Tecavüz nedir? Neden tecavüz kültürü diyoruz? Tecavüz bir kültür olabilir mi? Öncellikle tecavüz salt bilinen anlamıyla dar bir cümle değildir. Tecavüz bir insanın, bir toplumun  yaşamından tutalım tüm haklarını gasp etmek, kendi tasarrufuna geçirmektir. 
Tecavüz salt bir insanın bir insanı köleleştirmesiyle izah edilemez. Onu yaratan zihniyet çok köklü bir geçmişe sahiptir. Bu zihniyet sahiplerinin sistemleştirerek, süreklileştirdiği, bunu bir yaşam biçimi, bir kültür haline getirdiği bir gerçektir. Buna bir nevi erkek aklın, zihniyetinin yarattığı ya da yaratmak istediği toplum gerçeği olarak görmek gerekir. Bu öyle bir yaşamdır ki insana, halklara, ezilen tüm kesimlere iki seçenekten başka bir yol bırakmaz. Ya bu tecavüz kültürünü içselleştirerek, kabullenerek, içinde eriyerek yaşayacaksın ya da  karşıtına düşüp sürekli inkar veya imha edilerek en kötüsünden tecavüz gerçeği içinde yaşatılacaksın. Amaç mutlaka ama mutlaka bu kültürün etkisinde, denetiminde, içinde yaşatmaktır. Tecavüz kültürün dışına çıkmak istesen yani üçüncü bir yolu denesen sana ya da halkına her türden yönelim Roboskî katliamında, AKP’nin askeri, siyasi tüm operasyonlarında olduğu gibi mubah görülür. Kaldı ki beş bin yıllık toplum tarihi boydan boya birçok kabilenin, halkın, ezilen insanlığın, kadının bu kültüre karşı mücadelesi, üçüncü seçenek arayışı büyük bedeller verilerek sürdürülmüş, sürdürülmektedir. Hiç kimse tecavüzün, tecavüz kültürünün hiçbir direnişle karşılaşılmadan özümsendiğini, yaşandığını iddia edemez.  İnsanlığın, toplumun ilk oluşumunda itibaren komünal demokratik, özgürlükçü ruhun yarattığı kültür buna izin vermez. Direniş hep olagelmiştir.
Bu tecavüz kültürün kapsamı nedir diye sorulacak olsa, şunu söylemek isterim. Bu kültür öyle bir gerçeklik yaratmış ki  yaşamımızın her anında görebiliriz. Evrenselden tekilliğe gidecek olursam, kendi halkımdan örnek vermek isterim. Kürt halkı Ortadoğu’nun kalbinde, altın hilal denilen Mezopotamya’da en kadim olan halktır. Bunu milliyetçilik duygularıyla değil, bir gerçeği yansıttığı için belirtiyorum. Toplum olarak tarih denilenin ilk sayfalarında yer alan, tarihiyle, yaşam biçimiyle kültürel gelenekleriyle, efsane sayılacak direnişiyle kahramanlıklarıyla dünyanın en zengin, güzel sayılacak coğrafyasında ahlaki-politik toplum damarını sürekli güçlü tutan, komünalliteyi özümseyen, demokratik, özgürlükçü bir halk gerçeğimiz olduğunu bu gün herkes bilmektedir. Bu nedenledir ki tecavüz kültürünün yaratıcıları, sahipleri bunda ısrar edenlerin gözleri, kulakları yani tüm duyargalarıyla Mezopotamya’da Kürt halkının bu gerçeği üzerinde yoğunlaşmakta ve her türlü yönelimle Kürt halkının komünal, demokratik, özgürlükçü yaşam biçimini ortadan kaldırmak için çalışmaktadır. Çünkü şunu çok iyi bilmektedirler ki Ortadoğu gerçeğinde Kürt halkı şahsında komünal demokratik, özgürlükçü kültür güçlü kaldıkça, direndikçe tecavüz kültürünün sahipleri kendilerine yeterince yer açamamakta, bu kültür içselleştirilememektedir. Kürdistan’da AKP ve Fethullah Gülen öncülüğünde toplumsal çatışmaların sistemli bir biçimde süreklileştirilmesi bu nedenledir.
