Çewlîk'te 16 yaşındaki E.A.'nın, 8 kişinin tecavüzüne maruz kalmasını ve sanıkların tutuksuz yargılandığı davayı değerlendiren Avukat Eren Keskin, "E.A. davası ile birlikte bir kez daha Kürdistan'da işlenen savaş suçlarına bakmak gerekiyor. Kadına yönelik şiddet, taciz ve tecavüz bir savaş yöntemi olarak uygulandı devlet tarafından. Bingöl'de yaşanan olayı da bu şekilde değerlendirmek gerekiyor" dedi.
Çewlîk'de 16 yaşındaki E.A. adlı çocuğun, aralarında askerlerin de bulunduğu 8 kişinin cinsel istismarına maruz kalmasına ve haklarında dava açılan sanıkların tutuksuz olarak yargılanmasına Türkiye'nin her yerinden tepkiler yükselmeye devam ederken, özellikle Kürdistan'da yaşanan cinsel istismar ve tecavüz suçları hakkında açılan davalardaki skandal kararlar da tekrardan hatırlanıyor. Daha önce 'Utanç davası' olarak bilinen, 13 yaşındaki N.Ç. adlı çocuğun davasının avukatı Eren Keskin, Çewlik'te işlenen suçun 'savaş suçu' olduğuna dikkat çekerek, bu tür davaların savaş mahkemesinde görülmesi gerektiğini belirtti.

Kadınlar savaş ganimeti görüldü

Benzer şekilde çok fazla mağdur kadının bulunduğunu, ancak birçoğunun yargıya hiç başvurmadığının altını çizen Keskin, "Bunlardan en bilinenleri en son küçük yaşta oluşu nedeniyle 'N.Ç davası' olarak bilinen davaydı. Şimdi bunları kız çocuklarının isimlerinin baş harfi ile anmak da aslında biraz onların mağduriyetine neden oluyor" diye konuştu. Keskin şöyle devam etti: "Devlet tüm savaşlarda olduğu gibi, Kürdistan'da süren savaşta da kadınları bir savaş ganimeti olarak gördü. Kadına yönelik taciz, şiddet ve tecavüz çok yoğun olarak uygulandı. Kürdistan coğrafyasında çok açık ki, 'namus' kavramı çok yerleşik bir kavram. Bu nedenle en ince noktasından vurmaya çalıştılar Kürtleri. "
 
Hukuk erkek egemen

Bu konuda sadece Türk hukukunun değil, uluslararası hukukun da son derece erkek egemen olduğunu anımsatan Keskin, "Bu bir dünya meselesi aynı zamanda. Örneğin birinci ve ikinci dünya savaşlarında, binlerce kadın taciz ve tecavüze uğradı. Ancak bu savaşlardan sonra kurulan mahkemelerde, kadına yönelik şiddet, taciz ve tecavüz savaş suçu olarak yargılanmadı. Ancak Bosna ve Ruanda çatışmalarından sonra kadınların kendi çabası sonucunda bu taciz ve tecavüz insanlığa karşı bir suç olarak yargılanmaya başlandı. Aslında Bingöl'de yaşanan tam da budur. Bu bir savaş suçudur çok açık bir şekilde" dedi.
Keskin ayrıca Türkiye'nin altına imza attığı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi'ni ve Cenevre Savaş Hukuku Sözleşmesi'ni de ihlal ettiğini ifade ederek, "Türkiye'de yapılan şu; yargı kendi iç dünyası içinde yazılı hukuktan alıntılar yaparak kararlar veriyor. Oysa bu yargılamalar yapılırken, altına imza attığı uluslararası sözleşmeleri de dikkate almak zorunda, ama bunu yapmıyor" diye belirtti.

Bakanlık iyi polisi oynuyor

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'nın davaya müdahil olmasının ardından sanıklardan birinin tutuklanmasını da değerlendiren Keskin, "Bu tür davalarda son dönemlerde bakanlık müdahil olarak katılıyor. Tabii ki bir kadın bakandan söz ediyoruz ve bir anne kendisi. Belki vicdanen kendisini kötü hissediyor olabilir. Ama sonuçta belli bir zihniyetin bakanı olarak görev yapıyor. Ben burada 'iyi polis-kötü polis' derler ya öyle bir yaklaşım olduğunu düşünüyorum. Bir taraftan devletin yapısı, bu suçu işleyen insanları serbest bırakıyor, bir taraftan da hükümetin bakanı 'Bunları serbest bırakmayın' diye müdahil oluyor. Oysa istese bu konuda çok yaptırımı olan, çok kesin hukuk düzenlemeleri yapabilir. Bakanın tavrı 'iyi polisi' oynamak gibi geliyor bana" şeklinde konuştu. 

DİHA/İSTANBUL