İktidara yakın vakıflarda, bu vakıfların yöneticileri, eğitmenleri tarafından çocuklara cinsel istismar, tecavüz uygulanıyor. İktidar cenahında bu durumdan dolayı mahcubiyet duymak, ya da üstünü örtmeye çalışmak bir yana neredeyse bu durumu, iktidar olmanın bir hakkı, bir neması olarak gören zihniyetler bütün yüzsüzlükleri, utanmazlıklarıyla ekranlarda boy veriyorlar. Daha vahimi bütün bir toplum çocuklarına tecavüz edilmesi karşısında sus pus oluyor. Diyanetinden tutalım, akademik kanaat önderlerine, cemaatlere mensup kanat önderlerine kadar bir dizi mahlukat, tecavüzlerini meşrulaştırmak için erkeğin tahrik olması durumunda herşeyi yapabilmesini hak sayan cevazlar veriyorlar. Kadınlar öldürülüyor, tecavüze uğruyor, küçük yaşta çocuklar zorla evlendiriliyor. Bütün bir toplum buna sus pus.
Bir kanun tasarısı çıkarılıp meclise sunuluyor. Onsekiz yaşından küçük, onbeş yaşından küçük çocuklara tecavüz, evlilik adı altında yasal hale getirilmeye çalışılıyor. Televizyonlar, gazeteler günlerce bu konuyu tartışıyor, Kemalist iktidarların baskısıyla yüz yıldır gerçek niyetlerini, zihin dünyasının gerçeklerini ortaya koyamayan islamcı yazarlar, akademisyenler, gazeteciler bilinçaltlarındaki kirli düşünceleri bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor, ağızlarından salyalar akarak, karşı çıkanları tehdit ederek savunuyorlar.
Ailelerin yoksulluklarından, çaresizliklerinden faydalanarak derme çatma yatılı kuran kurslarına, insani ve güvenlik koşullarından yoksun öğrenci yurtlarına çocukları doldurarak dini eğitim vermeye çalışırken defalarca çocukların diri diri yanarak ölmesine neden oluyorlar. İktidarın karanlık bilinçaltı olarak görev yapan televizyon kanalı bu çocukların ölümünden, bu durumu sorgulayanları, eleştirenleri sorumlu tutacak kadar pervasızlaşıyor, tehdit ediyor.
Maden ocaklarında, inşaatlarda, fabrikalarda, merdiven altı tekstil atölyelerinde, mevsimlik tarım işçisi olarak çıkılan yolculuklardaki kazalarda onlarca kadın ve erkeğin ölmesi zaten İslami muhafazakar iktidar tarafından vahşi kapitalizmin sebep olduğu bir sonuç olmaktan çoktan çıkarılmış ve bir mukadderat olarak bütün topluma kabul ettirilmiştir.
Türkiye toplumu hükümet edecekeleri seçme toplumsal ilişkilerde, ahlaki ve vicdani ölçülerde büyük bir hızla bir aşınma yaşıyor. Ahlak, vicdan, hukuk, adalet artık sadece ve sadece iktidar gücünü elinde barındıranların çıkarına ne kadar hizmet ettiği ile orantılı olarak toplumsal ilişkilerde bir ölçü olarak kullanılıyor. Bu durum bir toplumsal yapı için sürdürülebilir bir düzen değildir. Her türlü mütecaviz, saldırgan davranışın iktidar için, zengin için, erkek için, Türk olan için, Müslüman olan için, sünni olan için hak olarak görüldüğü bir toplumsal yapıda egemen kimlikler arasındaki zulm ve sömürü için ortaya çıkan rıza ve ortaklık şüphesiz bütün bir toplumu çaresiz ve savunmasız bırakıyor. Bu egemen kimlikler arasında da çıkarların çatışması durumu söz konusu olduğunda acımasız bir savaş kapasitesini içinde barındırmaktadır. Son darbe girişimi ve AKP-Fetö çatışmasındaki acımasız mücadelenin bize gösterdiği gibi.
Türkiye iktidar güçlerinin, akademi, medya, entelektüel camianın, dini kanat önderlerinin ve nerdeyse bir bütün olarak Türkiye toplumunun yaşadığı bu ahlaki çöküş ve çürümenin, Kürdistan’da yürütülen kirli savaşla çok doğrudan bir bağlantısı vardır. Kürtlere karşı her türlü katliamı, tecavüzü, vahşeti uygulayanların, ve bunun yapılmasına onay veren toplumun bireylerinin kendi aralarındaki ilişkide de bu güç ilişkisi ve ahlaksızlığı yaşayamaları kaçınılmazdır. Bir kere katil, mütecaviz, ahlaksız ve vicdansız hale gelmiş insanın artık bunu sadece düşman saydıklarına değil her türlü ilişkisine uygulaması kaçınılmazdır. Ayrancılar’da bir gerilla cenazesinin mezarından çıkarılıp gönderilmesi ile, Adana’da bir öğrenci yurdunda küçük kızın yanarak ölmesi aynı zihniyet iklimlerinin son derece birbiriyle alakalı sonuçlarıdır.