TC devleti Rojava Kürdistan’ına yönelik yapmış olduğu askeri yığınaklarını giderek daha da fazlalaştırıyor. Bir yanda bunu yaparken diğer yandan da Katar’da bulunan askeri varlığını nicelik olarak arttırmaya devam ediyor.

Tabii, TC devletinin devlet sınırları dışında içerisine girmiş olduğu bu askeri hazırlıklarını Ortadoğu merkezli yaşanan Üçüncü Dünya savaşı gerçekliğinin ve DAİŞ’in giderek yaklaşan sonundan ayrı olarak düşünmemek gerekiyor. Daha önce de ifade edilmişti. Katar’a uygulamaya konan ambargonun ucu TC devletine dayanıyor. Katar’ın R.T. Erdoğan ailesi ve yakın çevresi ile olan ilişkisinin niteliğini de bu gerçekliğin hangi temele dayandığının bir dışa vurumu oluyor.

Basın yayın-organlarına da yansımıştı. Türkiye’de yaşanan 15 Temmuz 2016 sürecinde Erdoğan Katar Emirinden imdadına yetişmesini istemişti. Bunun bir sonucu olarak da Katar Emiri sayısı yüzlere varan özel eğitilmiş askeri gücünü göndererek Erdoğan’ı koruma altına almıştı.

Bu her iki devletin ayrı kimliklerle var olmaları ve kendi yasaları çerçevesinde hareket etmeleri gerçeği ve yine aralarında siyasi, askeri anlaşmalarda da böyle bir yükümlülüğün olmayışı doğal olarak Katar Emirinin bu şekilde R.T. Erdoğan’ın güvenliğini sağlamak için “özel güvenlik güçlerini” göndermiş olması kafalarda da bir takım soru işaretlerinin oluşmasına neden olmuştu. Fakat bunun da anlaşılmaz bir yanı yoktu. Katar ile TC arasındaki ilişkileri yakından gözlemleyenler için bu hiç bir şekilde şaşırtıcı değildi. Çünkü bu her iki devlet DAİŞ’in arkasında yer alan güçler sıralamasında ilk başta yer alırlarken yine kendi aralarında özel-kirli, gizli ilişkilerin varlığı söz konusu idi. Katar Emiri ve yakın çevrelerinin Türkiye’deki yatırımları ile R.T. Erdoğan ve yakın aile çevresinin Katar bankalarındaki aklanmayı bekleyen Kara Paraları da var olan bu ilişkilerin niteliğini ortaya koymaktaydı.

Onun içindir ki, nasıl 15 Temmuz günü Türkiye’de yaşananlar Katar Emirini telaşa düşürmüşse, Katar’a uygulamaya konan Ambargo da R.T. Erdoğan’ı aynı düzeyde belki de daha fazla telaşa düşürmüştür. Ve bunun bir sonucu olarak al acele Katar’a o kara paraların konulduğu bankaları korumak için askeri güçlerini gönderme ihtiyacını duymuştur. 

Elbette TC devletinin Katar’a asker göndermesinin tek nedenini bu gerçek oluşturmamaktadır. Bununla birlikte başka nedenleri de vardır. Bunlar arasında da Katar’a  karşı uygulamaya konan abluka ile asıl hedeflenenin TC devletinin olduğu ve yine Musul’da, Rakka’da kuşatılan DAİŞ’in nefes borularından birinin daha kesilmek istenilmesi karşısında bir hamle yapma ihtiyacını duymuş olmasıdır.

TC devletinin son günlerde Katar’a gönderdiği askeri güç takviyelerini ve her ne kadar İdlib tarafında oluşturulmak istenen çatışmasızlık bölgesinde Rus askerleri ile birlikte konumlandırılacakları söylense de de  Rojava Kürdistan’ında işgal altında tuttuğu Cerablus ve Til Rıfat hattında yapmış olduğu askeri yığınakları da bu gerçeklikten ayrı olarak düşünmek mümkün değildir.

Dikkat edilirse, Suriye Demokratik Güçleri (QSD) ve Koalisyon Güçlerinin Rakka’ya yönelik ortak operasyonlara başlamadan önce de TC devletine ait savaş uçakları Rojava’nın Derik kentini ve Şengal’i bombalamışlardı. Çok geçmeden de bu saldırının asıl nedenleri açığa çıkmıştı. TC devleti bu saldırılarla çok açık bir şekilde başlatılan bu operasyonu yavaşlatarak, DAİŞ nefes aldırmak istemişti. Benzeri bir yaklaşımı Başurê Kürdistan’da sergilemişti. Önce Başika’da kuşatılan DAİŞ’e zaman kazandırmaya çalışmış, ardından da helikopterlerini DAİŞ bölgelerine indirerek DAİŞ çetelerinin alandan çıkarılmasını sağlamıştı.

Şimdide aynı amaç doğrultusunda hareket etmektedir. DAİŞ giderek Rakka’nın içlerine doğru çekilerek, çevredeki etkinliğini kaybetmektedir. QSD’nin ilerleyişini de durduramamaktadır. Katar’a uygulanan abluka ise DAİŞ’in dışa açılan nefes borularından birini kapatılmasını sağlamakla kalmamış aynı zamanda, beslenme kanallarından birinin de kapanmasına neden olmuştur. Buda DAİŞ’in QSD’nin karşısındaki karşı koyuşu zayıflatmakla birlikte, yenilgisini de yakınlaştırmaktadır. İşte TC devletini korkutan da bu gerçeklik olmaktadır. Onun içindir ki, DAİŞ’i yaşayacağı bu hazin sondan kurtarmak için harekete geçmiş, Katar’a ve İşgal altında tuttuğu Rojava Kürdistanının Cerablus, Til Rıfat vb. bölgelere askeri güç takviyesinde bulunmuştur.

TC devletinin DAİŞ’i içerisini alındığı kuşatma altında yaşayacağı yenilgiden kurtarmak için, yapmış olduğu müdahalenin bunlarla sınırlı kalacağını da düşünmemek gerek. Daha önce Rakka operasyonu gündem geldiği zaman Minbic’e yönelik bir askeri harekat başlatarak, bu operasyonun önüne geçmeye çalışmıştı. Şimdide Rakka operasyonun vardığı nokta itibarıyla benzeri bir saldırıda bulunma olasılığı fazlasıyla öne çıkmış bulunmaktadır. 

TC devleti tarafından Katar’a gönderilen askeri takviye güçlerini ve Rojava Kürdistan’ında işgal ettiği kimi bölgelerde yapılan askeri yığınakları da böyle bir gerçeklik içerisinde ele almak gerekiyor.