Peki tecavüz kültürünün yaratıcıları Kürdistan’a hangi yöntemlerle yönelmektedir? İşte bu çok önemli. Çünkü bu konuda Kürdistan’da çok büyük, kapsamlı ve derinlikli bir mücadele var. Bu mücadele tarihsel olduğu kadar güncel anlamda kendisini göstermektedir. Güncel olanda tarihselliği de yaşadığımız bir gerçek ise uzaklara gitmeden örnek vermek istiyoruz. Hem de çok yakın bir tarihi esas alarak bu birkaç  yılda  kendi topraklarımızın, güzellim ülkemizin ormanları Botan’da, Dersim’de ve daha birçok yerde yakıldı. Bu aynı şuna benziyor: sistemde bir erkeğin bir kadına söylediği gibi ‘bana teslim olmazsan yaşamına son veririm, kimseye yar etmem. Ya benim olacaksın ya da öleceksin’ işte ormanlarımızın yakılması, yaşadığımız toprakların çoraklaştırılması bir tecavüzdür. Bize, toprağımıza can veren onlarca derelerimizin, nehirlerimizin, ırmaklarımızın Hasankeyf, Munzur şahsında barajlanmak istenmesi, özgürce akışları değil de, barajlarla yok edilmeye çalışılması, bununla birlikte tarihimizin sular altında bırakılmak istenmesi bir tecavüzdür. Topraklarımızın, ülkemizin devletin askeri gücüyle karış karış işgal edilmesi, kendi topraklarımızda özgürce yaşayamayışımız, topraklarımızın bize yasaklanması, yer altı zenginliklerimizin bizde koparılıp götürülmesi bir tecavüzün sonucudur.
Bu tecavüzcü kültür sahiplerinin en büyük destekçisi olan ve her şeyi kirli yayınlarıyla çarpıtan Türk medyası, mantar gibi ürettikleri dizileriyle, reklamlarıyla, en önemlisi de haberleriyle bir yandan Kürdistan’da yaşanan askeri, siyasi tecavüzün, Roboskî katliamının üstünü kadının bedenini gasp ederek kürtaj, sezaryan gibi suni gündemler yaratarak örtmekte, perdelemekte, bir yandan de tecavüzü  bir yaşam biçimi, davranışı haline getirmek, özümsetmek için başta Türkiye Başbakanı, Sağlık Bakanı, Kadın ve aile bakanın gündemlerini gündemde tutmak için yoğun çaba sergilemektedir. Özel savaş medyası halklara, kadınlara, gençlere özellikle dizileriyle, filimleriyle, klipleriyle rol biçmekte, tecavüzün bir kültür olarak zihinlerde özümsenmesi için olağanüstü çaba göstermektedir. Bu, zehiri şerbet olarak sunmaktır; kendini bin bir maskeyle gizlemek, toplumun tüm kesimlerini tecavüzcüsüne benzetmek, aşık ettirmektir. Yine bu, bir insanı, toplumu komünal, demokratik, özgürlükçü ruhundan uzaklaştırmak, kişisizleştirerek kimliksizleştirmek, özünden boşaltmak, dolayısıyla insan taslakları haline getirmek, her türlü kullanıma açık, üzerinde her türlü operasyonu yapabilecek şekilde nesnelleştirmektir. Bu bir kültür katliamıdır. Her biri bir rengi ifade eden, yani renk cümbüşü olan kültürleri, dilleri, yaşam biçimlerini bir potada eritip bir renge hapsetmektir. Eğer sen Başbakan Erdoğan gibi tüm renkleri, sesleri, zenginlikleri yani farklılıkları aynılaştırırsan, tekleştirirsen ve bu tekliğe yaşamı hapsedersen bu, faşizmdir, insan, kültür, yaşam katlidir, tecavüzdür. Her şey “tek millet, tek devlet,tek vatan”la bitmiyor. Bu teklik yaşamın her alanında dayatılarak yaşamın renkleri soldurulmaya çalışılıyor.
Tecavüzcü güçler bir yandan da ‘kaleyi içten feth et’ misali ‘kız çocuklarını okutalım, çeşitli kurslarla meslek sahibi kılalım, ’adı altında Kürt’ün kendine has zengin kültür ve dilini insanlık dışı bir asimilasyon ile kültürün yaratıcısı ve koruyucusu olan, bin yıllardır canı pahasına kültürünü yaşatan kadını kendi eliyle kendi katili yapmaya dönük çabalarını kesintisiz sürdürmektedir. Geçmişte ve bu günde artan Kürt nüfusundan korkan AKP hükümeti, Kürdistan’da özel savaş yöntemleriyle, aile planlaması adı altında Kürt kadınlarını kısırlaştırmaya çalışırken, batıda üç, beş çocuk yapmaktan, kürtajı, sezaryanı yasaklamaktan bahsediyor.
Bu açıdan biz kadınların, tecavüz kültürüne karşı yaratılan özgür yaşamın farkına varması çok önemli. Özgürlüğü geliştirmek için özgürlük hakikatinin peşine aşkla düşen insan, tecavüz kültürünün tüm çıplak gerçeğini derinliğine çözümler, üzerindeki etkilerini büyük bir nefs mücadelesiyle tereddütsüz söküp atar. Bunun için büyük bir tarihsel, toplumsal bilinç gerekir. Bu bilinci kendinde her gün oluşturmaya başlayan bir insan yaşamın, özgürlüğün ve köleliğin farkına varır. Farkına vardıkça tecavüz kültürünün yarattığı derin köleliğe karşı savaş açar, zihin aydınlanır ve özgürlüğe aşk derecesinde bağlanır. Bu nedenle önce yaşadıklarımızın farkına varalım ki niçin özgür yaşamı yarattığımızı bilelim.