Uluslararası bir insan hakları avukatı olan Owen, kadın ve çocuk hakları odaklı çalışmalar yürütüyor. Son yirmi yıldır gelişmekte olan ve özellikle  çatışma ülkelerinde ve çatışma sonrası ortamlarda bilhassa dulların durumuna yönelik farkındalığı arttırmak için çalıştı; bu amaçla merkezi Londra’da olan Demokrasi ve Barış için Dullar Örgütü’nü (WPD) kurdu. Kürdistan Özgürlük Hareketi’ni yakından takip eden Owen, geçtiğimiz yıl Rojava’da yaşanan gelişmeleri yerinde incelemek amacıyla Rojava’ya gitmiş, çatışmalı ülkeler için Rojava Devrimi’nin inanılmaz bir model olduğunu belirtmiş, kadınların devrime katılımından büyük heyecan duyduğunu ifade etmişti.

Londra’daki Demokrasi ve Barış için Dullar Örgütü (WPD) Başkanı ve avukat Margaret Owen, katliam, çatışma ve savaş koşullarında kadına yönelik cinsel şiddet konusunda gazetemizin sorularını yanıtladı.

Savaş, çatışma ve katliam durumlarında cinsel şiddet kullanımının bir tarihi var mı?

İnsanlık tarihi ve savaşların başlangıcından itibaren, kadınlar hep tecavüz, cinsel kölelik mağduru olmuştur. Kadınlara taciz ve tecavüz, ‘düşmanı’ demoralize etmek ve onun kültürel, psikolojik kimliğinde tahribat yaratmak için her zaman bir savaş silahı olarak kullanılmıştır. Kimliğinin saflığına saldırılıyor, kadınlara fahişe muamelesi yapılıyor. Bu, artık günümüzde bir savaş suçu olarak tanımlanmaktadır.

Savaş durumlarında cinsel şiddet ne kadar yaygındır?
Her yerde mevcuttur ve maalesef çok yaygındır. 2. Dünya Savaşı sonunda Rusların Alman kadınlarına yönelik  tecavüzünü hatırlayın.

Bu alandaki çalışmalarınıza da dayanarak, savaş durumlarında cinsel şiddetin uzun vadeli etkileri konusunda neler söyleyebilirsiniz?

Uzun vadeli etkileri; kadınlar üzerindeki bireysel etkileri ve toplum üzerindeki etkileri şeklinde değerlendirmek gerekir. Kadınlar üzerindeki bireysel etkileri, değiştirilemeyecek kadar korkunç bir durumdur. Aile ve insanlar tarafından dışlanma stigması, psikolojik etkiler, intiharlar görülebiliyor. Tecavüzcünün yarattığı utancı taşımama adına, tecavüz mağdurlarının intihar etmesi ya da öldürülmesi... Ruanda’da görüldüğü gibi kasıtlı olarak HIV ve AIDS gibi enfeksiyonlar bulaştırılıyor. İstenmeyen gebelikler yaşatılıyor. Yine Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde yaygın olarak yaşandığı biçimiyle, tecavüz sonucu doğan bebeklerin terkedilmesi, sakat bırakılma (Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde yaygın) fistül ve benzeri sonuçlara yol açabiliyor.
Eğer adalet, özür, onarım, tedavi, danışma ya da tazminat yoksa, bu durumda toplum üzerinde etkisi genellikle oldukça zararlı ve geri dönülemez olmaktadır. Çünkü küçük çocuklar; hatta bebekler olmak üzere tecavüz kurbanları, mezhepsel-dinsel şiddet ve çatışmalarda tecavüze uğramaktadır. Böyle acı ve kırgınlıklar yaratılarak, toplum en marjinal hale gelmiştir. Bu durum barışın inşasında bir engeldir. Uzlaşma ve demokrasi, adalet ve hukukun üstünlüğü ile yaratılabilir.

Yakın zamanda Êzîdî Kürt kadın ve çocuklar IŞİD tarafından kaçırıldı ve esir edildiler. Bu konuda görüşleriniz nelerdir?

Tüm dünya bu kötülükler, cinayetler, tecavüzler ve yerinden edilmeler karşısında dehşet içindeyken; maalesef medya, hükümetler ve BM oldukça seçici. Yerinden edilmiş ve Rojava’ya kaçan kişiler için neden hiç insani yardım desteği olmadı? Birçok tecavüz kurbanı kadın, imamların ‘Kürt Êzîdî kadınlara tecavüz etmek helaldir’ fetvası ile cinsel şiddete maruz kalıyor. Erdoğan ile yarenlik eden Güney Kürdistan Hükümeti ve Barzani, Rojava’ya ve tüm etnisite ve dinlerden olup da yerinden edilenlere sırtını dönmeseydi, bugün Şengal’de bunlar yaşanmayabilirdi.
 
IŞİD’in eline geçmemek için, intihar eden Êzîdî kadınların olduğu haberleri geliyor. Bu gibi cinsel şiddet tehdidi altındaki durumlarda intihar yaygın bir yöntem midir?
Evet, çok yaygındır. Almanya’da özellikle Berlin’de yüzlerce kadın, tecavüz edildikten sonra veya tecavüzle tehdit edilince kendilerini öldürdüler. Bu, genellikle intihar süsü verilen tecavüz mağduru kadınların, namus cinayetleri adı altında ölümleri gibi yaygındır.

Savaş, çatışma, katliam durumlarında cinsel şiddete karşı uluslararası yasal çerçeve nedir?

Uluslararası düzeyde, 1325 (2000) Sayılı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararı’nın Kadınlar, Barış ve Güvenlik başlığı altındaki maddeler vardır.
Yine tecavüzün bir savaş suçu olduğunu ifade eden Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüsü’ne bakılmalıdır. İnsanlığa Karşı İşlenen Suçlar başlıklı 7. Madde; herhangi bir sivil halka karşı yaygın veya sistematik saldırıların bir parçası olan bilinçli şekilde işlenmiş eylemler anlamına gelir ve tecavüz, cinsel kölelik, fuhuşa zorlama, zorla hamile bırakma, zorla kısırlaştırma veya benzer ağırlıktaki diğer cinsel şiddet şekillerini de kapsar.
Ayrıca geçtiğimiz Haziran ayında Londra’da ‘Çatışma Bölgelerinde Cinsel Şiddeti Önleme Zirvesi kapsamında üzerinde anlaşılan protokolle, çatışma bölgelerinde cinsel şiddetle ilgili soruşturmaların daha kolay yapılabilmesi ve ülkelerin iç hukuklarında bu konuda düzenlemeye gidilmesi amaçlandı.
 



SUNA ALAN/LONDRA