Birkaç ay önce yeni tanıştığım bir Suriye göçmeniyle, Arap ülkeleri ile Türkiye ilişkilerine dair kısa bir sohbetim oldu. En azından dış görünüşüm itibariyle, benim AKP’li olamayacağımı düşündüğünü açıkça ifade ettikten sonra, Erdoğan’ın iyi bir Müslüman lider olmasından duyduğu memnuniyeti dile getirdi.
"One Minute” komedisinden sonra, Mavi Marmara olayı da yeni olmuştu henüz. Belli ki, birçok Müslüman Arap gibi adamcağız da on yıllardır Filistin topraklarındaki İsrail zulmüne karşı, bir "çıkış” olarak algılamış T. Erdoğan siyasetini.
Hatta bir ara şakayla karışık, ileride bir oğlu olursa ona Recep Tayyip ismini vereceğini söyledi. Ben de ona dilim döndüğünce, gelişmelerin göründüğü gibi olmadığını, Başbakanın bu tavırları arkasındaki Amerikan destekçisi, gerçek politik tutumunu anlatmaya çalışmıştım.
Aynı kişiyle birkaç gün önce tesadüfi bir şekilde yine karşılaştığımda, başta Erdoğan olmak üzere AKP Hükümetine karşı ateş püskürüyordu. Erdoğan’ın gerçek yüzüyle tanışmanın keyifsizliğiyle lafa girdi hemen, "Arap dünyası olarak biz, bunların gerçek Müslümanlar olduklarını; yani bize dost ve farklı olduklarını düşünmüştük" dedi. "Meğer bunlar, geçmişteki Türk siyasetçilerden de betermiş. Gerçekten de Osmanlı’da oyun çokmuş, bu hiç değişmeyecek anlaşılan" diyerek, AKP Hükümetine karşı hayal kırıklığı ve kızgınlığını belirtip, söylenmeye devam etti.
Adam, Erdoğan’ın en iyi yaptığı işin, rol kesmek olduğunu çok geç fark etmiş anlaşılan.
Öyle ya; bitirim delikanlı tavırlarıyla ,bütün Arap dünyasını gayr-ı Müslimlerin zulmünden(?) korumaya soyunan bir Türk Başbakanı vardı ortada. Ama aynı Başbakan, Kürtleri katletmekte kullanacağı savaş uçaklarını İsrail’den alırken, onlara ödediği milyon dolarların, yine Arap Müslümanlarının katlinde kullanılacağını hiç umursamıyordu.
Erdoğan’ın Arap ülkelerindeki diktatörlerin kankası(!) iken, Tunus’la başlayıp Mısır’la devam eden, bugün de Libya ve Suriye gibi Arap ülkelerinde ortaya çıkan halk hareketlerini destekliyor görünmesinin altında yatan gerçekleri, herkes biliyor artık.
Kendi ülkesindeki bütün halk hareketlerini kanla bastırmaktan çekinmeyen bir hükümetin, Arap halk hareketlerine desteğini ilan etmesi, demokratlığından çok, bu ülkelere yapılacak emperyalist müdahalelere zemin hazırlama görevinin gereğidir.
Çünkü; başta Amerika olmak üzere, batılı emperyalistlerin Arap yarımadasının işgalini kolaylaştıracak, T.C Başbakanından daha isabetli bir Müslüman-siyasi figür(an) bulunamazdı.
Yine; Başbakan’ın İsrail’e efelenme görüntüsünün altında, Amerika’nın büyük Ortadoğu projesinde ona biçilen "İslam dünyası baş aktörlüğü” rolünün yattığı da çok açıktı zaten.
Batılı emperyalist ağabeylerine karşı görevlerini yerine getiren bir ülkenin, onlardan istedikleri de oluyor elbet: emperyalist işgalcilerin giyotinine teslim edilen Arapların kellesine karşı, dökülecek Kürt kanına sessiz kalınması. Zira; yerle bir olan Ortadoğu’da iç savaş sonrası yeni inşa süreci, Avrupalı firmaların iştahını kabartıyor. Avrupalılar, Ortadoğu’daki yeni yapılanmada Türkiye’nin desteğine karşılık, T.C devletinin azınlık halkları bastırma politikalarına destek vermekten geri durmuyorlar.
Neredeyse bir asırdır kapılarını Türkiye’ye kilitli tutan Avrupa Birliği, dönem dönem kendi çıkarlarına karşılık, "Türkiye’nin hassasiyetlerini” dikkate almayı ihmal etmiyor. Bunun için; Danimarka Kürtlerin sesi olan Roj TV’yi kapatma davası açıyor. Fransa, ülke geneline yayılan bir Kürt yurtsever avı başlatıyor. Almanya ise Yeni Özgür Politika’yı mahkemeye veriyor, kapatmakla tehdit ediyor.
Avrupa genelinde Kürt yurtseverler takibe alınıyor, kovuşturmalara uğruyor, sınır dışı ediliyor. Böylece Türkiye’nin de gönlü alınıyor, karşılıklı işbirliği ile yeni çıkarların kapısı aralanıyor.
İslami söylemler ve sözde açılımların bin bir türlüsüyle, "Ülke içinde ve dışında sıfır sorun” muhabbetini dilinden düşürmeyen Başbakana sormak lazım. Askeri operasyonlara son verilmesi ve dökülen kanın durmasını istemekten başka bir suçu(!) olmayan masum insanların kurşunlanması ve gaz bombalarıyla katledilmesini, hangi hümanist açılıma sığdırıyor acaba?
Dökülen ve dökülmeye devam eden bunca kandan sonra, rasyonel düşünebilenlere karşı çoktan inandırıcılığını yitirmiş hükümetin siyasetlerine kanmak, bir insanlık sorunudur bundan böyle!