Anadolu Kültür Derneği ile Hakikat, Adalet ve Hafıza Çalışmaları Merkezi tarafından önceki gün İstanbul'da düzenlenen "Hakikat Komisyonları: Dünya Deneyimleri ve Türkiye" başlıklı sempozyum, "Hakikat Komisyonları ve Sistematik Haksızlıklar" oturumuyla devam etti. Bu oturumun konuşmacılarından New York Üniversitesi Öğretim üyesi Vasuki Nesiah, "Toplumsal Cinsiyet ve Etnisite Temelli Bir Bakış" başlığında yaptığı konuşmasında, Hakikat Komisyonları'nın toplumsal cinsiyet eşitsizliğini gidermeye dönük işlevleri üzerinde durdu.
"Cinsiyet temelli" ihlallerin geçmişteki birçok hakikat komisyonu tarafından incelenmediğini ve görev tanımlarında bulunmadığını Guatemala ve Peru deneyimleri somutunda dile getiren Nesiah, tecavüzün "bir savaş suçu olduğunu ve soykırımın aracı olarak kullanıldığını" ifade etti. Nesiah, cinayetlere, kayıplara, işkenceye odaklanıldığı için cinsel suçların pek görülmediğini de söyledi. "Toplumsal cinsiyet konusunda sadece sayılarla konuşmanın depolitizasyon yaratacağını ve kadın şiddetinin savaş ihlallerinin normal sonucu olduğunu" da dile getiren Nesiah, kadınların ve çocukların en çok zarar gören kesimler olduğunu ifade ederek, konuşmasını sonlandırdı.

Devlet namus cinayetlerinin azmettiricisi
Nesiah'ın ardından 'Türkiye'de Toplumsal Cinsiyet ve İhlaller' üzerine konuşan Gözaltında Cinsel Taciz ve Tecavüze Karşı Hukuki Yardım Bürosu'ndan Av. Eren Keskin ise; çalışmalara başladıklarında radikal-sol çevrelerce "Zaten devrimciyiz işkence görüyoruz" söylemleriyle, kadınların gördüğü cinsel taciz ve tecavüzü işlemenin burjuva uğraşı olarak sayıldığını aktardı. Keskin, kadınların ailelerindeki erkekleri üzmemek için susmayı tercih ettikleri vakalarla çok karşılaştıklarını söyledi. Devletin bizzat namus cinayetlerinin azmettiricisi olduğunu dile getiren Keskin, nedenini ise, bu coğrafyada bu suçları işleyenlere hep ceza indirimine gidilmesi olarak vurguladı.
Yapılan şiddetin adli makamlarda uzun zaman kaldığını belirten Keskin, Türkiye'de cinsel şiddet uzmanlarının da sayısının çok az olduğu düşünülünce, bu durumun cinsel şiddetin belgelenmesinde sorun yaşattığına dikkat çekti. Keskin, belgeleme ve raporlaştırma sürecinde sadece Adli Tıp Kurumu'nun (ATK) esas alınmasını da eleştirdiği konuşmasında, ATK'nın bir devlet kurumu olduğunu unutmamak gerektiğini kaydetti. Konuşmasını tamamlayan Keskin'e sempozyum katılımcıları tarafından soru-cevap bölümünde yöneltilen 'Bugüne kadar hiç asker ya da polis bu davalarda mahkum oldu mu?" sorusuna "Bugüne kadar tek bir asker ya da polis mahkum olmadı"cevabı, katılımcıları dehşete düşürdü. Sempozyum, konuşmacılara yöneltilen soruların cevaplanması ile son buldu.


 DİHA/İSTANBUL




Savaşın bir adı ölüm diğer adı tecavüz

İstanbul Beyoğlu'nda önceki gün biraraya gelen SDP'li (Sosyalist Demokrasi Partisi) kadınlar, 15 Ekim Cumartesi günü başlattıkları "Barışa ses ver" kampanyası eylemlilikleri kapsamında, son günlerde düzenlenen askeri operasyonlar nedeniyle tırmanan çatışmalara ve kadına yönelik gelişen erkek şiddetine karşı açıklamada bulundu. Kadınlar adına açıklama yapan Sevda Yeliznar, yıllardır yanı başlarında devam eden bir savaşın olduğunu belirterek, "sınır içi ve dışı operasyonların tanığı ve aynı zamanda mağduru olduklarını" söyledi.
Sürmekte olan savaşın bir adının "ölüm" diğer bir adının da "tecavüz" olduğunu belirten Yeliznar, "Savaş, sadece sıcak çatışmalarla değil; tacizle, tecavüzle, yoksullukla, fuhuşla, zorunlu göçle kendini gösteriyor. Bu savaşın bir yanı göç oluyor, diğer yanı; hayatımızın her yerine sirayet eden itaat etme kültürü" dedi. "Biz karar vericisi olmadığımız bu savaşın ganimeti gibi görülüp tecavüze uğruyoruz" diyen Yeliznar, "Yüzlerce askerin tecavüzüne uğrayan Ş.E, daha geçen yıl sokak ortasında kaçırılarak tecavüz girişimine maruz kalan DÖKH üyesi kadın arkadaşımız ve daha niceleri belleğimizde hala. Unutabilir miyiz on yıllardır bölgede yaşananları? Münferit birer olay olarak görebilir miyiz? Ortada olan; devletin koruduğu tecavüz çeteleri değil midir" diye konuştu.

Bu savaşın karar vericileri olmadıkları halde yakınlarını kaybettiklerini dile getiren Yeliznar, şöyle devam etti: "Coğrafyamız yanıyor. Derelerden gözyaşı akıyor artık. Ekranlar çatışma alanlarına dönmüş durumda. İktidar ve medya savaş çağrıları yapıyor. Bizlere 'Ya itaat et ya öl' diyor. 'Kadın da olsa çocuk olsa gereken yapılacaktır' diyor. İktidarın her barış deyişinde biz daha çok ölüyoruz, bizim canımız daha çok yanıyor. Aramıza düşmanlık tohumları ekiliyor. Şovenizm, ırkçılık yükseltiliyor. Savaş kendi kültürünü yaratıyor, öldürmenin, işkencenin, tek tipleşmenin kültürünü."

DİHA/İSTANBUL