
Türkiye AKP öncülüğünde Kürdistan'da topyekün bir savaş ilan etti. Bunu şimdi şehirleri tanklarla kuşatıp topa tutarak, orduyu şehirlere sürerek yeni bir aşamaya getirdi. İçeride bastırma, katliam, göç ve terörle halkı teslim alma temelinde sürdürürken, dışarıda da özellike Rojava'da yine Kürtleri düşman ilan ederek, buna Güney Kürdistan'ı da dahil ederek savaşı bölgeye yaymaya çalışmaktadırlar. Suriye politikası çökme aşamasına gelince, YPG mevziler kazanıp DAİŞ güç kaybedince, Rusya'da aktif eyleme geçince AKP hükümeti hemen bölgeyi karıştırmaya, DAİŞ'e zaman kazandırmaya başladı. Şimdi benzer bir çıkışı Başika'ya güç yığarak Musul ve Güney Kürdistan'da da yapmaya çalışmaktadırlar.
Erdoğan kendisine bağlı özel hareket ekipleri oluşturdu. Bu personelin çoğu ırkçı, faşist kökenli ülkücü ve Alperenler, Osmanlı Ocakları’ndan devşirmedir. Sedat Şahin gibi mafya artıklarını Abdullah Çatlı rolü oynatarak eskiden Doğan Güreş ve Kenan Evren'in yaptıklarını yaparak piyasaya sürüyor. Sedat Peker meydan mitinglerinde "Oluk oluk kan akacak" dediğinde birçok çevre ve basının bir kısmı şaşırıp kalmıştı. Bu da nereden çıktı, diye anlam veremez olmuşlardı. Ama şunu bilmeliler; bu tür tipler hiçbir zaman hükümet, istihbarat örgütlerinin bilgisi ve görevlendirmesi dışında böyle davranamazlar. Dünün JİTEM’inin güncelleşmiş halini seyrediyoruz.
Yüzlerce HDP binası asla hükümetin ve istihbaratin bilgisi ve yönlendirmesi dışında bir-iki günde basılmaz. Bu yönde Türkiye tarihi yeterince bilgi ve belge, katliam ve pogromlara sahiptir.
Basından öğreniyoruz; Cizre ve Silopi'ye yığılan tankları ve askerleri iki tuğgeneral yönetiyormuş. Bu generallerin emir komutası altında bu ilçeler tanklarla vuruluyormuş. Genekurmay çatışmalarda kaç eylemcinin vurulduğu açıklamaları yapıyor artık. Demek ki, binlerce özel harekat polisleri, keskin nişancılar, zırhlı araçlar, ağır silahlar, helikopterler ve psikolojik savaş araçları olan TV'ler ve ellerindeki basın yetmedi. Defalarca günlerce, haftalarca süren sokağa çıkma yasakları az geldi. Şimdi de artık orduyu şehirlere sürüyorlar.
Kamu görevlilerinin can güvenliği diye öğretmenleri, memurları Cizre'den, Silopi'den çektiler. Bu özünde sömürgeci sistemin artık gizlenemez ve tüm çıplaklığıyla gözler önüne serilmesidir. Kamu görevlilerinin can güvenliğini düşünen hükümet kamunun kendisinin can güvenliğini ise kendisi için hiç sorun yapmıyor. Tam tersine o kamuyu korkutmak, kaçırtmak için çocuklarıyla tank atışları altında bırakarak egemenlik kurmaya çalışıyor. Sömürgeci ve egemenlikci zihniyet budur işte. Egemen olmak için ne kadar gerekiyorsa o kadar insan öldürülebilir! Egemenliğin bir bedeli olacak tabi!
Bu kanlı ve şehirleri yıkmayı göze alan saldırıların gerekçeleri de güya hendeklermiş. Basında uzman ve akademisyen olarak çıkarılan insanların çoğu da bilinçli veya bilinçsiz bu sakızı çiğnemeye devam etmektedirler. Eskiden Kürtlerin bütün isyanları, hak arayışları hep "eşkiyalar, şakiler tepeleniyor", "devlet düzenini sağlıyor" diye veriliyordu. Şimdi de yapılan hiç mi hiç farklı değildir. Şimdi de ''teröristleri temizliyoruz'' diye aynı şeyler yapılıyor. 1920-1930'larda hendekler mi vardı? 24 Temmuz'da yüze yakın uçak bir gecede dörtyüz bombayı Kürtlerin üzerine boca ettiklerinde hendekler mi vardı? KCK davalarında binlerce Kürdün evi basılıp tutuklandığında hendekler mi vardı? 1990'larda binlerce köy yakıldığında hendekler mi vardı?
