri protesto eder. 1998'da ilk protestolar başlarken, geçen yıl ise, dünyada en az 160 protesto yapılmış. 'Dünya Akarsular için Eylem Günü' olarak tanımlanan 14 Mart TC'de ilk 2010 yılında kapsamlı bir şekilde birçok baraj mağduru hareket tarafından kutlandı.
TC'de 'su kuraklığı' halen var!
Bu yıl yine çok tartışılan su kuraklığını Anadolu ve Mezopotamya coğrafyaları daha çok yaşıyacaktır maalesef. Bunun temel nedeni insan ve onun yarattığı kapitalist modernitede yatıyor. Öyle devlet geliştirilmiş ki; sulara ve doğadaki tüm unsurlara (doğal kaynak olarak maalesef tanımlanır genelde) sonsuz sömürülebilinir gibi bakıyor ve korkunç bir tüketim sistemini 2014'de bile geliştirmeye çalışıyor.