IŞİD sözcüsü Adnani, Girê Sipî yenilgisinden sonra yine ses kaydıyla bol bol sağa sola küfür etti, cihat çağrısında bulundu, fantastik rüyalarını (hedeflerini) sıraladı. Uzun uzun yaptığı açıklamalardan sonra tehditler savurdu; hemen ardından Tunus’ta plaja saldırılar oldu, Kuveyt’te camide, Kürdistan’da Kobanê‘de sivillere yönelik katliam oldu. Bu çağrıdan sonra medyaya IŞİD’in yeni infaz yöntemleri de servis edildi. Ancak en ekstrem korku filmlerine konu olacak yöntemlerle canlı hayata dair her şeyi yok ediyorlar. Sınırları yok, korkuları yok, insafları yok, acımasızlıkta sınırsızlar. Bu tip uzun çağrıları genelde olası yeni saldırı bölgeleri için okuyorum. Yani, yeni cihat alanları ki bu son çağrıda Adnani’nin çok açık ifadeleri var. Özellikle Lübnan, Ürdün, Yemen, Suudi Arabistan için açık cihat çağrıları yapılmış, bu devletler düşman ilan edilmiştir. Bu devletlerin tümü anayasal olarak şeriat ile yönetilmekte. IŞİD ve Al Qaida’nin Suriye savaşından beri dokunmadığı, düşman ilan etmediği tek bir ülke var. Anayasal olarak laik, milliyetçi Türkiye. Zira Suriye’deki cihatçı tüm grupların ve IŞİD’in arka bahçesi. Avrupa ülkelerinden gelen cihatçılar burada MİT destekli ekiplerce konuk edilir, çeşitli dernek ve vakıflar aracılığıyla savaş cephelerine intikal ettirilirler. Cephane taşıyan TIR’lar, itinayla çeşitli sınır kapılarından Suriye’ye sokulur. Lojistik ve tıbbi yardım için her türlü imkan IŞİD dahil birçok gruba karşılıksız sunulur. Mesela mazot sorunu mu var, twitterdeki Al Qaida fanları anında TC’ye ve onun paravan İslami kuruluşlarına fırça çeker, destek ister o sorun böylece çözüme kavuşur. 

 Bu karanlık ilişkinin bedeli ne?

Elbette sadece TC’ye saldırmazlık anlaşması yok terörist İslamcılarla TC hükümeti arasında. Çok daha stratejik bir anlaşmanın minik sonuçları bunlar. TC’nin 1930 patentli diktatör bozuntusu Erdoğan’ın ve ekibinin planları daha uzun vadeli. Suriye iç savaşının başından beri temel siyasetini Kürtlerin kazanmasını engellemek üstüne kurmuş bir manyak… Kürtlerin kazanmaması için her grupla her türlü ilişkiyi geliştirebilecek bir Turancı. Aynı zamanda Suriye’deki cihatçı grupları TC’nin kontrolüne alarak bölgede Osmanlının hakimiyet gücüne ulaşma deliliği de epey manyakça. Ama planladığı her şey şimdilik baş aşağı gidiyor. IŞİD, Kürdistan’da yeniliyor, kantonlar birleşiyor, olası Osmanlı ile Arap ülkeleri arasında sapsarı bir Kürdistan koridoru uzanıyor haritalarda. TC’nin eski ve yeni tüm kalantor sömürgecileri panikliyor,  tehdit ediyorlar. Kürtleri vatan ve özgürlük hedefinden vazgeçireceklerini sanıyorlar herhalde… Sınırlarından IŞİD’i Kürt topraklarına sokarak bunu geciktirme arzusuyla her alçaklığı yapıyorlar.  Yüzlerce çocuk, kadın ve savunmasız insanin hayatına rağmen bunu yapıyorlar. Bir tek İslamcı aydının sesi çıkmıyor. Merkez ulusalcı ve havuz medyası IŞİD medyasından daha aşağılıkça yayınlar yapmaya devam ediyorlar. 


Suçüstü yakalanma endişesi:

TC’nin öyle bir medyası var ki Kaliforniya’da kasırga esse ve insanlar ölse bu medyada köşe kapmış çoğu arsızın ilk tepkisi  “Vallahi billahi IŞİD ile hükümetimiz arasında bir bağ yoktur.” şeklinde ortaya çıkıyor. Almanya’da tren kazası olsa “IŞİD ile TC arasında bağ var demek haksızlık, sınırlarımız onlara kapalı” psikolojisiyle arz-ı endam ediveriyorlar. Normalde bir gazeteci bir şüphenin bir iddianın üzerine gider. Ama TC medyasındakilerin pek öyle bir dertleri yok. Onlar Urfa valisinin her refleksini ayet, hadis falan sanıyorlar. Mesela Ortadoğu uzmanı diye kendisini pazarlayan bir hanıma TC-IŞİD ilişkisi sorulduğunda sayfalarca yazı yazıyor ve “Davutoğlu’na sordum, öyle bir ilişki yok, dedi” küstahlığında bulunuyor. IŞİD, sınır kapılarından Kürt topraklarına saldırıyor iddiasının fotoğraflarını gösterseniz, “inandırıcı değil” diyerek zeki olduklarını ispat çabasına giriyorlar. 

Oysa bu mal tayfa yıllar önce “Yeni Suriye İstanbul’da kuruluyor, PKK oyun dışı kalıyor” diye yırtınmıştı. Bu tezin pratiği de İstanbul’da kurmaya çalıştıkları Suriye tezinin pratiği tam da bu oluyor. IŞİD’e, Al Qaida’ya (Al Nusra ve Ahrar uş şam) gönderdikleri tüplerin sadece yemek yapmada kullanıldığını sanıyorlar, gönderdikleri çelik boru ve materyalin sadece tarla sulama işlevi olduğunu biliyorlar. En basit bir materyalden cehennem etkisi yaratacak ölümcül silahların üretildiğini de pekala biliyorlar ama işi pişkinliğe vuruyorlar. IŞİD, kendisine rakip cihatçıları Girê Sipî, Cerablus ve Rakka’dan çıkardığında bu TC malı yazar çizerlerin alayı sessiz kalmıştı. Deyre Zor’da Shatiyat aşiretinin 930 erkeğini kılıçtan geçirdiğinde de ölü numarası yapıyorlardı. TC hükümeti o zaman sınır önlemleri adı altında savaş pozisyonuna geçmemişti. 

   Tüm bu bulgulardan sonra Öcalan’in, “IŞİD, Ortadoğu’da kimi güçlerin JITEM’idir” tespiti de daha bir önem kazanıyor. Bu güçlerin başını TC çekiyor.