Kürt direnişi Türkiye’deki siyasi krizi yapısal ve stratejik olarak alt üst etmiş durumda. Türk siyasetinde kimin ne olacağı belli değil. Birbirleriyle çelişkili, kavgalı olan yapılar bir aradaymış gibi görünmek için acayip hileler ve filmler çeviriyor.
AKP kendi içinde parçalı. Erdoğancılar AKP ve sarayda kendilerini kurumsallaştırmak istiyor. Ahmet Davutoğlu biraz Erdoğan’dan yana biraz kendisi birşeyler yapabileceğini sanıyor. Erdoğan’ın Binali Yıldırım’ı Davutoğlu’na karşı alternatif olarak tutması, Davutoğlu’nu zorluyor. Davutoğlu da Erdoğan’ın bu hamle girişimine karşı kendisini Abdullah Gül’ler ile temasta tutmaya çalışıyor. Ayrıca Hakan Fidan ile bir ekip olduğu görüntüsünü vermeye çalışıyor. Tabii Tayyip Erdoğan bu durumdan acayip bir şekilde huylanıyor. Tabii bir de Davutoğlu’nun dış siyasette öne çıkmasını, Türkiye’de de gündem yaratmasını istemiyor. Dikkat edin AKP’nin havuz medyası da bu konuda yüzeysel de olsa ayrışmış durumda.
AKP içindeki diğer çelişki ve çatlak ise Hüseyin Çelik, Bülent Arınç’ın giderek sıklaşan çıkışları. Tayyip Erdoğan’ın tekçiliği, içine girdiği kirli ilişkileri ve etrafındakileri satması AKP içindeki en büyük rahatsızlıklardan biri. Tabii çelişkileri derinleştiren en önemli durum ise iç politikadaki dengesizlikler. Bu dengesizlikleri giderek derinleştiren ve besleyen dış konjonktür. Türk devletinin ittifak politikaları de eskisi gibi AKP’yi ele almıyor. Sadece "şimdilik" Türkiye’deki alternatifsizlikten dolayı "mecburi" destekle işlerini yürütmeye çalışıyorlar.
AKP’nin Ergenekon ve TSK ile içine girdiği ilişki biçimi de acayip bir hal alıyor. Ya TSK kendisin Osmanlı’nın yeniçeri ocağı gibi Tayyip Erdoğan’ı sarayına bağlılığını açıktan ilan edip ulufe dağıtımında kendi payına düşeni alıp susacak; ya da başka türlü bir kavgaya girecek... AKP ile asker arasında üç temel çelişki zemini, bir de Kürt karşıtlığında ortaklık var. Kürt karşıtlığındaki ortaklıkları şu an sürüyor. Ama TSK yeni çeri olmaya karar vermiş ve ulufe alarak "sen çok yaşa Tayyip Sultan!" diyecek aşamada mı! Kürdistan’daki askerlerin yüzlerini kapatıp, kurt işareti yapıp ulumalarında böylesi bir yön var. Tayyip gibi şiir okuyup vatan-millet-Sakarya edebiyatı yapanlar da yok değil... Öldükten sonra rütbeleri terfi ettiriliyormuş. Ama, AKP’li Meclis Başkanı’nın "Anayasada laiklik olmasın!" çıkışı, Yalçın Akdoğan’ın "Ergenekon’u FETÖ murdar etti!" diyerek aslında nerde durduğunu ifaden eden cümleler Tayyip Erdoğan’ın ve AKP’nin nerde durduğunu ve neyi hedeflediğini de gösteriyor. Yani demem o ki asker ve Erdoğan şimdilik savaş sahasında Kürtlere karşı birlikteler ama; bir birlerine karşı da dişlerini biliyorlar. Bitmemiş bir hesapları var. Muhtemelen de birbirlerine girişecekler...
E MHP’nin içi zaten kaynayan kazan. Devlet Bahçeli’nin ırkçı basiretsizliği, Meral Akşener’in pratik devlet tecrübesi ve güleryüzlü ırkçılığı, Sinan Oğan’ın yeni yetme politikacılığı, Ümit Özdağ’ın cahil cesareti MHP’yi AKP’nin koltuk değneği yapmasına yol açmış; ama siyaseten eriyen bir noktada seyir ettiğini söyleyebiliriz.
CHP ise Kemal Kılıçdaroğlu ile kişiliksiz ve bilinçsiz adımlarla Tayyip Erdoğan’ın diğer koltuk değneği haline gelmiş. Devlet partisi olduğu için sürekli devletin tokadını yiyen bir hatta ilerliyor. Ama CHP’ye oy veren Aleviler, toplumun farklı dinamikleri bu gidişatta nasıl bir kimlik ve kişilik bunalımı yaşanacağını tam olarak kestiremiyorlar.
AKP ve Tayyip Erdoğan bu durumdan Türk siyasetini ve devletin korumak için ulusal bir cephe kurmuş; ya da kurulan cephe içinde "Denize düşen yılana sarılır" misali AKP ve Ulusalcılar, sözümona laikliğin teminatı TSK, Ergenekoncular, CHP’liler, MHP’liler birbirlerine sarılmış durumda. Biraz daha açımlarsak ajan ve provokatörlük tarihinde önemli bir yer tutan Doğu Perinçek’ten, paramiliter ırkçı tetikçilerin toplanma yeri olan MHP’ye, ulusalcılıktan dem vurup laik olduğunu söyleyen CHP’ye kadar bütün yapılanmalar Tayyip Erdoğan ve AKP etrafında biraraya gelmiş durumda.
Bu tablonun nedeni Kürt direnişinin kesintisiz devam etmesi. Büyük bedeller ödeyen Kürt halkı, artık sadece devletin silahlı güçlerini ya da sadece hükümeti krize sokmuyor. Bir bütün olarak devletin siyasi partilerini, askeri yapısını, devlet mekanizmasını, dış ilişkilerini ve sağıyla soluyla bütün muhalefetini yapısal bir krize sokmuş durumdadır. Bu kriz 2008’deki Zap operasyonu sonrası Türk devletinin içine girdiği krizi de, 7 Haziran 2015’teki AKP’nin içine girdiği krizi de aşıyor. Yani Türk devletinin yapısal kriz yaşadığı görülüyor. Ya faşist bir çöküş, ya demokratik bir yapılanma...