Görüldüğü gibi bunlar her zaman Kürtlere saldıran, iradelerini kırıp teslim almaya çalışan devletin geleneksel politikalarının tekrarıdır. Erdoğan açıkça söylemedi mi; "Bin defa baş kaldırsanız bin defa da bastırırız." Kaldı ki, sözü edilen hendekler bir saldırı değil, savunma aracıdır. Devlet o hendeklere saldırmazsa onların bozduğu, aksattığı bir şey olmaz. Hendekler niye kazıldı, barikatlar niye kuruluyor? Bunları basın dürüstçe tartışmıyor. Türkiye halkı doğru bilgilendirilmiyor. Halk kendisini korumak ve her gün evleri basılmasın, çocukları tutuklanmasın diye bu hendekleri açtı. Ayrıca hükümet, devlet Kürt sorununu çözme yönünde bir adım atmayınca, saldırıya geçince halk da "Biz artık kendimizle ilgili kararları alacağız" diyerek tamamen meşru-demokratik içeriğe sahip öz yönetimler oluşturacaklarını açıkladı. AKP ise Kürt hareketini bastırmak stratejisi temelinde, halkı teslim almak için uzun zamandır hazırlıklarını yaptığı için saldırıya geçti. Durum bu kadar açık ve net.
İsrail, Gazze'ye saldırınca, yerleşim yerlerini bombalayınca AKP ve Erdoğan tepki gösterip eleştiriyordu. Suriye hükümeti şehir ve kasabaları bombalarken Erdoğan, Esad'ı halkını bombalayan zalim olarak suçluyordu. Ama kendisi Türkiye'nin sınırları içinde şehirleri bombalarken kimse karşı çıkmasın, itiraz etmesin, diyor. Kendileri "teröristlere" karşı bombalama yapıyorlarmış! İsrail ve Beşar Esad farklı bir şey mi, diyorlardı? Yok, onlar da aynen Erdoğan'ın gerekçelerini söylüyorlardı. Esad ne zaman "Ben halkımı bombalıyorum" dedi? Ne İsrail ne de Esad hükümeti "Biz halka saldırıyoruz" demedi.
Erdoğan ve devletin esas sorunu geleneksel ırkçı ve tekçi geleneksel politikayı aşmamış olmasıdır. Bu güçler hiçbir zaman Kürtleri bir halk olarak tanımadılar. Sorun büyüyünce Kürt kavramını istemeye istemeye kullanmak zorunda kaldılar. Ama Kürtler bir halktır, onların liderleri olacak, talepleri olacak, oturup konuşalım, bir hal yoluna koyalım, biçiminde hiç mi hiç düşünmediler. Böyle bir projeleri ve çözümleri hiç olmadı. Olsaydı Türkiye'nin bütünlüğü içinde demokratik özerklik temelinde ki bir çözümü böyle ellerinin tersiye itmez, yaşamını yitiren onbinlerce insanın üzerine yenilerini eklemezlerdi.
Öğretmenleri ve memurları Cizre'yi, Silopi'yi terk etmeye çağıran devlet asimilasyoncu politikalarının iflas ettiğini de göstermiş oldu. Kamu görevlilerinin can güvenliği laf-i güzahtır. Hastahane ve belediye çalışanları vb. de kamu görevlisidirler.
Devlet bu savaşı kazanabilir mi? Bu beklentileri halkımızın daha güçlü ve örgütlü direnişiyle yerle bir edilecektir. Devlet açık baskı ve zor aygıtı olarak ortada kalmıştır. Devletin başka bir fonksiyonu kalmamıştır. Kimse çıplak bir zorba gücü olarak halka saldıran ve boyun eğdirmeye çalışan bu devleti halka cilalayıp satamaz.